Mehmet Tahir Doluner

M. Tahir DOLUNER, 1930 yılında o zamanki adı İpsillat olan Sütlüce’de doğar.

M. Tahir DOLUNER, 1930 yılında o zamanki adı İpsillat olan Sütlüce’de doğar. İlkokulu köyünde, ortaokulu Mağusa’da, liseyi de Türk Lisesinde bitirir. 1950- 1973 yılları arasında devlette görev alır. Emekli olduktan sonra kabına sığmayan taşkın yüreği, onu Kıbrıs’tan koparır. 1980 yılında Avustralya’ya göç eder. 1993’te ise yurt özlemi ağır bastığından KIBRIS’a temelli dönüş yapar. Yapar ama 7 çocuğundan 4’ünü Avustralya’da bırakarak gelir. Lise yıllarında yazmaya başlayan Tahir Doluner’in şiirleri EVRİM ve KAYNAK isimli dergilerde; 1947’de KURUN gazetesinde, daha sonraları TÜRKSÖZÜ ve HÜRSÖZ’de çıkar. EVRİM dergisinde çıkan ilk şiiri:“ Benim harap gönlüme yine hüzün girecek…”tir. Bağlama dizeleriyle çıkan bu şiir okul çevresinde çok ilgi görür, çok beğenilir. SARIYORDU RUHUMU İLK AŞK HEYECANI Lüle lüle saçları yüzüme dökülürken Yüreğim boğazıma gelip dayanıyordu Kendime başka başka dünyalar bulurken İçimde bilmediğim bir şey uyanıyordu Bu his öyle bir şey ki sözlerle anlatılmaz Yaşamak gerek onu, hem bütün benliğinle Bu his öyle bir şey ki, parayla satılmaz Onu sadece hisset, bir müzik gibi dinle… TÜRKSÖZÜ (1948) M. Tahir DOLUNER’in 1950- 1995 yılları arasında şiirle ilgilenemediği görülür. Çeşitli nedenlerle ya da şiire ilgi azlığından, çevrenin duyarsızlığından da olabilir. ŞİİR ŞÖLENİ 1995 adlı Atatürk Kültür Merkezindeki program sonrasında tekrar yazmaya başlar. Anlaşılan, şiire gösterilen ilgi, başka şairlerin yazdıkları onu yeniden şiire döndürmüştür. Benim de hayatımda o gece çok anlamlıdır. Şairleri dinledikçe, kendime güvenim artmış, bir başka zamanda, o sahnede yer alma isteğim perçinlenmiştir. Doluner, ilk gençlik şiirlerinin aksine, genellikle çevreye duyarlı, sosyal içerikli şiirler yazar. Zaman zaman doğa ve yurt sevgisi üstün gelir. Bazen de nostaljiler baskın çıkar. Birinci kitabı “ Bu Vatan Bizim”i 1996 yılında yayınlayan Doluner, Halk edebiyatı geleneğine uygun olarak hece vezniyle yazar. Yer yer de Kıbrıs ağzını kullandığı çalışmalarıyla şiirimize ayrı bir renk katar… KKTC BUMBURİS EDİLMİŞ BOSTAN Şu Kıbrıs insanı Yelesi dökülmüş aslana döndü Kendi ülkesi de bir sonbaharda Bumburis edilmiş bostana döndü… Harram yeyiciler öyle köşede Dişleri dökülmüş sırtlana döndü Eski hevesiyle eski düşüyle Bumburis edilmiş bostana döndü… Bu garip ülkenin hanı, limanı Yırmacı yırtılmış fistana döndü Böylece çoğunun dini imanı Bumburis edilmiş bostana döndü… ORTAM, 1995 (Bumburis olmak: Bozulmak, ıskartası kalmış, hoşafı çıkmış) Bu kitabındaki 100 şiir kesin bir çizgiyle ikiye ayrılır. 18 tanesi ilk gençlik yıllarına ait AŞK şiirleridir. 82 tanesi ise: Yurt ve doğa sevgisi, halkın sorunları, düzenin bozuk yanlarını irdeleyen şiirlerdir. Kıbrıs’a döner dönmez “ nerde kalmıştık” diyerek kaleme sarıldığı görülür. Bıraktığı hiçbir şey yerinde değildir. Geliştirmek yerine elimizdekileri bile yok ettiğimizi anlatır. Lapta ve Değirmenlik’teki pınarları beceriksizlikle kuruttuğumuzu söyler… Kısaca “ akan suyla güneşi tersine çevirdik “ der. “Dikmen çöplüğünü, insanların nefes alma olanağını bile ellerinden aldık” diyerek beceriksiz yöneticileri suçlar. Vatan aşkından yasak aşklara, şeftali kebabından pekmeze, horoz lalesinden zeytine kadar her konuda görüş üretir. “ Bilesin ki bu vatan ebediyen benimdir Her karış toprağında alın terim bulunur Ne öyle birden bire köşeyi dönenindir Ne de her gün içine o biçim edenindir.” Diyerek taşlama türünde de ustalığını gösterir. KIBRISIM Nasıl sevmişim seni öyle körü körüne O acayip kışın aman vermez yazınla Nasıl girdin kalbime hem öyle en derine O kısacık baharın, kasvet dolu güzünle… BU VATAN BİZİM, 1995 Diyerek vatanını ne kadar çok sevdiğini dile getirmeden de edemez. Bende imzalı ilk kitapları 1998 tarihini taşıyor. Ben de yazın dünyasına 1997’de ilk adımımı atmıştım. Demek ki tanışıklığımız da o yıllarda başlamış. Elbette girdiğiniz çevre size bir ünvan veriyor. Doğal olarak siz de o gruba dahil oluyorsunuz. İkinci kitabı “ AH TOPRAĞIM TOPRAĞIM” ı 1996 yılı sonunda çıkaran Doluner, gönlü insan sevgisi, doğa ve memleket sevgisiyle dolup taşan bir Kıbrıslıdır. Yaşanmakta olan her kargaşa, her olumsuzluk onu üzer. Duyarsızlıklara, bencilliklere ve sevgiden uzak yaşantılara isyan eder. AH TOPRAĞIM TOPRAĞIM Azalırken gitgide yıldan yıla ürünün Niye birçok evladın yanaşmıyor yanına Niye sen uğraşırken yaşayasın güç bela Birlik olmuşlar sanki okusunlar canına… ( ORTAM, 1996 1997’de YUVASIZ KUŞLAR’ı çıkarır. Kitabın kapağında bir dörtlüğü yer alır, kitaba adını veren şiir… YUVASIZ KUŞLAR Gönlün her zaman burada, hep bu doğduğun yerde Sürsen bile bir ömür cennette yaşar gibi Ne kadar çok kalsan o yabancı ellerde Sanırsın hep kendini yuvasız kuşlar gibi… Diyerek, yurdundan yıllarca uzakta kalmanın zehrini kusar. Aslında bu ülkenin gencecik insanları yıllarca bir dilim ekmek uğruna Avustralya, İngiltere, Hollanda gibi ülkelerde en güzel yıllarını heba etmiştir. Bugün bile hemen her aileden birkaçı ya da birçoğu bu ülkelerde yaşamını sürdürmektedir. Hemen hemen yılda iki ya da üç kitap çıkarır Doluner… Sanki boşa geçmiş yıllarını silmek istercesine. Bu kitabın ardından SARI LALE, TOZ KONDURMAM YURDUMA yine 1997 de basılır. SARI LALE Görmedim sarı lale uzun yıllardan beri Süslesin ilkbaharda cömertçe yamaçları Sarartsın pervasızca dağları tepeleri Sarı bir deniz gibi kırları kıraçları… TOPRAK KOKUSU, 1998 yılı haziran ayında çıkar. Kitabın kapağında çok sevdiği eşi Belma Hanım, kucağında ekinlerin arasında biten mor renkli lalelerle gülümser. Onları ne zaman görsem, mutlaka el ele tutuşmuş ya da kol kola girmiş, gülümseyerek bir şeyler anlatırlardı. Her zaman sevgi dolu gülen yüzleri hatırımdadır. Her etkinlikte mutlaka yer alırlar; ben de hatır sormak için yanlarına giderdim. TOPRAK KOKUSU Bu toprak kokusuydu gelip giren içime Ta Doğu Akdeniz’den Güney Kutbu’na kadar Bu kokuydu devamlı beni ateşe veren Şeftali kebabıyla, yaseminle yoğrulu… Benim bütün imza günlerimde mutlaka yanımda olurlar; onlarla tatlı tatlı sohbet ederdik. Tüm kitaplarını imzalayıp bana vermiş olan sevgili Doluner, bu kitabın başına da şöyle yazmış.” Güzel gözlerine hayran olduğum Rumeli dilberine…” diye imzalamıştı. Dönüp eşine okuduğunda kıskanma sakın ha, benim gönlümün sultanı sensin…” demişti. Nur içinde yatsın… 1998’de GÖKKUŞAĞI gelir. Çok ilginçtir, Kıbrıs yazın dünyasında GÖKKUŞAĞI adıyla çok kitap yayınlanmıştır. Benim, Mehmet Levent’in ve Doluner’in kitapları ilk aklıma gelenler… Her birimiz gökkuşağına kendimizce anlamlar yüklemişizdir, kuşkusuz. GÖKKUŞAĞI Düşerken gökkuşağı yurdumun dağlarına Doyulmaz seyrine hiç evimin balkonundan Dalınca aradaki bir de bayırlarına Olmaz bence dünyada daha güzel yer ondan… Biz Kıbrıs’ı çok sevenler onu yere göğe koymayız. Üç yıl kadar önce İzmir Üniversitesi’nde yaptığım konuşmada şöyle demiştim: “ Bana, dünyanın cenneti şurası deseniz, teşekkür ederim almayayım, benim cennetim KIBRIS…” demiştim, salon alkıştan inlemişti. Gerçek duygularım bunlar: Yalın, abartısız… SEVGİLİM KARA SABAN, 1998’de hayat bulur, gün yüzü görür. Bu kitapta biraz da serbest tarzda yazdığı görülür, ozanın… Kapağında Kıbrıs haritası… Sözü edilen köy adları sıralanır alt alta… Lefkoşa’dan çıkarak her birini gezer, dikkatini çeken, eleştirmek istediği yönleri tek tek ele alır. Değirmenlik’teki Başpınar’ı, Haspolat’taki kötü kokuları, Beşparmaklardaki taş ocaklarını, trafiğe hiç de uygun olmayan, kazalara davetiye çıkaran bozuk asfalt yolları eleştirir. Kısa bir gezintiydi O gün sabah gayemiz Seyran için çevreyi ne var ne yok diyerek Uzadı gitti lakin Birden bire gezimiz Yurdun ah-u zarını içimizde duyarak… Kitaplarını ve şiirlerini yeni baştan gözden geçirirken, bir edebiyat öğretmeni olarak bizim yazar ve şairlerimizi gençlere yeterince tanıtamadığımız duygusuna kapıldım elde olmadan. Zaman zaman okullar bizleri davet eder, öğrencilerle tanışma fırsatı yaratırlar ama edebiyat kitaplarında pek çoğu çabucak geçiştirilir diye düşünüyorum. Kıbrıs Türk Edebiyatına katkılarından dolayı, sayın Doluner’i bir kez daha hatırlamanın gururu ile kendilerine rahmet diliyor, saygılar sunuyorum.

Bu haber 6905 defa okunmuştur

:

:

:

: