Yabancı olmak / yabancılaşmak

Bir ülkede yabancı olmak… Yabancı olmak, bazen ‘hiçbir şey olmak’ gibidir.

Bir ülkede yabancı olmak… Yabancı olmak, bazen ‘hiçbir şey olmak’ gibidir. Beden, zihin, ruh üçlüsü çalıştığı halde; kendini hiç görmek, her konuda belirsizlik yaşamak. Siz, hiç farklı bir kıtada, yabancı bir ülkede ‘ yabancı’ oldunuz mu? Bazen, kendi kendinize bile yabancı kaldığınızı hissettiğiniz; kısacası yabancılaştığınız oldu mu? Bunun ne demek olduğunu yaşamadan anlayamadığımızı hepimiz biliyoruz. Farklı bir ülkede yabancı olmanın ve kendine yabancılaşmanın çok daha hızlı yaşandığını kendimiz deneyimlemesek de duymuş ya da görmüşüzdür.
BİR YERDE YABANCI OLMAK VE BEN
Bazen düşünüyorum da her konuyla alakalı mutlaka bir anım ya da birden çoğu karşıma çıkıyor. Londra’ya ilk kez gidişim; hatta uçağa ilk kez binişim… Bu seyahat, babamın bizlere verdiği bir armağandı. Yaz tatili armağanıydı. Her saniyesini kendisi planlamış ve programlamıştı. Çocuk gözüyle görebildiğim, Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın üzerinde ‘Lufthansa’ yazan uçağıyla hiç korkusuz altı saat boyunca seyahat ettiğimizi hatırlıyorum. Ablamla ben en çok da bulutları sevmiştik. Uçağın içinden bulutlarla yarış yapıyorduk. Onları her geride bıraktığımızda da 100 metre yarışlarında, son anda öne geçip de kazanan sporcular gibiydik. İlk kez uçağın içinde evi gibi dolaşan, yemek yiyip içen insanlar, birbirlerine sevgilerini gösteren çiftler, gökyüzünde uçan kocaman bir kuşun içerisinde ağlayan minnacık bebekler görmüştük. Ablamla o kadar eğlenmiştik ki her sene bu duyguyu gönülden yaşamak istiyorduk ve bunu da her zaman dile getiriyorduk. Ablam, şiir ve öykü yazdığı için, sonraları yazdıklarını bu gibi hatıralarla da süsleyecekti. İngiltere’ye gitmek, bilmediğim bir ülkeye uzun bir yolculuk yapmak, oldukça eğlenceliydi. Uçaktan indiğimizde, tüm o güzel duygu ve düşüncelerim tamamen değişikliğe uğramıştı. Birden sanki, hiçbir şey bilmiyormuşum gibi hareket ettiğimi anımsıyorum. İşte o an, yabancı olduğumu bile anlamadığım bir durum yaşıyordum.
DİL DİN IRK… FARKLI OLABİLİR
Dil, din, ırk, giyim, saç stili, davranış olarak o kadar farklı insanları hiçbir zaman bir arada görmemiştim. Havaalanındaki karmaşa, ‘Minicab’ taksi şoförünün muhteşem olduğu kadar; İngiliz İngilizcesini tam da anlayamadığım için Londra şehri bana korkutucu ve gizemli gelmişti. Siyah bir arabadayım, nereye gittiğimle ilgili hiçbir düşüncem yoktu. Fiziken bile ulaşılması zor beyaz saçlı bir şoförün gizemi zihnimde dönüp dolanıyordu. Tek güvenebildiğim, ablamın sevimli bakışları, çok güzel bir tatil olacak diyen gözleriydi. Ve sonrası… Kiraladığımız daire, sokaklar, çalışanlar, marketler, yiyecekler, parklar, ilgi alanları, bakış açıları… farklı.
YABANCI OLANA YARDIMCI OLABİLMEK
Eskilerden kalma, bir yerde yabancı olma tedirginliğimden olacak, yabancı gördüğüm herkese yardımcı olmaya çalışıyorum. Öğretmenliğimde de sınıfımdaki yabancı öğrencilerime karşı nazik olmaya, öncelikle onları korkutmamaya çalışıyorum. Biliyorum ki yaşadığımız bu nokta, onlar için farklı duygu ve düşünceleri barındırıyor. Öncelikle, onlara nazik, sevecen, oldukça genel düşünerek davranmam gerektiğini biliyorum. Çünkü, derinlemesine düşünürsek; bu öğrenciler, buraya nötr durumda ve kendi kültürleriyle geliyorlar. Onlara iyi davranırsam, hangi ülkeden gelirlerse gelsinler, onları bizim kültürümüze yakınlaştırmayı, kendi kültürümüzü sevdirmeyi başarırsam; bu kültürün barındırdığı ana dilimizi de en doğru şekilde öğrenip anlamlandıracaklardır. Bu durum, sadece öğrencilerimiz için değil; komşularımız, çalışanlarımız, turistlerimiz… için de geçerlidir.
KENDİNE YABANCILAŞMAK
Fransız yazar ve filozof, Albert Camus’un edebiyat alanındaki en önemli yapıtı ‘Yabancı’ da romanın kahramanı olan Meursault, adı olmayan bir yabancıdır. Meursault, algıladığı şeyleri tanımlayamayan; ama gerçeği bulmaya çalışan boş bir bilinçtir. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür. Böyle kişilikler, şimdilerde de var. Kişi, gün geçtikçe yaşadığı dünyaya ve eylemlerine yabancılaşıyor. Farklı bir kıtada ya da ülkede var olmaya, ayak izi bırakmaya çalışırken önce kayboluyoruz. Bu kayıp, bazen işkence veriyor; bazen de çekilmezlik duygusu. Kendini yitirmenin ve sonradan da o farklı dediğimiz yerde yeniden şekillenmenin gücünü avuçlarımızın içine bırakıyor. Yabancı olmak, ilk etapta kendine bile yabancılaşmaktır, çoğu zaman. Tekrardan o içinde yaşanılan toplum tarafından yaratılmak, bu yaratıma konu olmak ve yaratımı birebir yaşamak da korkutucu olduğu kadar da insanı üst noktalara taşıyan bir durum. Yabancı olmaktan; kendinize yabancılaşmaktan korkmayın. Bu kavramları olumsuz şekliyle değil de daha yapıcı, insan yaşamını onarıcı, ufuk açıcı olarak değerlendirin.

Bu haber 322 defa okunmuştur

:

:

:

: