Pandemi ve biz

“Pandemi ve Biz” bu düşüncenin beynimize yerleşmesinin ikinci yılındayız. Beynimiz, bu düşünceyi kabul etti mi; yoksa düşüncenin gelip geçiciliğinin farkında mı? İşte, belki de bu düşüncenin seyrini yine kendi kendimize istediğimiz yön doğrultusunda düşündürmeli ve tam da onu yaşamalıyız.

“Pandemi ve Biz” bu düşüncenin beynimize yerleşmesinin ikinci yılındayız. Beynimiz, bu düşünceyi kabul etti mi; yoksa düşüncenin gelip geçiciliğinin farkında mı? İşte, belki de bu düşüncenin seyrini yine kendi kendimize istediğimiz yön doğrultusunda düşündürmeli ve tam da onu yaşamalıyız.
Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan ve hızla dünyaya yayılan Koronavirüs pandemisi, her türlü tutsaklığa, eve mahkum oluşlara, sessizliklere ve belki de kimsesizliklere, oyun oynayarak gelişim evrelerini tamamlayamayan çocuklarımıza, üniversiteye gitmeyi hayal eden ve bu hayalin fiziken gerçekleşmesini bekleyip de hüsrana uğrayan gençlerimize, sevginin sarılmayla ifade bulduğunu bilip de yapamayan milyonlarca insanın yaşadıkları yaşam eksilerine rağmen; pandemi, eşitlik fikrinin yeniden uyanışına olanak sağlamış oldu. Tabii ki başka bir yönden de bakacak olursak, pandemide teknolojik kullanımın fazlalaştığını ve bu dönemle birlikte teknolojinin en üst noktalarda anlam bulduğunu da yaşayarak görüyoruz. Eksisiyle artısıyla pandeminin yaşanıyor olduğunu hep birlikte deneyimlemekteyiz.
PANDEMİ SONRASI BİZLERİ NE / NELER BEKLİYOR?
Koronavirüs salgının yayılmasıyla birlikte tüm hareket noktaları, tüketim alışkanlıkları, duygulanımlar değişime uğradı. Bernard Stiegler’in de dediği gibi: “Hiçbir sesin şarkı söylemediği bir büyü bozulması” yaşanıyor. Gün geçtikçe de televizyonlarda, gazetelerde, dergi köşelerinde, sokaklarda, evlerde; kısacası her yerde pandemi tartışmaları yükseldikçe yükseliyor. Herkesin, her kesimin odak noktası, fokuslandığı ortak konu, pandemi konusu. Tartışmaların boyutları ve derinliği arttıkça çoğu sözün ulaştığı nokta, pandemi sonrası yeni bir normale, yeni normlara, yeni yaşam biçimlerine sahip olacağımız iddiası. Yaşamımız boyunca ancak ve ancak oluşan yeni kurallarla dünya üstündeki yerimizi alabileceğimiz, bir ülkeden bir ülkeye seyahatlerimiz sırasında birtakım kıstaslara maruz kalabileceğimiz, bundan sonraki senelerde de online eğitimden başka çaremiz olamayacağı konuşuluyor.
YAZILANLAR ÇİZİLENLER
Bazılarımız, sadece ileride olabilecekler üzerinde konuşuyor. Bazılarımızsa, benim gibi düşüncelerini, duygulanımlarını kaleme alıyor. Tüm bunlar, bizlerdeki sıkıntının ve ortak yaklaşımın birliğini göstermektir. Bir fanustaki üç, beş balığın o fanus içerisindeki durumunu birbirleriyle paylaşmaları gibi… Yazılanlar, çizilenler ve deneyimlenen olumsuzluklar çerçevesi içerisinde alınan önlemler esasında salgını arttıracak panik halinin yaratıldığını, gerçekleşen hastalığın seyrinin olumsuz düşüncelerle büyütüldüğünü görüyorum. Şöyle ki artık, bazı değerlerimizden bile vaz geçiyor olduk. Kendi kimliğimizi yaşayamıyor olduğumuzu; bize sunulan yeni kimliklerimize alışıyor olduğumuzu gözlemliyorum.
NE OLURSA OLSUN OLUMLU DÜŞÜNÜN!
Getirilmeye çalışıldığımız son nokta, olumsuz düşünen, kendi kimliğini terk eden, milli değerlerini görmezden gelen, politik gücünü unutan bir dünya topluluğu… İçinde bulunduğumuz durumun geçiciliğine tüm kalbimizle inanalım. Sevginin; kendimize, insanlığa ve doğaya olan kısmının tüm dünyaya yettiğinin bilincinde kalarak ne olursa olsun olumlu düşünüp olumsuz tüm duyguların dünyamızı terk edişlerini izleyelim. İnsanlık, kendi seyrine kendi yön verecek kadar değerli, yüce ve eşi bulunmazdır. Bunu bilerek davranmamız durumunda kazanan hep bizler, olacağız.
Bu haber 211 defa okunmuştur

:

:

:

: