Kıbrıs Türk romanında Özden Selenge

2000’li yıllara adım atıldığında romanda ve öyküde ressam- yazar Özden SELENGE’yi görüyoruz. Yazın hayatına çocuk piyesleri ve sahne oyunlarıyla başlar. Bunu öykü kitapları: Fincandaki Kraliçe (1993), Çiçeklenemeyiz Biz Erik Ağacı ( 1987), Geceye Açar Gecetütenler ( 1988) izler.

Ne acıdır ki, yazarın oyunları basılmaz ama defalarca sahnelenir ve Ada’nın her yerinde ve Lefkoşa’da kalabalık bir seyirci kitlesi tarafından keyifle izlenir. Her oyun büyük yankı uyandırır.( O yıllarda tüm oyunlarını hem de birkaç kez izleme şansını bulmuştum.)

Güldürü türündeki oyunları: Ağustos Böceklerini Unutma, Annem Niçin Miyavladı, Kim Bu Adam… Hatta bunların birinde hepimizin seramik sanatçısı olarak yakından tanıdığı Ayhatun Ateşin de başrol oyuncusu olarak yer almıştı.
Sayın Selenge, ressam kişiliğinin yanında, toplumuna duyarlı, hassas kişiliğiyle dikkat çeker. Sanat zaten bir bütündür. Yurtiçi ve yurtdışı sergi çalışmalarının yanı sıra yazın hayatı sürer. Onunla sohbetlerimizde, bir roman yazdığı sırada yaptığı resimleri ile aralarında bütünlüğün, birbirinden esinlenmenin, birbirini etkilemenin kaçınılmaz olduğunu anlatmıştı. Tıpkı birbirini besleyen iki varlık gibi…
Dikkatli gözlemlerinin, duyarlı kişiliğinin ürününü 1998 yılında çıkardığı 294 sayfalık İLK romanı “SANA SEVDAM SARI” ile verir. Kitap büyük yankı uyandırır… 2000 yılında KIBATEK Makedonya etkinliğinde, 2001 yılında KAZAKİSTAN’da yapılması düşünülen Uluslararası Edebiyat etkinliğinde bildiri sunmam kararlaştırılmıştı. Ben de sevgili Selenge’nin son romanını incelemeyi düşündüm:

LALE YÜREĞİN BEYAZ… (1999) Kendisiyle bu konuda ayrıntılı görüşmeler yaptık. Aylarca kitabı elimden düşmedi. Satır satır, cümle cümle inceledim. 3-8 Haziran 2001tarihlerinde, Kazakistan’da YESİ ÜNİVERSİTESİ’nde gerçekleşen etkinlikte bildiri çok ses getirdi.
Bildiri günü sıra bana gelince kocaman bir KKTC bayrağı masanın önüne asılıyor. Yanında da Özden Selenge’nin kocaman bir posteri yer alıyor. Tüm kitapları yerleştiriliyor. Dev salon öğrenciler ve öğretim görevlileri, başka üniversitelerden gelen rektör, hoca ve öğrencilerle hıncahınç dolu…
Şiirsel bir sunum oluyor… Sorular soruluyor. Böylesi bir yazarı tanımak istiyorlar. Keşke kendisini de görebilseydik, diyorlar. Namık Kemal Zeybek de aramızda… Elimdeki yazılı, çizili kitabı istiyor özellikle… Bu benim için daha değerli, siz yazarından yine alırsınız, diyor.

LALE YÜREĞİN BEYAZ…

Kıbrıs Türk toplumunun tarihsel yapısını yaşamış, uzun yıllar gözlemlemiş, acıları, sevinçleri ta yüreğinde duymuş; bir kadın olarak inceliklerle dolu bir kişilik, elbette çok yönlü bir yapıt ortaya koyacaktır. Ressamlığı onun işini kolaylaştırmışa benziyor. Her varlık onun kaleminde daha renkli, daha canlı ve daha elle tutulur oluyor.
Selenge, 9 Temmuz 1946’da Mağusa kazasına bağlı Aynakofa köyünde dünyaya gelir. Babası öğretmen olduğundan, Kıbrıs’ın hemen her bölgesini görür, tanır. Özellikle çocukluğunun geçtiği Girne Dağları eteğindeki Vasilya Köyü belleğinde derin izler bırakır.
O güne dek yazılmış romanların en kapsamlısı. Kıbrıs ağzı, gelenek ve görenekler, yaşama bakış tarzı, ikili ilişkilerde kadın ve erkek açısından görüşler… Tarihsel olgular, şiirsel anlatım taşıyan bölümlerle yer yer süslenmiş aşkın, hayal kırıklığının, sevdanın yürek yakan sunuluşu…

ROMANIN KONUSU:

1974 Barış Harekatı sonrasında Türkiye’den gelip yerleşen bir Türk ailesi ile Kıbrıslı aileler arasındaki düşünce, gelenek, toplumsal yapı, hayata bakış açıları, özdeğer farklılıklarını yazar, ustaca irdeler. İki ayrı toplum, o toplumlarda yetişerek bir arada yaşamak sorumluluğunu yüklenen bireyler anlatılır. Ancak yazar, bunu yaparken bitaraf olmadan, son derece yansız olarak, ortaya koymayı başarır. Bu konuda kendisini kutlamak isterim.
Romanın ilk on sayfası ağıt gibi bir girişle başlıyor…Şiirsel bir anlatım taşıyor…
Dolunaylı gecelerde yalvarıp yakaran sevdalı yürekler misali… Oturup da su başına, anlatmacasına… Boş kuyulara derdini dinletmecesine… Yürekleri yakıp yakıp geçmecesine bir sevda masalı… Destansı, halk hikayemsi bir anlatım günümüze ancak böyle uydurulabilir.
Öğretmen Lale ile Anadolu’nun bağrından kopup gelen Ferhad’ın aşk öyküsü üzerine kurulmuş gibi görünse de asıl anlatılmak istenen; iki ayrı toplumun kişilik, özlük ve kültür çatışmasıdır.
Bireyin kendine uymayan, sosyal yapıyla ters düşmesi, uyum sağlayamaması çok dikkatli verilmiş. Aşağılama hor görme yok… Onun yerine hoş görü ve anlamaya çalışma, yer almış.

Çocuğa verilen değer ( s. 38) Kıbrıslı erkeğin çalışması, eşine saygısı (s. 39) eski evliliklerde erkeğin hovardalıkları (s. 79) geçmişe duyulan özlemin eski dolaplarda saklanması (s. 230) Lale ile Ferhad’ın karşılaştıkları ilk gün kıyaslamaları (s. 175) Anadolu erkeği Cebrail’in eve bir Nataşa getirme düşüncesi (s. 196) İstanbul kızı Dilşad’ın okul arkadaşı sanatçı Ferhad’a (eski nişanlısı) arsızca dönüşü (s. 191) Zehra Teyzenin roman boyunca bitmek bilmeyen hoşgörü ve sevecenliği…
Seçilen kişiler, romanda özgün tiplemeler halinde verilmiş.

BENUSEN DEDE:

Bir bilge kişi… Okuması yazması yok ama, saz çalan, çiçeklerin dilinden, otların şifasından anlayan sezgili bir insan. Torunlarına ve kızı Balım’a çok düşkün. Anadolu’nun saf, temiz yüreğine güzel bir örnek…

ZEHRA TEYZE:

Kıbrıslı, her dönemde görmüş geçirmiş iyi bir aile çocuğu. Sevgi dolu, yardımlaşmadan yana, insana değer veren, kuşaklar arası farklılığı hoşgörü ile karşılayan biri…

BALIM KIZ:

Dört çocuğu ve kaba saba kocası ile baş etmeye çalışan, evlere temizliğe giderek özellikle kızının okuması için çaba gösteren sezgili bir Anadolu kadını…

CENNET:

Ailesi ile çevrede gördüğü diğer aileler arasında sıkışıp kalan, yeniliklere ayak uydurmaya çalışan küçük kız… Lale öğretmenle Ferhad dayısının yakınlığına akıl sır erdirmeye çalışan bir çocuk yüreği… Doğru ile yanlışı yakalamaya hevesli bir kız…

FERHAD:

İstanbul’da Güzel Sanatlar Eğitimi almış, öğrenci olaylarında hapse girmiş bir genç… Kızkardeşi Balım’ın yanına gelip kafasını toplamaya çalışır.

LALE:

Vamık Efendi Dedesi tarafından büyütülen, silik kişilikli bir anne ile otoriter ve kaba bir babaya sahip bir öğretmen… Hayalinde hep arkadaşlarının babaları gibi bir baba istemiştir. (s. 107) Eşini savaşta kaybetmenin acısı ve ona duyduğu özlem (s. 72) Zamanla Ferhad’a duyduğu gerçek aşka yerini bırakır…

Selenge, romanında yer yer Kıbrıs adet, gelenek ve kültürüne ayrıntılarla eğilir. Badem macununu yapılışı, kıvamını tutturma, ballandıra ballandıra anlatılır.(s. 109 Vamık Efendi’nin eşini kaybettikten sonra çocuklarına gösterdiği sevgi ve şefkat göz yaşartacak denli canlı verilmiştir. (s. 105)

Zehra Teyze’nin ilk evlendikleri yılları, eşini hatırlayışı, kullanılan elbise kumaşları bile ince ayrıntılarla verilmiştir. (s. 128)

Dilşad’ın duygudan yoksun cinsellik dolu yaklaşımları, kaba sabalığı (s. 157) Lale’nin savaş yıllarında eşine duyduğu sevginin aşka dönüşü, mevzide verilen zeytin ekmeğin bölüşümü (s. 167) çok doğal bir biçimde verilmiş.
Romanda hayal kırıklıkları da büyük bir ustalıkla anlatılmış.Romana kıyısından dalıveren Gül öğretmenin hayatı da iki toplum arasındaki ayrılık ve aykırılıkları daha güzel ortaya koyuyor. (s. 213- 230) Bu satırlarda Gül’ün eşi Metin’in Lale’ye ilgisi de yer alır.

Güzel yürekli eşinin incinmesini istemez. Ferhad’ın eski nişanlısı Dilşad’ın Lefkoşa’ya gelişi, Lale’nin yüreğinde onulmaz yaralar açar, ama belli etmez. (s. 287) Bir de Zehra Teyzenin ziynetlerinin çalındığı gece, kadının sabaha kadar gözüne uyku girmez. O anki düşünceleri ve duyguları uzun uzun verilir.(s. 260- 270)

OLAY ÖRGÜSÜ

LALE YÜREĞİN BEYAZ olay örgüsü bakımından pek karmaşık görünmez. Daha iyi bir gelecek, yiyecek bir lokma ekmek bulmak arzusu ile Balım Kızı, eşinin peşinden Kıbrıs’a sürükler, dört çocuğu ile… Ardından kardeşi Ferhatcan da Lefkoşa’ya yanlarına gelir. Edebiyat öğretmeni Lale, Cennet’in (Caneycan) öğretmenidir. Komşu kadın Zehra Hanım, hem ev sahibidir hem de en yakınları olur. Zamanla Cennet’in kendi yanında, evinin bir odasında kalmasına izin verir.
Ne var ki Cennet’in ikiz kardeşleri tarafındanZehra Teyzenin ziynetleri çalınınca, bu onur kırıcı durum karşısında Balım Kız çocuklarını toplayıp memleketine, köyüne döner. Onu kardeşi Ferhat götürür. Ayrılırken de Lale’ye onun için geri döneceğine söz verir.

MEKAN ANLATIMI:

Basit gibi görünen olay örgüsünde mekanın anlatımı insanı etkiliyor. Burada Selenge, ressam tarafını konuşturur gerçekten… Zaman zaman geri dönüşlerle Kıbrıs insanının hayata bakış açısı, gelenek, görenek ve alışkanlıkları; fazla olmasa da savaştan ve o günlerin yürekte bıraktığı acılara şöyle bir değinme bile okuyucuyu derinden etkiliyor.

Bir de yazarın ressam olmasının ona kazandırdığı en büyük avantaj, bence mekanların en küçük ayrıntılarının bile en doğru biçimde, eksiksiz olarak hayalimizde canlandırabileceğimiz biçimde anlatması…

TİPLEMELER:

Yazarın tiplemelerde de her kesim insanı rahatça betimlediği gözden kaçmıyor: aydın, yarı aydın, cahil… Anadolu insanı ile Kıbrıs insanını yan yana getirişi… Benusen Dede ile Zehra Teyze…

Eserde özellikle Balım Kız’ın kocası tiplemesi iyi çizilmiş. Çıkarları doğrultusunda davranan, her türlü davranışı kolayca içine sindiren, bencil, basit biri… Romanda kadın tipler daha ağır basıyor. Kişi kadrosunun çoğu kadınlardan oluşuyor. Eserde şöyle bir görünen kadınlar bile çarpıcı yönleriyle verilmiş. İsimleri geçmeyen ama (s. 54- 60) cahillikleri, saflıklarıyla çok güzel anlatılan kadınlar… Ağlamakla gülmek arası kalıyorsunuz: Gül Öğretmen, Sidar Ana, BalımKız, Zehra Teyze hatta Cennet…
Lale ile Ferhad, sanatçı yönleri, duygusallıklarıyla yakınlaşırlar. Ferhad, heykel yapar, Lale’nin abisinin atölyesinde çalışır. Lale de edebiyat öğretmenidir. İkisi de orta yaşa yakındır…

Birinin evlilik (Lale) diğerinin nişan deneyimi vardır.
Selenge’nin romanlarına yerleştirdiği tipler canlıdır. Özellikle Kıbrıslı tipleri, tavır ve tutumlarıyla, düşünce ve hayalleriyle, geçmiş anlatılarıyla tam bir Kıbrıslı Türk’tür. Sanki mahallenizdeki bakkaldır, sokağın köşesindeki Cemaliye Aba’dır, diğer sokakta oturan Ali Dayıdır…

OLAYLAR:

Eserde olaylar ön plana çıkarılmamıştır. Bu da bence bir güzelliktir. Sanıyorum yazar da amacını ortaya koymak için araç olarak bunu sergiliyor. Asıl amaç: Birbirine yabancı iki toplum insanının iletişim sorunlarını, her iki tarafın olaylara ve insanlara bakış açısı şeklinde ortaya koymak…

ANLATIM BİÇİMİ:

Ö. Selenge şiirsel, masalsı hatta destansı bir anlatım biçimi yeğlemiştir. Gündelik konuşmalarda da Kıbrıs ağzı, deyimleri, atasözleri, yöresel sözcükler, benzetmeler ve tanımlar kullanmıştır. Romanın sonuna da kısa bir sözlük eklenmiştir. (s. 323- 326) Sözlük olmadan da kolayca anlaşılan temiz bir anlatımı vardır.
Konuya göre de bir anlatım biçimi kullanır. Komik olaylarda yalın, olduğu gibi verilir. Bu da onu güçlü kılmış. (s. 61) Eski sinemalar, gösterilen filmler, yazarın anlatımında yeniden hayat bulmuş. (s. 55-59) Betimlemeler adeta fotoğraf makinesinin objektifinden alınmış gibi, eksiksiz… (s. 89) Eski Lefkoşa evlerinin insanın yüreğini acıtan betimlemeleri (s. 44- 55)hapishanenin anlatımı (s. 294-295)
Hele hele Cennet’in rüyasının anlatımı tam bir masal tadındadır. (s. 304) Sidar Ana’nın öyküsü de öyle… (s. 305-307 Özellikle çiçeklerin tanıtıldığı sayfalar… (s. 80) Lefkoşa’da Selimiye Mahallesinin küskün ve arsız çocukları sizi derinden yaralar… ( s. 34)

Şiirsel anlatımlar roman boyunca sizi adeta büyüler: “ Yoksa dayanamaz Eski Lefkoşa’nın yüreği, bunca kire, pasa, incinmişliğe… Bunca elden, gönülden uzaklığa, gözden düşmüşlüğe dayanamaz…”
“ Ben, yüreği ateş ateş dillenen, Aşktan dilleri yanıp da, Sevdalara dolayım dolayım, Dolanmaya kalkan Lale’yim en beyazından…

“ Umudun rengi miydi sarı? Menekşe niye bağırıyor öyle mosmor bir sesle? Bakanı göklere mi uçuruyordu çılgın pembeler? Siyahsa hiç böylesine renksiz, yüzü yerde olmamıştı…” (s. 11)

“ Lefkoşa’nın serin akşam yeli, doladı eline Temmuz’un altın yüzlü, dalgalı saçlarını, bir öpüş kondurdu…” (s. 9)

“ Ölesiye sevdaların has evi, has bahçesi ise bir yürek, isterse dünyada her şeyin sonuna iri iri noktalar konsun, aldırmaz… Bir sultan edasıyla tahtını kurar, oturur o has evde, has bahçede bin bir kurumla… (s. 7)

RUH TAHLİLLERİ

Selenge, ruh tahlillerinde de çok başarılı… Özellikle içsel konuşmalar, karakterleri doğru tanımamızı sağlıyor. Vamık Efendi’nin kendini anlattığı bölüm (s. 96-97) Nemidanım’ın (Vamık Efendi’nin annesi- onu evlat edinen) çocuk ile ilgili duyguları… (s. 91) Lale’nin annesinin şaşı gözünden dolayı, kocasına duyduğu sonsuz hayranlık, tapınma noktasındadır. (s. 85)

İTHAF:

Yazar kitabını: “ Eserlerimin bitimsiz, sonrasız kaynağı Lefkoşam’a Yüreğimin en dolu, en çiçeklenmiş sevgileriyle…”
diye ithaf ediyor.

Ben kitabınızı okurken yer yer kahkahalarla güldüm, yer yer de gözlerim doldu, içimi çeke çeke ağladım. Kıbrıs insanını duygusal ve düşünsel bir süzgeçten geçirerek anlatmışsınız. Çok sevgili gönül dostum, arkadaşım ÖZDEN SELENGE’yi yürekten kutlarım. Dilerim daha nicelerini Kıbrıs Türk Edebiyatına ve bize armağan eder.

Ayşe TURAL/ KAZAKİSTAN ( 2000)

Bu haber 534 defa okunmuştur

:

:

:

: