Kanadı kırık kuşlar gibi…

Kıbrıs’ta hemen hemen her ailede bir dayı, bir teyze ya da birkaç yeğen ya da oğul/ kız yurtdışındadır.

Kıbrıs’ta hemen hemen her ailede bir dayı, bir teyze ya da birkaç yeğen ya da oğul/ kız yurtdışındadır.

Bu durum tıpkı bir YAZGI gibi yıllardır tepemizde dönenir.

Hangi aileye sorsanız dört beş kardeşten ikisi, iki üç kardeşten biri mutlaka Avustralya, İngiltere ya da Amerika’dadır…

Gidenlerden Avrupa’da yaşayanlar bazen her yıl bazen de birkaç yılda bir Kıbrıs’a tatile gelir.

Avustralya ve Amerika’da yaşayanlar içinse gelip gitmek bir ömür içinde sayılıdır.

Gidenler mi, geride kalanlar mı daha çok acı çeker, güçlüklerle karşılaşır BİLİNMEZ…

Her şeyde olduğu gibi bu HASRETİ yüreğinde PRANGA gibi taşıyanlar bilir…

Giden, gittiği ülkeye kök salmak, kabul görmek ve para kazanmak İÇİN bir ömür didinir. Ailesinden, sevdiklerinden uzakta bir garip kısır döngüde debelenir.

Arkada bıraktıklarıysa hasretiyle yanar tutuşur ya; elden bir şey gelmez. Kimi gidene gıpta eder kimi de geride bıraktıklarına…

Kardeş kardeşe hasret; ana baba da evlatlara… Birkaç yılda bir görüşmeye bile alışılır. Hatta tası tarağı toplayıp ( üç kuruş fazla kazanmak ve en önemlisi sosyal güvencede olma adına) diğer kardeşin yanına göçenler olur.

Kanadı kırık kuş misalidir giden de kalan da bana göre… O eksiklik hep hissedilir YÜREKTE…

Bayramlarda, doğum günlerinde ve de düğünlerde…

En uzaktaki sorulur önce… Sağlığı yerinde midir, çoluğu çocuğu tamam mıdır, diye…

Derinden bir iç çekilir… O iç çekişte özlemler vardır, kederler ve endişeler…

Tesellisi: Yeni ev almışlardır, gıcır gıcır marka arabaları, çocukları da okur… Eh, bir kenarda da birkaç kuruşları vardır. Sonrasında derin bir iç çekişle susulur.

Ne giden bütündür ne de geride kalan…

Kanadı kırık kuşlar gibidir iki taraf da…

Söylemek isteyip de söyleyemedikleri dizilidir boğazlarında…

• miş gibi yaparlar. Rahat-mış… gibi…
Mutluy- muş gibi…

Derdi tasayı anlatmazlar. Zaten şuncacık gün İÇİN gelindiğine göre kimseyi üzmemeli…

Karşılayanlar İÇİN de durum aynıdır, aslında.
Darda oldukları anlaşılmasın diye kıyıda köşede olanlar çıkarılır ve sofralar kurulur.

Sıkıntılar ( kol kırılır yen içinde kalır misali) anlatılmaz, es geçilir.

“ Çok şükür, çok şükür… Yuvarlanıp gidiyoruz işte…”

Ve sonunda kanadı kırık kuşlar YABAN ELLERE dönerken geride kalan KANADI KIRIK KUŞLAR DA elleri duada; onu bekleyen yılları saymaya koyulur…

Acıdır, acı olmasına ya… Bu saatten sonra elden bir şey gelmez.

Kanadı kırık kuşlar, gidip de dönmemek, gelip de bulmamak düşüncesiyle hayatın içinde DÖNENİP dururlar…

DÜŞÜNCEMİN AĞI

bu gece yarısı
şiirin takıldı
düşüncemin ağlarına...

çırpınır durur umutsuzca
yalvarır durur kendini bilmez...

anahtarını arar yürek
uymaz hiçbiri nedensiz
kapılar kapanmış birer birer...

ansızın açılır mı hep birden
aydınlanır mı gecemin şafağı...

işte o zaman
mavi hüzünlerim
tırmanır yemyeşil sarmaşıklarına...

şiirim kurtulur tutsaklığından
güvercin uçuşuyla...

Ayşe TURAL

İÇİMiZDEKİ YER

Sanki hepimiz, içimizde bir başkası için ayrılmış bir yerle doğuyoruz...
Ne ilginç değil mi?

Ansızın hayatımıza birisi girer...

Onun sahip olduğu bir şey,
belki gülüşü,
belki ses tonu,
belki kokusu,
belki zekası,
belki hayata bakış açısı,
belki aldırmazlığı,
belki dokunuşu...

Her ne ise, işte o, bizi kendine çeker...

İşte o an, içimizdeki boşluğun dolduğunu hissederiz...
Duyduğumuz o eksiklik duygusu tamamlanır...

Duygularınızın yarım kalmaması dileğiyle...

HAYAT

Şu hayat var ya şu hayat
İnadına kamaştırır dişlerimi
Tadına bakmadan edemem...

Bir bardak su gibi
Serinletir içimi...

Saksıda karanfil
Coşkusunda baharın
Gözlerim pırıltısında
Zamanın...

Sırtımı dönemem sevdalara
Yüreğimde sevgiler
Doğurgan kadınlar gibi..

Ayşe TURAL

BUGÜN GÜNLERDEN PAZAR

Benim tembellik hakkımı kullandığım gün…
Daha doğrusu canım nasıl isterse, ne zaman isterse onu o zaman yaptığım gün…

Davet almadıkça evden asla çıkmam…
Sabah gün ışırken uyanırım yine de…😀
Doğru bahçeye…

Bir iki haftadır saksı çiçeklerini ihmal ettim. Saksıya sığmayanlar, toprak eklemek gerekenler…

Sararan dallar, yapraklar da temizlenir elbette…

Gün benim…

SİZLER DE
Yaşamın akışına izin verin...
Sizi sarsın sarmalasın...

Güzel şeyler getirin aklınıza...
Neşeli şeyler... Sevgileri davet edin dünyanıza...

Yaşamın ışıkları yıkasın yüreğinizi... GÜNÜNÜZ ÇOK GÜZEL OLSUN...

ARAYIŞ

gözlerimi kapatınca
gülümseyişini görebilirim

ılık ılık bakışın
ta derinine süzülür kalbimin

bir sevda türküsü
mırıldanır dudaklarım

ellerim ellerini arar
tutunacak dal misali

kucağın burnumda tüter
sıcaklığını ararım...

Ayşe TURAL

HAYRANLIKLA AŞKI
KARIŞTIRMAYIN

İnsan, sosyal bir varlıktır... Kendine benzeyenlerle bir arada olmaktan mutluluk duyar...

Özellikle bir şeyleri öğrenirken/ okulda, işte, sosyal aktivitede, hatta internette bile.../ bize yakınlık
gösterenlere hayranlık duyarız...

Çok başarılıdır...
Çok akıllıdır...
Belki çok güzeldir...
Çok içtendir...
Tam da düşündüğümüz gibidir... Vs. Vs.

Listeyi uzatabilirsiniz..
İşte tam bu noktada yakaladığınız aslında: beğenme, hayran olma, örnek almadır...

Bir şarkıcıya aşık olmak, öğretmeninizi çok sevmek, en çarpıcı örneklerdendir.

Aslında tüm bu adımlar SEVMEYİ ÖĞRENME adımıdır... AŞK değil...

Özellikle aşkı öğrenmeye başlayanların düştükleri en büyük yanılgı bu olsa gerek...

Unutmayın...
Aşk, dokunabileceğiniz kadar yakınınızda olandır...

Saçını okşayabileceğinizle, gözünün içine bakabileceğinizle
/ şayet izin verirse/
sizinle aynı duyguları taşıyorsa/
yaşayabileceğiniz bir süreçtir...

Aksi halde sevdiğiniz insana YÜK olursunuz...

Aşk, zorlamaya gelmez...
Gönül işidir...

AŞK'ta mantığı da asla devre dışı bırakmayın derim...

Umarım sorularınıza cevap olmuştur...

Sevgiyle...

KENDİMİ TANIDIM

Seni tanıdım
Seninle....
Güneş ıslağıydı kaldırımlar
Gözlerin
Buğulu aşklar vadediyordu
Tıpkı sesin gibi...

Seni tanıdım
Seninle...
Küçük zaman kırıntılarıydı
Paylaştığımız.
Hepsini
Yoğunlaştırdım
Zenginleştirdim
Ta yüreğimde...
Ben de yüceldim
Duygularım da...

Seni tanıdım
Seninle...
Küçük sevinçler yakaladı beni
Yeni baştan yaşadım
Geceyle gündüzü
Mevsimler sende içiçeydiler
Tıpkı duygularım gibi
Hangisi yaz
Hangisi güz
Belli değil...

Seni tanıdım
Seninle...
Bir uçurtmanın
Rengarenk kuyruğundaydı
Umutlar...
Gökyüzünün rengini içerken
Sarhoştum...

Seni tanıdım
Seninle...
Yaşanmamış dünleri
Yarınlara ekledim.
Delice düşlerimle
Afacan sevgini tanıdım.
Dişlerim kamaştı tadından.

Aslında ben
Seninle
KENDİMİ tanıdım...

Ayşe TURAL



DOĞAL OLMAK...

Doğal olmak, olduğunuz gibi görünmek... Saklanmadan, rol yapmadan...

Uzattığınız her el, söylenen her merhaba, hayatınıza birilerini getirir. Bildiklerinize birilerini daha katar... Öyle ki gelenler bir daha hayatınızdan çıkmaz... Hayatınıza güzellikler ve iyilikler getirir...
Bu yüzden değil midir ki, her merhaba diyeni gönülden selamlayışım...

Çoğunu nereden tanıdığımı unuturum. Sadece öğrencilerimle ilgili ayrıntıları, yıllar geçse de üstünden, sevgiyle hatırlarım. Ne mutlu bana ki onların yüreklerinde parmak izim kalmış...

Eğer siz siz olursanız...
Maskeler kullanmadan, en duru halinizle ve doğal görünürseniz...
İçten gülümseyişleriniz yürekleri ısıtacaktır...

'MERHABA'
dediğiniz yürekler de sevgiyle size kapılarını açacaktır...
Merhabalarınız hiç eksilmesin efendim...

YALNIZLIĞINIZ

güne sırtı dönük
ayçiçek misali
unutulur dünler
kanar zamanın dal uçlarında...

bir nihavend şarkıda
dibe vurur umutlar
bir çağrıda sonsuzluk düşü
yakar kavurur içini...

sen kalabalıklar içinde
yalnızlar sapağındasın
çabuk mu unutulur
ömrü talan eden sır...

Ayşe TURAL



Bu haber 432 defa okunmuştur

:

:

:

: