Pandora’nın kutusu açılsın ( 3 )

Öyle anlarımız vardır ki o biricik yaşamımız, bizlere acımasız ve çekilmez gelir. Ne yapacağımızı şaşırırız.

Öyle anlarımız vardır ki o biricik yaşamımız, bizlere acımasız ve çekilmez gelir. Ne yapacağımızı şaşırırız. O durumdan nasıl kurtulacağımızı bilemeyiz; hatta o buhranın içinden hiç çıkamayacağımızı düşünürüz. İnsanız… Böyle anların yaşanılması, çok doğal. Ne olursa olsun, kendimizi nasıl hissedersek hissedelim, yaşamımız değerli ve de bu yaşamın sorumlusu özneyi yaşatmak da bu var olan dünyadaki görevimiz.
Robin McLaurin Williams. 21 Temmuz 1951, Chicago doğumlu, Amerikalı komedyen ve oyuncu. Robin Williams, 11 Ağustos 2014 tarihinde Kaliforniya'daki evinde ölü bulunmuştu. Yapılan soruşturmanın sonucunda kendisini asarak intihar ettiği anlaşılmıştır. Williams'ın eşi Susan Schneider, Williams'ın ölümünden bir süre önce parkinson hastalığının ön safhasında olduğunu öğrendiğini ve bu nedenle depresyona girdiğini belirtmişti. Naaşı, 12 Ağustos'ta yakılarak külleri San Francisco Körfezine dökülmüştü. Robin Williams'ın karısı Susan Schneider, yazılı bir açıklama yaparak şöyle demişti: 'Bu sabah kocamı ve en iyi arkadaşımı kaybettim. Dünya da en çok sevilen aktörlerden birisini ve mükemmel bir insanı kaybetti. Umarız Robin, hatıralarda ölümüyle değil; milyonlarca insana verdiği sayısız keyifli ve kahkaha dolu anla kalır.'
Aktörün mutlaka izlenmesi gereken on filmi: Dead Poets Society – 1989, Awakenings – 1990, The Fisher King – 1991, Mrs. Doubtfire – 1993, Jumanji – 1995, Good Will Hunting – 1997, Good Morning Vietnam – 1987, Patch Adams – 1998, One Hour Photo – 2002, Insomnia – 2002. Ben de bu filmlerin mutlaka izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü, Robin’in oynadığı bu filmler, yaşamdan alınmış. Bunları izlerken olaylara hiç de yabancı kalmıyoruz. Kendimizi olayların içinde hissediyor ve bir anda kendimizi çözümler ararken buluyoruz. O, filmde oynarken olayları bizzat yaşıyor ve yaşatıyordu. Filmlerinde yaşamın her yönünü bizlere sunuyor ve de bizleri düşündürürken çoğu zaman da güldürüyordu. Bunun yanında, kültür, dil, din, cinsiyet fark etmeksizin toplumları, insan psikolojisinin o çok derin dünyasına davet ediyordu. Çocukluğum ve gençliğim; hatta yetişkinliğimde onun filmleriyle süslendi zihnim. Psikolojiyi, insan psikolojisini onun sayesinde çok sevdim, bu alanla ilgilenmek istedim. Tabii ki sonrasında aldığım eğitimlerle insanı az çok yakalamaya çalıştım ve halen de çalışıyorum. Sevgili aktör Robin’in ‘Ölü Ozanlar Derneği’ adlı filmindeki gibi bir öğretmenlik yapıyorum ve böyle olduğum için de kendimi onaylıyorum. Çünkü öğretmen, sadece ders vermekle yükümlü değil; öğrencilerini duygu dünyasına götürmek ve onların bu dünyada düşünceleriyle topluma yararlı birer birey olarak kendilerini yeniden doğurmalarını sağlamakla yükümlüdür. Aslında öğretmenler, toplumun insan mühendisleridir. Ünlü aktörün ölüm haberini duyduğum 2014 Ağustos günü, duygusal anlamda yıkılmıştım. Kendimi, psikolojik anlamda yarım kalmış, tamamlanamayacak biri olarak hissetmiştim. Artık, onun yeni filmleri olmayacaktı. Filmlerini en az onar kez izlemiştim. Halen de izliyorum. Tavsiye de ediyorum.
Bu beklenmeyen ölümün ardında, belki de onun insanlığa beyaz ekranla ulaştırdığı sevgi, gülüş, doğru düşünceler vardır. Dönem dönem bizler de maskelerimizi takıp da karşımızdakilere olumlu duygu ve düşünceler aktarmıyor muyuz?

Bu haber 163 defa okunmuştur

:

:

:

: