Şu merhemi bir bulsak…

Sihirli bir merhem ile sorunları geride bırakmak mümkün olsa ne güzel olurdu değil mi? Son zamanlarda çeşitli kaynaklardan sanki bir şeyler değişmiş ve Kıbrıs’ta kısa sürede ilerleme olacağı, hatta 2024’ün Kıbrıs yılı olabileceği konuşuluyor.

Sihirli bir merhem ile sorunları geride bırakmak mümkün olsa ne güzel olurdu değil mi? Son zamanlarda çeşitli kaynaklardan sanki bir şeyler değişmiş ve Kıbrıs’ta kısa sürede ilerleme olacağı, hatta 2024’ün Kıbrıs yılı olabileceği konuşuluyor. Türkiye seçim sıkıntısını geride bıraktı. Yunanistan keza aynı durumda. Kıbrıs’ta ne Rum ne Türk tarafında ufukta seçim var. İyi de çözüm için niyet var mı? Ya da ardı ardına neredeyse 60 yıldır yaşanan başarısız girişimler gibi bir süreç olmayacağını gösteren değişik bir durum mu var?

Kıbrıs Türkleri hariç kimse çözüm istemiyor
Kıbrıs’ta durumu özetlemek gerekir ise, Kıbrıs Rumları mevcudu korumak, Kıbrıs Cumhuriyetinden asla taviz vermemek mevziinde daha da derin savunma hatları kazmakla meşgul. Tekil devletten hiçbir ödün vermeden, bazı kağıt üstü vaatlerle Kıbrıs Türklerini Kıbrıs Cumhuriyetine yama etmeyi amaçlayan ama bir taraftan da sanki acı ödünler verilmesini gerektiren bir federasyon çalışması yaparmış gibi davranmak temelli politika korunduğu sürece adada federal çözümün mümkün olamayacağı elli yoldan fazladır süren ve çeşitli süreçleri içeren Kıbrıs görüşmelerinde defalarca ispatlandı. Bu tutum değişmeden ilerleme olur mu? Ancak Rum hükümet sözcüsü ilerlemeyi ve yeni sürecin Türkiye’nin tutum değiştirmesi ve resmi açıklanan Kıbrıs politikasını bırakmasıyla mümkün olacağı görüşünde.
Kıbrıs Türkleri, kafalar karışık olsa da çözümün şekli açısından, çok büyük oranda mevcut durumun sürdürülemeyeceği, ya mevcut fiili iki devletli durumun meşru hale getirilmesi, ya da ister federasyon, ister konfederasyon adada Kıbrıs Türk halkının kendi geleceğini kurabileceği, dünya ile entegre imkanı sağlayan kısaca mevcut Türkiye bağımlı statüden kurtulmak arzusunda. Sağ siyasette “Ankara ne derse o” gibi özetlenebilecek ve içi boş, alışılmış “Biz ileri karakoluz, Ankara öder biz nöbet tutarız” siyaseti, sol siyasette ise Türkiye ne derse kötü, Rum ne derse iyi temeli üzerinde olmayacağı bilindiği halde federasyon çığırtkanlığı yoluyla Kıbrıs sorununu gündemde tutarak, Ankara’ya karşı “Kıbrıslılık” kartı kullanmak takıntısı hakim.

Erhürman ikinci Talat mı oluyor?
Ezber bozan davranışlarından dolayı pek çok kişi eleştiriyor, hatta bazıları da linç ediyor Tufan Erhürman’ı. Kıbrıs Türk solunun içine çok uzun bir süre önce düştüğü ciddi Türkiye takıntısına karşın temelde fazla değişiklik yapmadan, Türkiye’yi, de anlamaya çalışarak, Ankara ile birlikte bir şeyler yapılabileceği beklentisi Erhürman’ın yelkenini doldururken, bir kesimde de eleştiriler almasına sebep oluyor.
Ancak, merkez sağda lider arayışları Meclis Başkanı Zorlu Töre’ye kadar uzansa da ciddi bir aday sıkıntısı olduğu belli. Merkez sağ 2025 seçimini ne görevdeki Ersin Tatar ne de Töre ile almak pek kolay olmayacaktır. Ankara’nın olası desteği ve “Kıbrıslılık” rüzgarıyla yelkenini dolduracak bir Erhürman diğer adaylardan avantajlı olacaktır. Erhürman, tıpkı Mehmet Ali Talat’ın bir dönem yapabildiği gibi Ankara’nın desteğini alabilir mi? Tıpkı Talat gibi cumhurbaşkanlığına Ankara desteğiyle gelebilir mi?

Değişen Türkiye
Türkiye’nin 6 Şubat sonrası değişen sosyolojik algısı, ekonomik krizin gerekliliğini doruğa çıkardığı taze para ve borç erteleme sıkıntıları, Ukrayna dahil global gelişmeler Batı ile yeni bir yakınlaşmaya girmesini zorunlu kılıyor. Benzer şekilde, Batıda da özellikle olası yeni bir mülteci dalgasının Türkiye’nin ekonomik-siyasi koşullarıyla tetiklenebileceği endişesi bir yandan, Türkiye kaynaklı göç dalgası gelebileceği endişesi diğer yandan Türkiye ile yeni bir açılımı gerekli kılıyor. Bu çerçevede borç erteleme, taze krediler ve doğrudan yatırım, deprem bölgesi yeniden yapılanmasına çeşitli şekillerde katkı ve AB katılım sürecinin bazı başlıklarda açılımla canlandırması gibi bir paketin yakın dönemde gündeme gelmesi bekleniyor.
Türkiye’nin kafası biraz karışık. Bir yandan resmi politika olarak iki devletli çözüm ısrarı devam ediyor. Diğer yandan Kıbrıs’ta şekli çok da önemli olmayan çözüme doğru adım atılmasının “ucu açık süreç” olmaması ve “ceza maddesi” içermesi gibi ön şartlar olması.
Batı dünyasında ise, Yunanistan dahil, öncelik Kıbrıs sorunu olmaktan ziyade 6 Şubat depremi ve özellikle son çifte seçim zaferinden sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gücünü güçlendirmesi karşısında Türkiye ile AB’nin ihtiyacını hissettiği “yeni kucaklaşma” daha önemli gibi görünüyor.

Kelin merhemi olsa
Tarama özürlü arkadaşlar darılmasın, deyim böyle. Kelin merhemi olsa başına sürermiş derler. Maalesef merhem yok. Ama bulmak şart. Eğer çözüm istenci yoksa tarafların birinde, veya her ikisinde, iki taraflı bir sorunun çözülebilmesi mümkün olabilir mi? Sadece Batının algısı, Ankara’nın çıkarları ve belki Türk-Yunan yakınlaşması Kıbrıs’ın iki tarafında acı reçete ödeyerek çözüme ulaşmak talebi yoksa başarılı olabilir mi?
Anlaşıldığı kadarıyla günün sonunda halkın fiili sorunlarını hafifletecek, karşılıklı anlayışı genişletecek ara çözümlerle ilerlemek belki daha akılcı olacak.

Bu haber 2667 defa okunmuştur

:

:

:

: