Babalar günü kutlu olsun!

Çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek, topluma kazandırmak için yoğun savaş veriyorlar. İşçisi, memuru, doktoru, avukatı, mühendisi, politikacısı…
Çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek, topluma kazandırmak için yoğun savaş veriyorlar. İşçisi, memuru, doktoru, avukatı, mühendisi, politikacısı… Topluma baktığımızda babaların en büyük arzuları çocuklarının okuyup adam olmalarıdır. Gece gündüz demeden çalışıp çocukları için her şeyin en güzelini laik görürler. Bu yüzdendir ki Kıbrıs Türkü' nün eğitimi yüzde doksandır.
Geçmişte babalarımız çok büyük acılar çektiler. Kıbrıs Türkü' nü ileriye bugünlere getirebilmek için gece gündüz kışın soğuğunda, güneşin altında nöbet beklediler.
Yılmadan bugünlere geldik.

Ben bugün babacığımdan söz etmek istiyorum. Çok küçük yaşlarda okuyabilmek için,
Yağmuralan Köyü'nden Lefke'ye yaya gidip geliyordu. Eğitim babacığım için çok önemliydi. Bunun yanı sıra 4 dil birden biliyordu. İngilizce, Rumca, Arapça, Türkçe.
Her şeyden önce yüreği sevgi dolu, insanları, ağaçları, hayvanları çok seviyordu.
Babacığım saatlerce bize okumanın faydalarını anlatırdı. Bize her zaman 'İyilik yapın denize atın, insanlarla iyi ilişkiler oluşturun ve onları her zaman oldukları gibi kabul edin. Hiç kimseye küsmeyin. Gerçek anlamdaki dostlarınız öğretmen nitelikli, sizlere bir şeyler öğretebilen kişiler olsun.' derdi.

Atatürk'ü örnek alır ve büyük bir Atatürk hayranıydı.

Babacığım çok aydın, çok çağdaş ve kültürlü bir kişiliğe sahipti. 1963 yılı öncesi Yağmuralan Köyü'nde yaşıyordu. Çocukları ile çok mutlu ve çok varlıklı, birkaç köyde mal varlığı yüksekti. Kerestecilikle uğraştığı için yanında Rum ve Türk işçileri çalışıyordu fakat kör olasıca savaş yüzünden, Günebakan Köyü' nü gözetmek zorunda kalıyordu. Savaş boyunca kendi elleriyle yaptığı barakasında yaşamaya çalıştı mücahitlik yaptığı on bir yıl boyunca. Yirmi beş gecede bir gelebiliyordu evine (barakasına). Bütün bu olumsuzluklara rağmen hiç şikayet etmezdi. Her zaman güler yüzlü ve insanlara karşı samimiydi. Babacığımın sesi de çok güzeldi. Abdullah YÜCE' nin, ağzından düşürmediği 'Bu Ne Sevgi Ah' parçasını söylerken yer gök inlerdi. İleriyi görür, bu günleri anlatır dururdu.

Ben ailemin en küçüğü olduğumdan babacığıma doyamadan bu diyardan göçüp gitti.
Giderken bize okumanın, öğrenmenin büyüklüğünü, erdemliğini miras olarak bıraktı.
Bunun yanında saygı ve sevgiyi yüreğimize işledi. Bir anne ve baba, ne olursa olsun, şartlar, zorluklar hiç önemli değildir, taştan ekmeğini çıkartır. Çocuklarını hiç kimselere muhtaç etmez.

Düşünüyorum da… Babalarımız bizler için büyük fedakârlıklar yaparlar, acılara katlanırlar ve son nefeslerine kadar buna devam ederler. Bu ne yüceliktir, büyük bir onurdur! Babacığımı her zaman kendime örnek aldım, her zaman gurur duydum. Bütün sülalemiz babacığımla gurur duyuyoruz.

Her zaman kendimi çok şanslı buluyorum, bu kadar mükemmel bir babanın evladı olduğum için. Canım babacığım, her gün seni ve annemi yanımdaymışsınız gibi yaşıyorum. Sizi çok seviyorum...

Bu haber 2303 defa okunmuştur

:

:

:

: