Kuvözdeki bebekler

Her insan bir umutla, mutlu bir hayat, mutlu bir yuva kurmak ister.
Her insan bir umutla, mutlu bir hayat, mutlu bir yuva kurmak ister. Hele bir de, hayatı beraber yaşayabileceğine inandığı doğru insanı bulursa. Tüm hazırlıklar tamamlandıktan sonra, kurulan yeni yaşamda mutluluğu pekiştirecek bir eksiklik vardır. Yaşamı renklendirecek, evi şenlendirecek cıvıl cıvıl çocuk sesi. Zaten her şey bin bir umutla başlamaz mı? İnsan hayatında. Doktorlar, kontroller derken, çocuk sahibi olmanın heyecanı ile çırpınan aile nihayet mutlu haberi alır. Genç kadın hamiledir. Baba adayı büyük bir heyecanla, küçücük dudaklardan çıkıp kulağına gelecek “Baba” kelimesini duymak için sabırsızlanmaktadır. Üstelik bir de sürpriz vardır ki bekledikleri bebek sayısı ikidir. Her şey güzel başlamış ve güzel gitmektedir. Fakat doğum yaklaştıkça aksilikler başlar. Bebekler henüz yedinci ayı doldurmadan, elde olmayan sebeplerden dolayı doğumun erken gerçekleşmesi gerekir. Bebeklerin küçük bedenleri henüz tam olarak gerekli gelişmeyi göstermeden doğum gerçekleşir. Acil olarak hastaneye kaldırılan çocuklar çocuk servisinde yoğun bakıma alınır. Bebekler yaşam savaşı verirken, anne baba sıradan insanlarken bir anda iki çocuk sahibi olmanın şaşkınlığını yaşarlar. Ve tabi ki çocukların kuvöze girmesinin üzüntüsünü. Şaşkınlık
ve hüzne alışmaya çalışan genç çift, kendilerini bekleyen zor hayatın ilk adımlarını atmaktadırlar. Çocukların gözlerinde sorun vardır. Bir bebek, İzmir’de gerçekleştirilen operasyonla sağlığına kavuşur. Doktorlar ikinci bebeğin herhangi bir sorunu olmadığını söylerler. Aile İzmir’de olayın ciddiyetini anlayınca ikinci bebeklerini de ilk uçakla buraya getirirler fakat artık çok geçtir. Sağlam denilen bebek ameliyat şansını geciktiği için kaybetmiştir. Şimdi adres İngiltere’dir. Ama maalesef orada da bir umut bulunamaz, henüz iki aylık olan bebek görme kabiliyetini %90 kaybetmiştir. O bebek bu gün dört yaşındadır ve hala gözlerine bulunacak çareyi bekliyor. Bir masal gibi anlattığım bu olay kelimesi kelimesine gerçek, yaşanmış bir olaydır. Olayın yaşandığı yerde de KKTC’dir. Benzer olaylarında zaman zaman gündeme geldiğini biliyoruz. Sebep gelişimini tam olarak tamamlamayan yani prematüre doğan bebeklerin gelişimlerini tamamlamak için kuvöze konması ve verilen ışının önlem alınmadığı için çocukların gözlerine zarar vermesi. Evet bu kadar basit. Bir insanın yaşamı kendi iradesi dışında mahvoldu.
Yukarıda anlattığım olayın üzerinden dört yıl geçti. Yazıma ilham olmasının sebebi
ise Türkiye’nin önemli gazetelerinden birinde okuduğum bir haberdir. İzmirli bir ailenin çocuğu olan dört yaşındaki Umut yukarıda anlattığım sebeplerde dolayı Retinopatisi yani retinada damar gelişimi bozulması hastalığına yakalandı ve ailesi ilgili hastaneye karşı tazminat davası açtı. Ailenin açtığı tazminat davası sonucunda mahkeme hastaneyi kusurlu buldu ve sağlık bakanlığını 160 bin TL tazminat ödemeye mahkum etti. Kazanılan dava veya para küçük Umut’un hayatını normale çevirir mi bilinmez keşke çevirse. Bir düşünün annenizin yüzünü hiç görmeyeceksiniz, babanızın yüzünü hiç görmeyeceksiniz ya da kardeşinizi, sesini duyduğunuz kimseyi göremeyeceksiniz. Belki de en kötüsü kendi yüzünüzü bile hiç göremeyeceksiniz. Sağlık alanında sorunlarımız olduğu bir gerçek her gün türlü olaylara tanık oluyoruz. Bu noktada esas olan bir insanın, başka bir insanın ihmali yüzünden hayatını kaybetmemesi veya hayatının zorlaşmamasıdır.
Bu haber 616 defa okunmuştur

:

:

:

: