Asgari ücret ve ek mesailer

Ülkemizin ekonomik olarak içinde bulunduğu durumun pek de iç açıcı olmadığı bir gerçek. Tüm sektörlerde hissedilen durgunluk, piyasanın hareketsizliği günden güne belirginleşiyor. Devlet kamu çalışanlarını ve kamudan maaş çeken kesimi ödemekte zorlanıyor.
Ülkemizin ekonomik olarak içinde bulunduğu durumun pek de iç açıcı olmadığı bir gerçek. Tüm sektörlerde hissedilen durgunluk, piyasanın hareketsizliği günden güne belirginleşiyor. Devlet kamu çalışanlarını ve kamudan maaş çeken kesimi ödemekte zorlanıyor. Keza özel sektör de birçok sorunla karşı karşıya. Genel olarak toplumda bir ümitsizlik bir karamsarlık var. Bu tablo içinde gündem, günden güne değişiyor. Kıbrıs konusunun tatile girmesi ile ülke gündeminde en çok tartışılan konu eylemler, grevler. Bu eylem ve grevler toplum olarak şimdilerde tartıştığımız en moda konular. Bir kısım kamu çalışanının aldığı maaş ve ek mesai konusu, bizden sonra Türkiye medyasını bile son dönemlerde meşgul etmekte.

Tüm samimiyetimle söylemek isterim ki, hiç kimsenin, hiçbir kimsenin maaşıyla ilgilendiğine inanmıyorum. Ama aldığı maaş kadar ek mesai alan, ayni zamanda da kazanç elde edecek ikinci bir iş yapan insanları ve 1190 TL asgari ücretliyi düşününce mantığımla çelişiyorum. Kaldı ki 1190 TL asgari ücretlinin, cebine giren para 1000 TL’dir. Çünkü asgari ücretle çalışan bir kişinin sigorta yatırımları da aldığı asgari ücretten kesilir. Dört kişilik bir ailenin, günlük asgari düzeyde, yani yaşamak için ekmeğinden tutunda tenceresinin kaynamasına kadar gerekli olan malzemeyi kendimce kâğıt, kalem hesapladım. Bulduğum rakam en az 1500 TL’ di. Bulduğum bu miktar sadece mutfak masrafıdır. Bu aile hiç hasta olmayacak, hiç tatile gitmeyecek çocuğuna okul harçlığı vermeyecek, elektrik, telefon, su faturası ödemeyecek. Evet, gerçek bu abartmıyorum, bu düz mantık hesabı herkes yapabilir. Şimdi gelelim kamu görevlilerinin maaş kadar ek mesai almasına, eğer bir çalışan yasalarla belirlenmiş çalışma saatlerinin dışında çalıştırılıyorsa, bir diğer değişle mesai çalışıyor ve ek mesai almaya hak kazanıyorsa bu hakkını mutlaka almalı, buna kimsenin itirazı olamaz, ama bununda bir ölçüsü olmalı. Verilen hakların mutlaka ki dönüşü olmamalı, yılların emeği ile kazanılan ve sendikal örgütlenme ile sistemleşen hakların zayıflatılması veya kaldırılmasını hiçbir kesim onaylamaz. Ortada olan bir başka gerçek ise kimse karşılığını alamayacağı, bir çalışma sisteminde çalışarak verimli olamaz.
Herkes çalıştığı ve hak ettiği oranda hakka sahip olsun, buna kimsenin itirazı olmaz ama böyle bir sistem de bugünkü ülke şartlarında devam edemez. Bu noktada hükümet ve sendikalar mutlaka uzlaşmalı. Şahsen ben hükümetin bunca tepki ve eyleme rağmen kararlı olmasını mecburiyete bağlıyorum. Çünkü gerçekten bazı önlemlerin alınması artık şarttır ve alınmalıdır. Tabi ki, sendikalar ve çalışanlarda haklarından vazgeçmek istememektedirler. Bu da gayet normaldir. İşte bu noktada sorunun çözümü için ortaya çıkan iki şart vardır. İlk olarak uzlaşma isteği, ikinci olarak da öneri sunma. Hem hükümet hem de sendikaların bu şartları yerine getirecek, sorunları olumlu olarak aşacak tecrübe ve isteğe sahiptirler. Kamuda örgütlü sendikalar çalışanlarının haklarını korumak için ülke gündeminde ses getirecek eylemlerle üyelerinin haklarını koruyorlar, bu durum tüm çalışan kesimlere yayılmalıdır.
BuÇağdaş iş yaşamının gereğidir. Daha önce “Özel sektörde sendika” Başlıklı bir yazı yazmıştım. Bu konuda ilgili bakanlık ve sendikaların çalışma içinde olduğunu anlatmıştım. Henüz bu konuda bir ilerleme yok. Eğer bu konuda olumlu adımlar atılır ve çalışan tüm kesimler sosyal haklar yönünden güvenceye alınırsa, bu hem toplumsal huzur, hem de özel ve kamu sektörü arasındaki uçurumu ortadan kaldırma yönünde önemli bir adım olacaktır.
Bu haber 1095 defa okunmuştur

:

:

:

: