Yine ciğerlerimiz yandı!

Gönyeli Çemberi’nden Girne’ye doğru ilerliyorum. Radyo açık 92.1 frekansında Bülent Günkut “5 Çayı”nda bizlere muhteşem bir müzik resitali sunuyor. Güzel şarkıları, canım arkadaşımın her zamanki güzel yorumlarıyla keyifle dinliyorum. Huzurlu bir yoldayım onunla. Bir anda, gökyüzünü kaplayan kapkara bir bulut.
Gönyeli Çemberi’nden Girne’ye doğru ilerliyorum. Radyo açık 92.1 frekansında Bülent Günkut “5 Çayı”nda bizlere muhteşem bir müzik resitali sunuyor. Güzel şarkıları, canım arkadaşımın her zamanki güzel yorumlarıyla keyifle dinliyorum. Huzurlu bir yoldayım onunla. Bir anda, gökyüzünü kaplayan kapkara bir bulut.

Havada yavaşça süzülürken, öğleden sonra güneşinin üzerine bir kara büyü gibi çöktü ansızın. Güzelim 5 çayından eser kalmadı. Bir anda radyoyu susturdum, arabamın camını açtım ve bir kez daha isyan ettim. Doğanın uğradığı dayanılmaz haksızlık karşısında bir insan olarak içim içimi yedi. Canım acıdı. Huzurum kalmadı. İçimde bir nebze zevk kalmadı 5 çayından.
Bir anda gözümün önünde daha dün gibi canlanan eski yangınlar ve doğanın dumanlı başı film karesi şeritleri gibi belirdi. Korktum. Felaketten, insanlık dışı bu hak esaretinin verdiği vicdan azabının, dayanılmaz doğaya karşı insani duygularımla beni bir şeyler yapma konusunda ikna edişine tanık oldum. İçim burkulmuştu. Yine Ciğerlerim YANDI!
Girne, Yeşilırmak, Buffavento ve daha birçokları gözlerimin önünde kül oldu. Geçmişin yarası silinmeden, eziyetle doğanın bir avuç hakkını sömürmenin şiddeti; yeri bilinen ancak gün yüzüne çıkması yılan hikâyeleriyle engellenen Kıbrıs Doğası’nın kül edilebilmesi kadar basitleştirilmiş. Ürkütücü, korkunç bir manzara. Havada alev kırbaçlarıyla dans eden helikopterler balonlarından attıkları suyla Ciğerlerime Su Serpiyorlar. Tanrım! Adaletsizlik içinde kıvranan doğanın acısı ciğerlerimi yakıyor. Üzgünüm! Doğayı kucaklamayı ne zaman öğreneceğiz.
Yine yeni yeniden, dayanılmaz ihmalkârlıklar, umursuzca yapılan işler, yalnızlık içinde, kaybolmaya yüz tutmuş kalabalık bir doğa faciası. İçim acıyor. Bizler nereye doğru gidiyoruz. Her gün, avuç avuç ormanlarımız… Elerimizin arasından sevgimizi yırtarcasına çekip alan haksızlıklara dayanabilir mi? Umursuzca oyunların kurbanlığını hak eder mi? Ama durun... Yıpratıcı hallerimize, tüketici seyirlerimize, hayatı yaşayamama, koruyamama lüksümüze kendi diliyle “DUR!” diyeceği günü, sabırla ve bin bir renk içinden asaletle bekliyor.
O gün gelince, ciğerlerimize kim nasıl su serpecek? Hayallerimiz ve yaşanası dünyamız yok olurken, çocuklarımız, hayatlarımız acı içinde karanlığa giderken kim ciğerlerimize su serpecek?
İşte o gün geldiğinde; havadaki leylek, yerdeki kertenkele, sudaki balık, topraktaki ağaç bize, gözleri yaşlı acıyarak bir hakkı savunurken “DUR!” diyecek. “Yaşama hakkımızı yıllarca elimizden aldın, karanlıkta bir başımıza, ailemizden uzakta bıraktın, seni hiç ürkütmedik, seni hiç üzmedik, kırmadık, incitmedik… Ama sen her zaman her fırsatta bizi tükettin.
Ailemizden, çocuklarımızdan koparttın, hayatımızı umursuzca, sahte oyunlarınla kör ettin, bizi hayallerimizden, geleceğimizden ettin. Şimdi sana “DUR!” derken içimiz acıyor, kahroluyoruz hatta sana acıyoruz bile… Ama sen bize hiç acımadın bile...” bunu duyduğumuzda ciğerlerimize kim nasıl su serpecek?
Kısıtlı olduğunu defalarca yazıyoruz, anlatıyoruz, çiziyoruz. Bu sıcak havalarda, en ufak bir ihmalde bile ne kadar büyük felaketler yaşanabileceğinden sürekli bahsediyoruz. Böyle bir durumu birebir yaşamam içimi sızlattı. Yolda ilerlerken Dikmen Köyü eteklerindeki kapkara dumanlar, alev alev yanan ateşi gözlerimle acı içerisinde izledim Yine Ciğerlerim YANDI!
Bakanlık itfaiyecileri, askeri helikopterler ve askerlerin verdiği söndürme savaşını görünce, mutluluk bir yandan hüzün bir yandan bir elim kaleme tutuşmuş notlarımı alırken, diğer elimle cep telefonumla olay anını görüntülemeye çabalıyorken buldum kendimi. “Umursuzca yaşamamalı insanoğlu” defalarca tekrarladım içimden bu cümleyi.

Sanki Ciğerim Söküldü.
İçilen sigara izmaritleri, içki şişeleri, abur cubur paketleri, çöpler…
Doğanın kucağına umarsızca atılan yanıcı, zarar verici yabancı maddeler doğanın ciğerini yakmayacak mı? İnsan olarak sorumluluklarımızı bilelim, değerlerimize sahip çıkalım.

Bu dünya yaşanası bir dünya tadını çıkaralım.
İnşallah bu son olur da yetkililer artık bilinçlendirme ve sosyal faaliyetlerle gelecek için çözüm yolları üretirler. Okullarımızdaki eğitim öğretime, doğa sevgisi ve bakımı konularında daha fazla ve içten zamanlar ayrıldığı müddetçe, vicdan muhasebesi yapabilecek gençler yetişecek ve gelecek nesilleri bilinçlendirebilecek değer yargısı gelişmiş bireyler nefes alıyor olacak.
Doğayı sev, hayatı yaşa.

Bu haber 1505 defa okunmuştur

:

:

:

: