Lefkoşa’nın kalbi

Hani tüm büyük şehirlerin çok özel semtleri vardır ve yaşam orda bir başkadır. Sanki kentin kalbidir orası... Hayat size kendini hissettirir adeta, orada gümbürdeyerek akar... İstanbul’da Beyoğlu/ İstiklal Caddesidir; Ankara’da Yedinci Cadde ya da Kızılay’dır mesela... İzmir’de Konak Meydanı’dır...
Hani tüm büyük şehirlerin çok özel semtleri vardır ve yaşam orda bir başkadır. Sanki kentin kalbidir orası... Hayat size kendini hissettirir adeta, orada gümbürdeyerek akar... İstanbul’da Beyoğlu/ İstiklal Caddesidir; Ankara’da Yedinci Cadde ya da Kızılay’dır mesela... İzmir’de Konak Meydanı’dır...

Kıbrıs’ta da Lefkoşa’da Dereboyu’dur. Türkiye’ye üniversitelerde okumaya giden gençlerimiz oradaki arkadaşlarına Dereboyu’nu öğretmişlerdir. Kıbrıs’a gelip görmese de ismen herkes Dereboyu’nu bilir. Oğlumun arkadaşları geldiğinde sabırsızlıkla Dereboyu’nun geceki halini görmek isterler.

Akşam bir arkadaşımla Mardo’da bir kahve içelim dedik. Ama önce olmazsa olmazı olan Dereboyu turunu yaptık. Ben zaten Kumsal’da oturuyorum. Baştan sona ancak yarım saatte ulaşabildik. Yolun iki yanına bakına bakına, ağır ağır ilerledik. Yeni yeni lokantalar ve kafeler açılmış. Işıklarla donatılmış ya da loşluklarla çekici hale getirilmiş mekânlar tıklım tıklım dolu... Her yerden ayrı bir müzik dökülüyor kaldırımlara... Masalar dip dibe... Bir şeye daha tanık oldum böylece: Genç nüfusumuzda patlama var gerçekten... Genç sayısı inanılmaz derecede artmış bu beni çok mutlu etti.
Yol boyunca kendilerine ya da ailelerine ait arabalarda sonuna kadar açılmış bin bir çeşit müzikle geçiyorlar. Arabadan arabaya laf atmalar, takılmalar, kahkahalar... Herhalde genç olsaydım ben de aynını yapardım. Son derece masumca bir zevk alış ve eğlence biçimi... Deşarj olma yolu...

Gençleri tanımanın en doğru yolu onlara yakın olmak elbette. Öğretmen olmamın avantajını hep yakaladım ben. Neyse ara sokakların birine arabayı park edip Mardo’ya yürüyoruz. İğne atsan yere düşmez misali... Neyse ki bizim yaş grubumuzdan kişiler var. Aslında böyle şeylere önem vermem ama yine de rahat olmak isterim. Bir süre içerde koltuklarda bekliyoruz. Hemen kaldırıma yastıklı, minderli koltuklar hazırlanıyor. Şanslıyız, işletme sahibi bizimle yakından ilgileniyor.

Bir masadan sırayla öğrenciler “ Hocam!... “ diyerek bana sarılıyor. Ardından da “Hatırladınız mı?” sorusu geliyor. Öyle hatırlamak kolay mı? Yıllar önce küçücük bıraktığım Levent Koleji öğrencilerim. Şık mı şık, güzel mi güzel genç kızlar... Gel de çık işin içinden... Sımsıcak kucaklanıyorum. Hatırlar soruluyor. Bir başka masadan da seslenenler var. 34 yıldır bu ülkede eğitim ordusunun neferiyim ben. En az 25 bin öğrenci yetiştirdim. Gözlerim doluyor... Ağlayabilirim... Neyse ki yerimiz hazır.
Önce arkadaşımın önerisi ile kocaman çorba kâsesi gibi kaplarda İlly’li dondurma yiyoruz. Kahveden yapılan özel dondurma... Harika bir şey... Deneyin çok seveceksiniz... Ardından orta şekerli bir de Con kahvesi içiyorum. Merak etmeyin az içtiğimden olmalı, gece mece bana kahve vız geliyor, dokunmuyor yani...

Oturduğum yerden gençleri izliyorum. Konuşmalarına kulak veriyorum. Gençlikte biz de böyleydik, vara yoğa kıkırdardık... Cıvıl cıvıl, pırıl pırıl bir gençlik işte... Onlarda kusur aramak yerine onlarla daha çok zaman geçirmek, onları anlamaya çalışmak gerek... Aralarında anne babalarıyla mekâna gelenler var. Masadan masaya seslenmeler, diz dize oturuşlar...

Akşam çok mutlu oldum çooook... Size de tavsiye ederim bir akşam Dereboyu’na gelip bir kahve ya da dondurma yiyip gençliğinizi hatırlayın. İnanın Lefkoşa’nın kalbi burada atıyor...


Bu haber 222 defa okunmuştur

:

:

:

: