Üretmenin verdiği haz

Her zaman için ürettiğinin karşılığını alamadığından şikâyet eden bir çiftçiye, sohbetimiz sırasında “Sen yinede vazgeçme “ demiştim.
Her zaman için ürettiğinin karşılığını alamadığından şikâyet eden bir çiftçiye, sohbetimiz sırasında “Sen yinede vazgeçme “ demiştim. Gülümseyerek bana şöyle demişti, “Para kazanmıyorum ama üretmekten aldığım haz bana yeter”.Evet Kıbrıs Türküne üretmiyor, sadece tüketiyor, yakıştırmasını yapanlara verilmiş, tokat gibi cevap. Eskiden, çok eskiden ki benim çocukluk anılarımın karelerinde hayal mayal hatırladığım zamanlarda, herkes evinde, ekmeğinden, sebzesine, meyvesine kadar yetiştirir, kullanır ve satarak para kazanırdı. 
O günler, bu hayat şartlarının sonlarıydı. Üretim ve tüketimin, eşit oranla büyümesi gerekirken tüketim, üretimden daha hızlı büyüyordu. Her şeyin hazırı yavaşça hayatımıza girdi. Üretme zahmeti ve bu zahmetin karşılıksız kalma tehlikesi insanları vazgeçmeye teşvik etti. Tabi ki vazgeçmenin en önemli nedenlerinden biri de çözüm üretmesi gerekenlerin, gerekli çözümleri üretememesidir. 
Eski zamanlarda, evlerde üretim yapılmasını üretim konusuna örnek vermek için anlattım. Bu tür örnekler çoğaltılabilir. Tabii ki günümüzde çok şey değişti. Artık evlerde üretim yapacak ne toprak kaldı, ne su nede bunu yapacak heves. Amacım günden güne üretimin hangi alanda olursa olsun önemini yitirdiğini anlatmaktır. Bu işi artık bizlerin yerine başkaları yapıyor. Başkaları bizim için üretirken haz duyarlar mı bilemem ama para kazandıkları kesindir. Üretim denince aklımıza sadece çiftçilik, narenciyecilik ve sanayicilik gelmesin. Üretim, var etmektir. Üretim sadece ekonomik alanda değil hayatın her evresinde geçerlidir. Bir fikir üretmek, sorun çözmek, alternatif öneriler sunmak üretimin diğer adıdır. Bizim ülkemizde Üretim denince ilk akla gelen üretimin ekonomik yönüdür. Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz günlerde çeşitli kesimlerce “Yerli Üretime Destek” çağrıları yapıldı. Öncelikle şunu söylemek isterim ki bu çağrıyı sonuna kadar destekliyorum. Ama yerli üretimi desteklemenin anlamı göz göre göre kandırılmak olmamalıdır.
23 Nisan 2003 yılında Güney Kıbrıs’a serbest geçişler için kapıların açılmasından sonra Kıbrıs Türk halkı olarak adeta uyandık, iki ekonomi arasındaki fark bizi hayretler içinde bıraktı. Yıllarca düşünmeden aldığımız onca ihtiyaç malzemesinin daha kalitelisini daha ucuza alabileceğimizi gördük. Mutlaka ki güney ekonomisinin girdileri bizden daha azdır. Bizde ki üreticinin, ithalatçının sırtındaki vergi yükü, maliyet kamburu güneydekine göre kat kat fazladır. Bunu da bir sebep olarak kabul edebiliriz. Kabul etmediğim, istisnaları ayrı tutarak söylüyorum, yıllarca bir koyup iki, üç kazanmak yerine beş kazanmaya tercih edenler içindir. Bu nokta da elbette devlete de iş düşmektedir. Mutlaka etkin bir denetim mekanizması olmalıdır. Bu mekanizma her daim herkes için doğru çalışmalıdır. Ülke piyasasında üretilen ürünler mutlaka korunmalıdır. Bunu vergileri düşürerek yapabilirsiniz, çeşitli teşviklerle yapabilirsiniz, ilgili alanda ithalata sınırlamalar getirebilirsiniz. Görüldüğü gibi bu konuda çok sıkıntımız vardır. Her şeye rağmen, üretmeyen ülke kalkınamaz sözünden hareketle, biz yine de vazgeçmeyelim.
Bu haber 419 defa okunmuştur

:

:

:

: