Orams davasında endişeler

Bu hafta, kamuda “Orams Davası” olarak bilinen Kıbrıs’ta emlak konusunda en hassas davanın son duruşması yapıldı.
Bu hafta, kamuda “Orams Davası” olarak bilinen Kıbrıs’ta emlak konusunda en hassas davanın son duruşması yapıldı.

Son sözler söylendi. Hem Orams’ların, hem Apostolides’in avukatları İngiliz İstinaf Mahkemesinin “son mahkeme”, söylenecek sözün de “nihai karar” olacağını altını çize çize vurguladılar.

Orams davasının son duruşmaları geçtiğimiz Perşembe ve Cuma günü Londra’da görüldü. İlk gün Orams’ların avukatı Nicholas Green Q.C ve Cherie Booth Blair Q.C (İngiltere Eski Başbakanı Tony Blair’in eşi) konuştular. İkinci gün ise Apostolides’in avukatı Thomas Beazley Q.C duruşmada söz aldılar.
İngiltere’de mahkemeleri izleyenler sistemi iyi bilirler. Bir sürü söz kalabalığı. Bir sürü örnek, süslü cümleler. Can alıcı konuların eskiye dayalı benzerleri. Referans davalar. Ve bir sürü teknik konu.
Hukukla, yasalarla ilişkisi az olanlar, ancak çok ana konuları anlayabilir. İşin detayı size fazla birşey söylemez.
Orams davasının iki günü sonunda ortaya çıkan tablo, Orams’ların avukatlarının sunduğu iki ana konunun, Rum tarafı avukatlarınca ciddiye bile alınmadığıydı.
Oramsların avukatları, duruşmanın ilk gününde ATAD’ın Baş yargıcı Yunanlı Vassilios Skouris’un tarafsızlığı konusuyla, “kamu düzeni” yani public policy konuları üzerinde durdu. Ayrıca, mahkemeden çıkacak “olumsuz” bir kararın, adadaki barış müzakerelerini olumsuz etkileyebileceği endişelerini dile getirdi.
Rum tarafı ertesi günü bunlara tek tek açıklama getirdi. Kelime yerindeyse, yukardaki konuların hiçbirini kaale almadıklarını sergiledi.
Birincisi; Baş Yargıç Skouris’in, Kıbrıs Rum yönetiminden “onur nişanı” alması gizli saklı değil, heryerde yayınlanmış bir konuydu. Oramsların avukatlık firması Herbert Smith’in avukatları bunu , bu kadar önemsediyse, neden önceden gündeme taşımamıştı?
İkinci konu olan “public policy” yani kamu düzeni ise o kadar tehlikeli bir unsur olsa, ATAD bunu kendi sorar, kendi yanıtlardı. Rum tarafının avukatları bunu mahkemede savundular.
Ayrıca, Kuzey’de emlak sektörü, Rum avukatların ifadesiyle “başını almış gelişerek gidiyor”du. Ve inşaatların çoğu da Rumların arazileri üzerine yapılıyordu. Davadan çıkabilecek Orams’lar “aleyhine karar”, bu gelişmeye nokta koyabilirse, barış müzakerelerini Türk tarafı avukatlarının savunduğu gibi “olumsuz” değil, tam tersi “ olumlu” etkileyecekti.

Kısacası iki günlük duruşmanın can alıcı noktalarını özetledim.

Duruşmayı çok sayıda Türk ve Rum hukukçu da izledi. Türk hukukçular, davanın sonucundan şimdiden endişeli olduklarını açıkca belirtiyorlar.
Nedenine gelince. Oramsların avukatları, mahkemede Güney’de vesayet altına alınan Türk mallarına ilişkin hiçbir delil, yasa, tapu sunamadılar bu iki günde. Güney’de malı bulunan hangi Türk emlak sahibi, bunu satabilmiş, kirasını alabilmiş veya oturabilmişti? Türk malının Güney’de satılamayacağı konusu irdelenmemişti. Rumların toprak kanunları gündeme getirilmemişti. Bunların gündeme gelineceği önceden hesaplanmalı, bilinmeliydi.
Ayrıca İngiliz İstinaf Mahkemesinin yüksek hakimleri, Avrupa mahkemesi gibi önemli bir yasal kurumun baş hakimi, yani Yunanlı Skouris’in mesleki bütünlüğüne, itibarına kolay kolay zarar veremezdi. Konu hem oldukça hassas. Hem de Türk hukukçulara göre ciddiydi. Ve tahminler, bu konuyu İngiliz yargıçların dikkate almayacağı yönünde.

Kamu düzeni yani public policy konusuna gelince, bu da derece dereceydi. Mal-mülk alımlarında herkes Kuzey Kıbrıs’ın durumunu bilerek emlak satın aldı. O riski göze aldılar. Rumların savunduğu da bunun benzeriydi. Ve İngiltere’deki Türk hukukçular ticari riskin her alışverişte olduğunu, buna hükümetlerin karıştırılmasının doğru olmadığı yolunda bir görüş içinde.
Orams davasının, nihai yani son kararıyla ilgili Türk hukukçuların endişesi bununla bitmiyor. Dava başından Herbert Smith veya onun gibi uluslararası konularda son derece tecrübeli bir hukuk firmasına verilmeli. KKTC ve İngiltere’den de Türk hukukçularla takviye edilmeliydi. Konunun Kuzey’i ilgilendiren en ince detayları konusunda İngiliz avukatlara yardımcı olunmalıydı. Onlar herşeyi bilemeyebilirdi. Ayrıca, Kuzey’deki siyasi otoriteler bu konularda Londra’daki avukatları bilgiyle beslemeliydi.

Orams davasında, bir yerde dereyi geçerken at değiştirildi. “Vahib and Co” ile başlanan yola “Herbert Smith” ile devam edildi. Türk hukukçular, başından böylesine önemli bir davanın neden Vahib and Co’ya verildiğini sorguluyorlar. Ve “Vahib and Co”ya verilirken hangi kriterlere dayanıldığını soruyorlar.
Neden bu avukatlık şirketinin seçildiği, hala bugünlerde Londra’daki Türk çevrelerde büyük merak konusu olmaya devam ediyor. Bu davayla ilgili yapılabilecek çok şeyler vardı, ancak ne yazık ki yapılamadı. Hukukçuların ortak görüşü bu yönde.
Bu konuda konuşacak çok kişi var Londra’da. Belki Kuzey Kıbrıs’ta da. Bekleyip, göreceğiz.

Bu haber 646 defa okunmuştur

:

:

:

: