Karmaşa

Uzun zamandır, sadece bizim ülkemizde değil dünyanın birçok yerinde tartışılan, gündemde olan, can kayıplarına sebebiyet veren domuz gribi yani H1N1 virüsü kafaları karıştırmaya devam ediyor.

Uzun zamandır, sadece bizim ülkemizde değil dünyanın birçok yerinde tartışılan, gündemde olan, can kayıplarına sebebiyet veren domuz gribi yani H1N1 virüsü kafaları karıştırmaya devam ediyor. Bu konu kolay kolay gündemden düşmeyeceğe de benziyor.

Tabi ki can kayıplarının olması konunun hassasiyetini artırıyor. Son birkaç günde hem anavatan Türkiye de hem de başka ülkelerde bu bulaşıcı hastalıktan hayatlarını kaybeden insanların sayısında artış görülmesi ister istemez toplumda bir tedirginlik yarattı. Ülkemizde de domuz gribine bağlı olarak bir insanımızın hayatını kaybettiğinin açıklanması da olayı başka bir boyuta taşıdı.

Domuz gribinin veya geçtiğimiz yıl ortaya çıkan kuş gribinin yıllar öncesinde çıkma olasılığına karşı uyarılar yapıldığını biliyor muydunuz? Elbette hiç birimiz bilmiyorduk. Dünya sağlık örgütü tarafından yapılan bu uyarının sebebi, ABD’de ikinci dünya savaşı öncesine kadar, domuz yetiştiriliciliği küçük çiftliklerde yapılırken 1950’li yıllarda yüksek seviyede üretim ve kazanç elde etme, adına bu çiftliklerin bir çatı altında toplanmak istenmesi. Bu kararla beraber, bir çiftlikte 70 olan kümes hayvanı sayısı, 30 binlere kadar çıktı, tabi ki sonuç olarak sağlıksız ortamda yetiştirilen hayvanlarda çeşitli hastalıklar görüldü. Bu uyarının yapıldığı tarih 1999’dur. Yine bu tarihte yapılan uyarıda domuz gribinin ilk görüldüğü ülke olan Meksika da bulaşıcı hastalık çıkma olasılığının yüksek olduğu da belirtilmiş.
Evet, yine insanoğlu kendi eliyle, daha fazla kazanç elde etme hırsının sebep olduğu, bir felaketi yaşıyor. Bu konunun avantajlar sağladığı başka kesimlerde var tabi ki, ilaç üreticileri, insan sağlığından çok ticari kazanca önem vermek ve bu salgın hastalıktan rant elde etmekle suçlanıyorlar. Kişisel görüşüm, ilaç firmalarını suçlayanların pek de haksız olmadığı yönündedir.

Bu noktada ülkemizde durum nedir diye bakarsak, tam bir kargaşa durumunun olduğunu görürüz. Okullar, birazda ailelerin tedirginliği sebebiyle, çocuklarını okula göndermemelerinden tatil oldu. İçinde bulunduğumuz eğitim döneminin sancılı olduğunu mutlaka hepimiz kabul ederiz. Umarım okullar yeniden eğitime başladığı zaman, sendikal eylemlerle kesilen bir eğitim süreci yaşamayız. Çünkü bunun telafisi çok zor olacaktır. Eğitimle ilgili endişemi de sizlerle paylaştıktan sonra yine aşı konusunda dönmek istiyorum. Aşı konusunda ilgili kesimler arasında önemli sayılacak derecede görüş ayrılığı var. Mutlaka birilerinin çıkıp aşı konusuna bir açıklık getirmesi gerek. Yine aşı konusuyla ilgili olarak dünya gündemine bakacak olursak, aşının yan etkisi sebebiyle hayatını kaybeden insanların olduğu gerçekten ürkütücü.
Türkiye Başbakanı Sayın Erdoğan ne kendisinin, nede ailesinin aşı olmayacağını, bunun tam aksine yine anavatanın sağlık bakanı, Sayın Akdağ ise aşı olduğunu açıkladı. Ayni ikilem bizim ülkemizde de yaşandı. Doktorlarımızın bir kısmı aşıya karşı çıkarken, bir kısmı mutlaka aşı olunması gerektiğini belirtti. Hatta ve hatta Sağlık Bakanı’mız, Sayın Kâşif kameralar karşısında aşı oldu. Şahsen benim bir vatandaş olarak bilmek istediğim, aşı olma konusunda vereceğim kararın doğru olup olmadığıdır. Toplumun önemli bir kesiminin benimle ayni endişeyi taşıdığından eminim.

Sorulacak soru şudur. Bu aşının içeriği nedir? Yan etkileri nelerdir ve tedavide kesin sonuç veriri mi? Ben toplum adına bu soruları sordum. Ve yine toplum adına ilgili kesimlerden cevap bekliyorum.

Bu haber 498 defa okunmuştur

:

:

:

: