İnsanlık suçu “ırkçılık”

Bugün dört günlük kurban bayramının son günü, toplum olarak artık yavaş yavaş ülke gündemindeki konulara adapte olacağız. Benim bugünkü konum, Kıbrıs görüşmelerindeki başlıklarından biri, olası bir anlaşmada Kıbrıs vatandaşlığının kimleri kapsayacağı.
Bugün dört günlük kurban bayramının son günü, toplum olarak artık yavaş yavaş ülke gündemindeki konulara adapte olacağız.
Benim bugünkü konum, Kıbrıs görüşmelerindeki başlıklarından biri, olası bir anlaşmada Kıbrıs vatandaşlığının kimleri kapsayacağı.
Türkiye Cumhuriyeti 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyetinin garantör ülkelerinden biridir. Diğer garantör ülkeler İngiltere ve Yunanistan’dır. Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıslı Türklerin dışında gelişen olaylarla ortadan kalkarken, Güney Kıbrıs yönetimi, yıllardır Kıbrıs Cumhuriyeti etiketini kullanarak gelişmiş ve bu gün tüm dünya tarafından Kıbrıs’ın meşru yönetimi olarak kabul edilme avantajına sahip konuma gelmiştir. Kıbrıs’ın kuzeyinde ise 1974 tarihinden sonra yepyeni bir yapı oluşturulmuş ve bir Cumhuriyet yoktan var edilmiştir. Kıbrıs’ın kuzeyinde, yeni bir düzen kurulurken, bir avuç Kıbrıslı Türk’e desteğini esirgemeyen ve maddi manevi her konuda üstüne düşenden fazlasını yapan, ayni zamanda KKTC’yi resmi olarak tanıyan tek ülke Türkiye’dir.

Güney Kıbrıs yönetimi 1974 yılından bu yana Kıbrıs Cumhuriyeti’nin her anlamdaki kaynaklarını, Kıbrıslı Türklerinde hakkı olan uluslar arası tüm yardımları, tek taraflı olarak kullanmaktadır. Buna karşılık, Türkiye Cumhuriyeti’nin KKTC’ye yaptığı yardımlar ve yatırımlar Rum tarafının tek taraflı olarak kullandığı bu kaynaklardan kat kat fazladır. Kıbrıs’ta 1974 yılı bir dönüm noktasıdır. Kıbrıs bu tarihte ikiye ayrılmıştır. Bu noktada yanlış olan, olması gerekenin olmaması yani iki ayrı bölge, birbiri ile iki komşu ülke, ayni toprakları, ayni gökyüzünü paylaşan, ticaret yapan birbirinin varlığına saygı duyan iki halk gerçeğinin kabul görmemesi. Sınır kapılarının serbest geçişlere açılış tarihi daha erken olsaydı, acaba iki halk arasındaki yakınlaşma daha ileri düzeyde olur muydu? Bana göre bu da düşünülmesi gereken bir nokta.
Görüşme süreci devam ediyor. Her ne kadar Cumhurbaşkanımız bazı konularda yakınlaşma var dese de ayni anda Rum liderliği bunu yalanlıyor. Görüşmelerin en tıkandığı nokta şüphesiz mülkiyet konusudur. Görüşme sürecinde görüşülen konulardan biri de 1974 yılından sonra kuzey Kıbrıs’a anavatandan gelip yerleşen insanlardır. Yeni bir hayat, yeni bir umutla Kıbrıs’a Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelip yerleşen insanlar, anlamsızca Kıbrıs’taki çözüm sürecinin sorunlarından biri olarak gösteriliyor. Bu insanlar yasal bir prosedür’e göre bu ülkeye gelip vatandaşlık almış, bir düzen kurmuş ve artık Kıbrıslı Türk kimliği kazanmışlardır.

Annan planı döneminde, Rum tarafının şart koştuğu konulardan biri de bu insanların adadan gönderilmesi idi. Cumhurbaşkanı Talat ile Rum lider Hristofyas arasında uzun zamandır devam eden görüşme sürecinde yine aynı konu başlığı gündemde. Sayın Cumhurbaşkanımız konu ile ilgili kaygı duyulmasına, gerek olmadığı yönündeki açıklamaları olsa da bu insanlarımızın endişelenmemesi imkânsızdır. Rum tarafının bu konuda diretmesi de en başta insanlık suçudur. Her hangi bir spor karşılaşmasında bile rakibine dil, din, ırk ayrımını çağrıştıracak en küçük hareketlerin yapılmasına karşılık olarak önemli sayılacak derece de cezalar verilip bu konunun muhatabı ırkçılıkla suçlanırken uluslar arası bir ırkçılığın yapılması ne kadar doğru, ben bir anlam veremiyorum. Her iki tarafta da yasalar çerçevesinde, verilmiş haklar konusunda ortak düzenlemeler yapılacaksa bu bir ölçüde kabul edilebilir. Buna kimsenin itirazı olmaz. Ama gerekli şartları sağlamış, ömrünün önemli bir kısmını bu ülkede geçirmiş, bu ülkede doğmuş evlenmiş, bu ülkenin kimliği almış, seçme seçilme hakkı olan hiç kimsenin, tartışılmasına kimse izin vermemelidir. Bu her ülke ve her insan için geçerli bir durumdur. Bunu tersi bir yaklaşımın adı ırkçılıktır ve ırkçılık bir insanlık suçudur.
Bu haber 492 defa okunmuştur

:

:

:

: