P a v a r o t t i

Dev bir cüsse... Bu cüsseye uygun , dinleyeni büyüleyen, kulaklardan gitmeyen, çağlayan gibi bir ses.. Operayı milyonlarca kişiye daha çok sevdiren,

Dev bir cüsse...

Bu cüsseye uygun , dinleyeni büyüleyen, kulaklardan gitmeyen, çağlayan gibi bir ses..

Operayı milyonlarca kişiye daha çok sevdiren,

“Nessun Dorma”yı futbol fanatiklerinin marşı haline getiren yüce bir ses..

Dünya operasının her bakımdan belki de en büyüğü, en tanınmış tenoru Luciano Pavarotti’nin gürleyen güçlü sesi, kansere boyun eğdi..

Ve artık sustu..

“Nessun Dorma”yı dinleyince, hangimizin aklına futbol gelmez ki ?

Neredeyse İtalyanca kelimelerini ezberleyecek kadar yakından  bildiğimiz, tanıdığımız bu aryanın bestekarını biliyor muyuz ?

Operayla ilgililer mutlaka bilirler..

Ancak kimin söylediğine gelince, çoğunluğun bileceğinden hiç süpheniz olmasın..

Ve o dev cüsseli, beyaz papyonu, smokin’i içinde, boynunda rengarenk fularlı çılgın İtalyan’ı kim tanımaz ?

Kuzey İtalya’nın Modena kasabasında fırıncı bir babanın oğlu olarak doğan Pavarotti, yine aynı yerde, sevdiklerinin arasında, ikinci eşi, 5 yaşındaki küçük kızı, çocukluğundan beri yanından ayrılmayan arkadaşlarının arasında  son nefesini verdi..

Operayı pop’la, opera’yı futbolla, opera’yı milyarlarla tanıştırdı, kaynaştırdı..

En önemlisi sevdirdi..

Pavarotti’yi, 1990 yılında Hyde Park’da verdiği konserde dinlemiştim..

Harvey Goldsmith’in düzenlediği, Temmuz ayındaki açık hava konserinde kimler yoktu ki..

Bugün aramızda olmayan Prenses Diana, en ön sırada Prens Charles ile konserin en ünlü konukları arasında başı çekiyordu..

Yaz olmasına rağmen, konser öncesi başlayan yağmur, saatlerce sürüp gitmişti..

Pavarotti, ilk parçalarını bardaktan boşanırcasına yağan sahnenin altında, şemsiye denizine dönen Hyde Park’da söylerken, arkalardakilerin kendini göremediğini farketmişti..

Açılan şemsiyeler, konserin ruhunu zedeliyordu..

Hiç unutmam, birkaç şarkı sonra “ Lütfen, şemsiyelerinizi kapatır mısınız” ricasıyla mikrofona gelen Pavarotti’nin, isteğine ilk uyan Prenses Diana olmuştu..

Pavarotti hayranlığıyla tanınan Diana, alkışlar arasında şemsiyesini kapatırken, onbinler de ona uymuş, ortalık bir anda açılmış, sanki aydınlanmıştı..

125 bin kişinin izlediği , Hyde Park’ı hınca hınç dolduran izleyiciler, iliklerimize kadar ıslanmamıza rağmen, gıkımız çıkmadan, 3 saat boyunca büyülü sesin etkisiyle kendimizden geçmiştik..

Pavarotti’nin ölümünü duyunca aklıma bunlar geliverdi..

Konserden birgün önce de basın toplantısında, sorularımızı yanıtlamış..

Her zamanki güler yüzü, esprili , şakacı tavırlarıyla salona neşe saçmıştı..

Puccini’nin “Turandot” operasının bir aryası olan , adeta adıyla özdeşleşen “Nesun Dorma”nın bulunduğu CD’sini elleriyle bize vermişti..

Türk gazetecileri olarak, tabii sorumuz Ankara’ya gelip, beğenilmeyip geri döndürüldüğüyle ilgili , “şehir efsanesine” dönen konuydu..

Sorumuza gülmüştü..

Geçmiş gün.. Tam olarak hatırlamasam da, işin öyle olmadığını kısaca anlatmıştı..

1960’ların başında iş için geldiği Ankara’da bir performanstan sonra, memleketi İtalya’ya dönmüştü..

 

Hyde Park’daki konser, 71 yaşında dünyaya veda eden , operanın devinin sayısız konserinden sadece biriydi... Ancak 125 bin kişiyle belki de en unutulmazlarındandı..

Bugün ne Prenses Diana var, ne Pavarotti..

10 yıl önce ölen Prensesin cenaze töreninde arya okuması için davet edilen ünlü tenor, kalbinin bu acı yükü kaldıramayacağını söyleyip, mazeretinin kabul görmesini rica etmişti..

Pavarotti, 1955 yılında Llangollen’de,  Modena Rossini Korosunun üyesi olarak uluslararası opera yarışmasında birincilik kazanarak, adını duyurdu..

Babası da tenordu.. Ve ilk aryaları ondan dinlemiş, ilk dersini ondan almıştı..

Ekmekçi tenor babadan, oğula geçen yetenek baba Pavarotti’yi uluslararası isim yapmasa da, oğul Pavarotti, operaya son 40 yıl damgasını vuran en ünlü İtalyan oldu..

O’nu, efsanevi İtalyan tenor Caruso’dan sonra en büyük diye ilan edenler, yanılmamıştı..

Ünlü İtalyan bestekarlar Puccini, Tosca, Verdi,Bellini, Donizetti’nin en nadide, en nazik parçaları, sahnede cüssesi gibi devleşen bir sesle yeniden hayat buluyordu sanki..

La Boheme’deki “Rodolfo” rolüyle uluslararası sahnelerin aranan erkek sesi oluyordu..

Onu nota bilmiyor, yüksek notları okuyamıyor, sözleri unutuyor diye eleştirenleri her yeni konserinde şaşırtıyor..

Şaşırttıkça da açık açık keyıf alıyordu..

Dünyanın birçok ülkesi, Pavarotti’yi ağırlamak için birbiriyle yarış içindeydi..

New York Metropolitan, Londra Covent Garden, İtalya La Scala, Pavarotti’nin ikinci adresiydi..

Yemek yemesini ve pişirmesini seven, her yemek pişirdiği hanımın kalbini fethedeceğine inanan dev cüsseli maestro, 35 yıllık eşinin dışındaki sevgilileriyle de ünlüydü... Çocukluk aşkı , üç kızının annesinden 35 yıl sonra ayrılan Pavarotti, sekreteri, kendinden 35 yaş küçük sevgilisiyle evlenirken, çok da düşman edinmişti..

Ancak aşk ferman dinlememiş.. Pavarotti, son 4 yılını 5 yaşındaki kızının annesiyle geçirmişti..

Bu haber 153 defa okunmuştur

:

:

:

: