Köşe yazarları daha az yazarsa

Öncelikle, geçtiğimiz günlerde Girne’mizi teslim alan yağmurdan, olumsuz etkilenen ve hatta yayınlarına kısa bir süre, zorunlu olarak ara veren Star Kıbrıs Medya Kurumu’na bağlı STAR KIBRIS Gazetesi ve ADA TV emekçilerine geçmiş olsun dileklerimi ileterek bu günkü konuma giriş yapmak istiyorum.
Öncelikle, geçtiğimiz günlerde Girne’mizi teslim alan yağmurdan, olumsuz etkilenen ve hatta yayınlarına kısa bir süre, zorunlu olarak ara veren Star Kıbrıs Medya Kurumu’na bağlı STAR KIBRIS Gazetesi ve ADA TV emekçilerine geçmiş olsun dileklerimi ileterek bu günkü konuma giriş yapmak istiyorum.

Medya ve siyaset kurumu arasında her zaman, hep tartışılan bir ilişki olmuştur. Bu durum dünyanın her yerinde geçerlidir. Gerek yazılı, gerekse görsel basın yani genel adıyla medya insanlara kolayca ulaşması, etkileme gücü ve tabi ki en önemli propaganda aracı olması sebebiyle siyasi kuruluşlar ve politikacılar tarafından her zaman için önemsenmiştir. Dünyanın her ülkesinde, siyasi çevreler medya ile ilişkilerini iyi tutmaya çalışmaktadırlar.
Anavatan Türkiye’nin son günlerdeki gündem konularından biri Milliyet gazetesi köşe yazarlarından Mehmet Tezkan’ın 01/12/2009 tarihli ve “Siyasetçiler az konuşanca ülke, rahatlıyor” başlıklı yazısına, Türkiye Başbakanı Sayın Recep Tayip Erdoğan’ın verdiği sert yanıtın yarattığı polemik.

Sayın Erdoğan köşe yazarlarının, daha önce haftada bir yazarken, şimdi her gün, hatta yarım saatte bir yazı yazdığını söyleyerek, konuşmasını ilginç bir suçlama ile bitirdi. Sayın Başbakan “Bunlar her şeye karşıdır, bunlar tahrikçidir, barış, millet ve halk düşmanıdır” diyerek, çok ağır bir ithamda bulundu.
Tabi ki söz konusu yazarın yazdığı yazı ve de Sayın Başbakan’ın düşünceleri kendilerine ait. Biraz daha gerilere gidecek olursak, Türkiye Başbakanı Sayın Erdoğan halka çağrı yaparak bazı gazetelerin okunmamasını istemişti. Sizi bilmem ama ben bu tür tartışmaların dünyanın hiçbir yerinde yaşandığını duymadım.

Yani bir gazeteci veya gazete ile halk tarafından seçilmiş bir Başbakan’ın bu derecede tartışması ve bu tartışmanın topluma ciddi anlamda gerginlik olarak yansıması. Peki, bu noktada doğru veya yanlış olan nedir? Medyanın mı sınırı yok, yoksa siyasilerin mi? Halk tarafından seçilmiş olmak dokunulmazlık zırhı ile güvenli olmak her hakkı veriyor mu? Olaylar karşısında tahammül etmesi gereken acaba medya mı siyasiler mi? Demokratik düzenin gereği olarak kendi yöneticisini seçen toplum, okumak istediği gazeteyi veya yazarı yine kendi iradesi ile seçemez mi, bu arz ve talep meselesidir. Toplum benimsemişse zaten yapılacak bir şey yoktur.
Milliyet gazetesi yazarı Sayın Mehmet Tezkan’ın yazısını biraz inceleyecek olursak; anlatılmak istenenin, yani siyasilerin yokluğunda hayatın normalleştiği, güzelleştiği, kavgasız ve sakin günlerin yaşandığı iddiasına hak vermemek pek de mümkün değil aslında. Ülkemizi ele alarak bir düşünsenize, siyasilerin, meclisimizdekilerin küfür etmediğini, birbirleriyle kavgalı olmadığını veya meydanlarda birbirlerini suçlayıp çamur atmadıklarını, birinin ak dediğine diğerinin sırf muhalefet olsun diye kara demediğini, sadece eleştirmek adına konuşmadıklarını, ne kadar güzel olurdu. Bu tabi ki mümkün değil, siyasiler bu tür girişimlerde her zaman bulunacak. Bir de gazetecilerin, köşe yazarlarının daha az yazdığını düşünün, böyle bir durum demokrasiye, şeffaflığa, özgür haber alma hakkına ne kadar hizmet eder. Yanlışlar olduğu sürece, eleştiride olacaktır. Tabi ki bu eleştirinin de bir sınırı. Bu hem siyasiler hem de gazeteciler için geçerlidir.
Bu haber 482 defa okunmuştur

:

:

:

: