Londra’nın ortasında korkunç dram

Gazetelerde okudunuz.. On yıldır sır halindeki bir cinayet davası, geçtiğimiz gün Londra’daki Ağır Ceza Mahkemesinde sonuçlandı…
Gazetelerde okudunuz.. On yıldır sır halindeki bir cinayet davası, geçtiğimiz gün Londra’daki Ağır Ceza Mahkemesinde sonuçlandı…

On yıldır ne dirisi, ne ölüsü bulunan 15 yaşındaki Tülay Gören’in babası Mehmet Gören, kızının katili olarak müebbet hapse mahkûm oldu ve hapse gönderildi.
Anne Hanım, abla Nuray için ise hiç bitmeyecek ceza şimdi başlıyor. Acılı anne ve abla, kızları, kardeşleri Tülay’a ne olduğunu hala öğrenemedikleri gibi, bir mezarı bile bulunmayan genç kızın acısını ölene kadar içlerinde yaşayacaklar.
Old Bailey’deki mahkeme 11 hafta sürdü.. Üç ay boyunca “töre” veya “namus” davası denilen bu acı cinayeti, gün gün İngiliz basınında izledik. TV’lerde dinledik. Kanımız dondu, içimiz yandı.
Olayın üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen, 7 ocak 1999’dan beri haber alınamayan talihsiz Tülay’ın katili yeni cezaevine gidiyordu..
Katili uzakta aramadılar.. O kızının tam yanı başında, onu korumakla, sevmekle görevli, onun hayata gelmesinde rolü olan ikinci kişiydi… Babasıydı…
Adına da “honour killing” yani “namus” davası deniyordu İngilizcede…
Töre cinayeti… Veya namus davası bizim dilimizde...
Nerenin töresi, nerenin namusuydu bu?
Elini öz be öz kızının kanına bulayan bir baba, hangi töreyi devam ettiriyordu? Neyin namusunu, onurunu koruyordu ??
Hem de Londra’nın ortasında… Herkesin gözü önünde…
Tülay ne ilk, ne de son... Daha Güldünya’yı unutmadık.. Tek suçu yanlış kişiyi sevmek, ondan çocuk doğurmak olan genç kadın, hastanede abilerinin tabancalarından çıkan kurşunla hayatını kaybetmişti.
Evde şiddete uğrayan kadınların da sembolü olmuştu Türkiye’de..
Tülay’ı biz yeni tanıdık… Daha doğrusu resimlerini gördük… Kısacık yaşamını gazetelerde okuduk… İçimiz burkuldu. BBC TV’sinde bir düğünde oynarken masumluğunu, o yaştaki kızların canlılığını gördük… Mavi saten elbisesi içinde yaşıtları gibi gülüp, eğleniyordu.
Bugün yaşasa 25 yaşında genç bir hanım olacak. Belki anne olup, evini yuvasını kuracaktı…
Kendinden 15 yaş büyük, ailesinin onaylamadığı bir adamı sevmişti. İlk aşkıydı.. Ancak Gören ailesi Alevi, sevgilisi ise Sünni’ydi… Araya yaş’tan başka, bir de mezhep ayrılığı girmişti…
Baba, bu işe hayır dediyse de genç, canlı, aklı bir karış havadaki Tülay’a dinletemedi.. Kızını dövüp, zorladıysa da bu aşktan vazgeçiremedi…
Ve bir sabah, anne, abla, kardeşleri evden uzaklaştırıp, bugüne kadar kimsenin bilmediği şekilde gencecik kızını elleriyle bu hayattan koparıp, aldı o baba… Ve gıkı çıkmadan, ertesi gün eve dönüp, Tülay’I soran anneye “ Bugünden sonra onun adını anmak yok. Artık öyle bir çocuğumuz yok” diyebildi…
Türkiye’den 1990’larda İngiltere’ye gelen ilticacı bir aileydi onlar… Binlercesi gibi… Feodal yapının içinden gelmişlerdi, yeni hayat umutlarıyla… Çocuklar iki dünya arasında sıkışmış, evde geldikleri yerlerin kültürü, dışarıda bulundukları ülkenin hayatını yaşıyorlardı…
Tülay da yaşıtları gibiydi… Ancak 15 yaşındayken tanıştığı 30 yaşındaki sevgilisi, onun sonu oldu…
Bir kız için babası, bambaşka anlamlar taşıyan, kimseye bağlanamayacağı kadar sevdiği, üzerine titrediği, ilerde tanışacağı erkekte arayacağı özellikleri taşıyan “ideal erkektir”. Babalar ve kızları, çok özel, çok güzel bir dostluğun sahibidirler…
Bir kız çocuğunu ilk koruyacak kişidir babası… Sonra abisi, amcası, dayısı, dedesi yani ailenin erkek bireyleri gelir.
Ama baba bir başkadır kızının gözünde.
Tülay’ın babası ise genç kızın katili oldu… Doğduğunda ellerine alıp, sevdiği kızını, aynı elleriyle 15 yıl sonra öldürdü. Hiç acımadan…
Tülay davası, Britanya için adeta bir dönüm noktası. Töre, namus cinayetlerini 21. asır’da asıl ülkelerinden batının en medeni ülkelerinden İngiltere’ye taşıyanlar, ne yazık ki bu batıl adetleri, Avrupa’ya da tanıttılar.
Tülay’ın nerede gömülü olduğunu babasından başka kimse bilmiyor.. Ablasının babasından son isteği olan onu gömdüğü yeri söylemesi sorusunun yanıtını öğrenecek miyiz, bilmiyoruz.

Ancak yaşadığımız ülkede her yıl en az bir düzine kadının, tüm dünyada ise Birleşmiş Milletler raporuna göre 5 binden fazla kadının “töre veya namus” cinayetine korkunç şekilde kurban gidişi yüzümüze tokat gibi çarpan bir gerçek…
Ve 2010 yılına gireceğimiz şu günlerde, böyle insanlık dışı bir suçla kendi toplumumuzdan birinin yol açtığı cinayet, bizi üzmekle kalmıyor. Utandırıyor da…
Hele hele Londra gibi bir dev bir başkentte.
Bu haber 623 defa okunmuştur

:

:

:

: