Rezalet karar!

İngiliz Temyiz Mahkemesi Orams davasındaki kararını geçtiğimiz hafta açıkladı…

İngiliz Temyiz Mahkemesi Orams davasındaki kararını geçtiğimiz hafta açıkladı…
Malum davayı sadece Orams’lar kaybetmedi, hepimiz kaybettik. Kıbrıslı Türklerinin siyasi eşitliğini savunanlar, “çözüme karşı” olanlar, “çözümü savunanlar”, iki bölgeliliği savunanlar, KKTC’yi veya iki kurucu devletinin bir çözümde olmasını savunanlar… Kısaca hepimiz kaybettik!

Orams davası sadece “mülk” davası görülmemeli. Bence “Orams’ların evlerinin yıkılması/yıkılmaması, tazminatın veya dava masrafları” gibi konular Orams davasının ne kadar önemli olduğunu göstermiyor. Orams davasının asıl önemi tarihte ilk kez bu hukuki prensibe dayalı: “Kıbrıs Cumhuriyeti’nde” verilen mahkeme kararlarının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde geçerli olması ve bu kararların tüm Avrupa Birliği’nde tanınma ve uygulanması ibarelerinin yer aldığı bir karar mevcuttur.
Bunu asla kabul edemeyiz ve etmeyeceğiz. Özellikle iki bölgeliliği savunan herkes buna karşı duracaktır.

Başka uluslararası örneklere bir bakalım kısaca. Dünyanın her tarafında, savaş olan ülkelerde, “barış için bölünme” yöntemi uygulanıp, herkesin barış ve istikrar içerisinde yaşamasını sağlamıştır. Örneğin, Yugoslavya, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Sırbistan vs vs gibi ülkelere bölünür. İrlanda “Kuzey” ve “Güney” olarak bölünür. Hatta dünya savaşında meydana gelen insanların yer değiştirme ve Almanya ve Polonya arasındaki sınırların düzeltilmesinden kaynaklanan bu durumdan her hangi bir mal davası getirilmedi. Neden? Çünkü Evrensel İnsan Hakları Konvansiyonu ve genel insan hakları yasalarında “Yaşama Hakkı” her şeyin üzerinde gelmektedir. Mülk hakkının da üzerindedir!

Peki, bu durumun Kıbrıs’a uygulandığında nasıl değerlendirmeliyiz? Kıbrıs’ta 1963–1974 arasında yaşanan Akritas ve Ifestos Planları altında Kıbrıslı Türklere yapılan “etnik temizlik” operasyonu, 103 köyümüzü mahvedip, Kıbrıslı Türkleri adanın sadece %3’üne hapsetmediler mi? En son çare olarak Türkiye Kıbrıslı Türkleri kurtarmadı mı? 1975’te Mal ve Mülk mübadelesi yapılmadı mı? 1977-1979 Denktaş-Makarios ve Denktaş-Kiprianu anlaşmalarında, “siyasi eşitlik ve iki kesimlilik” çözümü teyit edilmedi mi? 2004’te Kıbrıs’ta Birleşmiş Milletler’in ve Avrupa Birliği’nin “son şans” dedikleri Annan Planı’nı Kıbrıslı Türkler kabul ederken, Kıbrıslı Rumlar reddetmedi mi? Bütün bu gelişmeler varken, karmaşık bir sorunu Avrupa mahkemeleri Kıbrıs Türklerini derinden etkileyecek bir kararı bilerek nasıl verebilirler?

Bu davanın bu kadar kötü bir şekilde kaybedilmesinin sorumlusu kim olursa olsun, zaman birlik zamanı. Burada yaşayan Kıbrıslı Türkler ve siyasi partilerin gerçek bir birlik sergilemeleri lazımdır. Bu temel başlangıç noktamız olmalı! İkincisi, yurt dışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin, burada yaşayan bizlerin ve hatta KKTC’de yaşayan yabancı uyruklu toplumların birlik içerisinde acilen harekete geçmeleri gerekmektedir. Nelerin yapılabileceği konuşulmalı.
Maalesef Kıbrıslı Rumlar bir kez daha niyetlerini gösterdiler diye düşünüyorum…
Bu haber 2443 defa okunmuştur

:

:

:

: