Düşünce özgürlüğü

Demokrasi anlayışının ve demokratik düzenin en önemli unsuru özgürlüklerdir.
Demokrasi anlayışının ve demokratik düzenin en önemli unsuru özgürlüklerdir. Özgürlüklerin, kaynağı düşünce özgürlüğüdür. Yani düşüncenin, tercihlerin, kimsenin hiçbir siyasi erkin etkisi altında kalmadan ifade edilmesi. Dünyanın kölelikten kurtulmaya başladığı, insanların derilerinin rengine göre muamele görmediği, herkesin kendi hakkını arayabildiği bir düzenin kurulması için başlatılan mücadele 1789 yılında Fransız ihtilali ile başladı ve tarihe geçti. Tabii bazı emperyalist ve tüm sistemini sömürü düzeni üzerine kurmuş bazı ülkeler bu mücadeleye direnmiştir. Bu ülkeler, sisteme aykırı düşüncelerin yayılmaması için yıllarca her türlü önlemi almaktan kaçınmamıştır. Bunu yaparken, bir düşünceyi yaymanın en kolay yolu olan basına sansür uygulanmıştır, bazı gazetelerin yayınlanması engellenmiştir, özel girişimin basın sektöründe yatırım yapması önüne geçilmiştir. En sonunda da gazeteciler, yazarlar, şairler, sanatçılar tehdit edilmiş hatta katledilmiştir. Bu tür olaylara, dünyanın her yerinde tanık oluyoruz. Devletin ve devleti yönetenlerin, kendilerini, iradeleri ile bu makamlara getirenleri, yani toplumu bu yöntemlerle susturmaya çalışması, hakkın aranmasını engellemesi kabul edilebilir mi? Tabii ki hayır. Ülkenin emniyet güçleri ile yine ayni ülkenin vatandaşlarını, karşı karşıya getiren yaklaşımın, yüzyıllar öncesine kadar uzanan sömürgeci düşünceden farkı yoktur. Demokrat bir düşünce ortamının yaratılması, öncelikle baskıcı, tehditkâr bir yaklaşım biçiminin terk edilmesi ile mümkündür. Baskı ile oluşturulan ve insanlar üzerinde korku yaratan politikalar, demokrasi ile yönetilen hiçbir ülkede olmamalıdır. Günümüzde baskıcı ve tehditlere karşı mücadele, özellikle çalışma hayatında, sendika çatısı altında örgütlü bir şekilde yürütülmektedir. Çalışanlar, haklarını en doğal şekilde ve yasal bir amaç için sürdürüyor. Zaman zaman dünyanın değişik ülkelerinde veya en yakınımızda olan Anavatan Türkiye’de, düzenlenen mitingler veya eylemler gündeme geliyor. Bu eylemlerde, üzücü olan provokatörlere yani değişik amaçlara eylemlerin araç yapılması ve devletin emniyet güçleri, yani polis ve askerin olaylara müdahale etmesi ve müdahale şeklidir.
İnsanların üzerine, coplarla saldırmak, insanların üzerine su sıkmak insanlık dışı bir tavırdır. Tabi ki amacını aşan eylemleri tasvip etmiyorum, ama amacını aşan eylemleri tasvip etmediğim gibi eylemcilere uygulanan muameleyi de tasvip etmediğimi belirtmek isterim. Ülkemizde eylemler, mitingler ve grevler son yıllarda artmıştır. Bu artışa bağlı olarak yapılan eylemlerin dozu da giderek olumsuz bir şekle dönüşmüştür. Geçtiğimiz Ekim ayında hükümetin, kamu çalışanlarının aylık maaş ve özlük haklarını yeniden düzenlenmesi, için geçirdiği yasayla ilgili meclis önünde 27 sendikanın katılımıyla, oldukça ses getiren bir eylem yapılmıştı. Bu eylemi ben de izlemiştim. O eylemde bazı eylemciler, emniyet güçleri tarafından göz altına alındı. 32 eylemciye dava okundu ve 19 kişinin ilk duruşması geçtiğimiz Salı günü yapıldı. Bu duruşma 19 Şubat’a ertelendi. Diğer davalıların duruşması ise 4 Şubat tarihinde başlayacak. Kimse bu eylemlerin, bu gelişmeleri getireceğini beklemiyordu mutlaka.
Ortada bir suç varsa, elbette cezası da olmalı. Ama ortamın gerilmesinde, mutlaka her tarafın payı vardır. Bununda düşünülmesi gerek. Bir taraf yasal gücünü kullanırken, bu yasal gücün de sınırı olmalı. Umarım bu davalar erken zamanda ve yeni bir gerginliğe yol açmadan sonuçlanır.
Bu haber 497 defa okunmuştur

:

:

:

: