Anneye veda

“Her canlı ölümü tadacaktır”..
“Her canlı ölümü tadacaktır”..
İstanbul’da Zincirlikuyu mezarlığının kapısında bu yazar..
Her okuduğumda içim ürperir. Bazen başımı çeviririm görmemek için.. Ne kadar kaçsanız da bildiğimiz tek gerçek öleceğimiz..
Kıbrıs’tayım.. Ailemizin büyüğü, eşimin biricik anneciğini son yolculuğuna uğurladık..
Önce Londra, ardından Lefkoşa’da O’na karşı son vazifelerimizi yerine getirdik..
Uçağımızın tekerleği Ercan’a değerken, içim acıyla burkuldu.. Vatanına dönüyordu kayınvalidem. Onunki ebedi dönüştü..
Son on yıldır gelememişti vatanına.. İçi yurt özlemi, çok sevdiği Kıbrıs’ına duyduğu hasretle doluydu.. Vatan toprağına gömülmek istiyordu.. Sevgili eşinin yanına, doğduğu topraklara..
Ailesi, kardeşlerinin yanına..
Tanrı herkese annemiz gibi uzun yaşam versin.. Son yıllarında eşini kaybettikten sonra sağlığı da bozulmuştu.. Ancak yaşına göre aklı , dimağı dinç, vücudu sağlıklıydı.. Her şey son bir yılda baş aşağı gitti ve yaşlılık, doğa kuralları annemiz için de geçerliliğini gösterdi . Ve 95’inci yaşından 5 gün sonra, çok sevdiği hayata, evlatlarına, torunlarına veda edip, bu dünyadan göçüverdi.

O’nu ilk tanıdığımda, Kıbrıs’la ilgili çok hikaye, çok anı işittim..
Adayı ilk onun gözleriyle gördüm.. Onun kulaklarıyla işittim, onun anlattıklarıyla kokladım.
Çiçeklerini, denizini, ormanını annenin anlattıklarıyla öğrendim..
Hep geride bıraktığı günleri düşünür, köy okullarında, Lefke’de, Lefkoşa’da öğretmenlik yaptığı yılları anlatırdı..
Çok sayıda öğrenci yetiştirmişti..İdealist bir öğretmendi..Eğitime çok önem verirdi.. Kıbrıs’ın eski tarihine ait her şeyi tüm canlılığıyla hatırlar, anlatırdı..
Lefke’de ilkokuldan evine üç çocuğuyla sabah gidişi.. Öğlen yemeğine eve gelişleri, bahçesindeki ağaçları, meyveleri..
Kıbrıs’a özgü reçelleri ben onunla öğrendim.. Ceviz macunu onlardan biriydi.. İçi badem dolu un kurabiyesini bir yapar, parmaklarınızı yerdiniz..
Pilavuna’yı ilk onun elinden yemiştim..
Molohiya, börülce, kuru bakla onun elinden bir başka lezzete bürünürdü..
Badem ezmesini çok sever, Londra’da bayramlarda maharetli elleriyle sini katmeri, badem ezmesi yapmayı unutmazdı.. Zeytinin sıcak yendiğini ilk annemizin evinde tatmış, bilmediğim lezzet ve tatları orada keşfetmiştim..
Her bayram çocukları, torunları evinde toplanır, el öper, hem bayramlaşır,hem bir araya gelirdik..
Çocuklar büyüdü, yetişkin oldu.. Bizler daha yol kat ettik.. Büyüklerimiz de yaşlanmaya başladılar.. Önce baba, şimdi de annemizi ebediyete uğurladık..
Ölüm hayatın acı gerçeği.. Geriye sadece anılar kalıyor..
Annemiz, eşinin görevi nedeniyle 1963’de adadan ayrılmıştı.. Ömrünün büyük bölümü İngiltere’de geçmişti.. Ancak ada özlemi hep vardı.. Onun geride bıraktığı ada, şimdikinden çok farklıydı..Ben de hep anlattıklarından duymuştum..
Yarım asır öncesinin Kıbrıs tarihini, annemizin ağzından sayısız defalar dinlemiştim..O günlere dalar, tarihten yaprak siyah-beyaz fotoğraflarını çıkartır.. Kim kimdir, şimdi kim kimin torunu, yeğeni tek tek onları sıralardı..Yaşayan canlı bir tarihti..
Deniz kenarına pikniğe gidişleri, üç çocuğunun adanın ayrı köşelerinde dünyaya gelişi, 60-70 yıl önceki hayattan önemli kesimleri bir tarihçi gerçekliğiyle anlatır, onları hatırladıkça dalar giderdi..
Londra’ya alışması zaman almıştı.. Geride bıraktıklarına özlemini gideren tek şey, eşi ve çocuklarıyla bir arada olmaktı..
Güzel bir hayat yaşamıştı.. Çocuklarının hepsini okutmuş, yuvalarını kurduklarını görmüş, torunlarının büyüyüp, yetişkin oluşlarına yakından tanık olmuştu..
Üç kız, üç erkek 6 torununa çok düşkündü.. Onlara ayrı zaman ayırır.. Gelecekleri gün, sevdikleri yemek, tatlıları yapmaktan ayrı bir keyif alırdı.. Hiçbirimizin doğum gününü unutmaz, mutlaka kartlarımızı, hediyelerimizi alırdı..
Evine gittiğinizde sizi yiyip-içirdiği gibi, bir de elinize içi yiyecek dolu paket vermek en sevdiği şeydi..
Yuvayı yapan dişi kuştu.. Hepimize kol kanat gererdi..
Londra’da Kıbrıs’tan gelen arkadaşlarıyla ayrı bir dostluğu vardı.. Onlarla sık sık telefonla konuşur, haberlerini alır, sorardı..
Geride bıraktığı adasını, önceleri gazetelerden okur, izler. Son yıllarda ise uydudan yayın yapan TV kanallarıyla gün be gün takip ederdi.. Son on yıldır Kıbrıs’a gelemese de, gelişmeleri, adanın değişen yüzünü TV ekranlarından hep görmüştü.

Anne dünyanın en kutsal varlığıdır.. Bizi dünyaya getiren, sarıp sarmalayan, acımızı dindirmek için gerekirse her türlü fedakarlığı gösteren, gerekirse hayatını veren en yüce varlık..

Bizim annemiz de, evlat ve torunlarına fazlasıyla düşkün, evinin cıvıl cıvıl onların sesiyle dolmasından sonsuz zevk alan, elleriyle bize tatlılar, börekler hazırlayan sevgi dolu bir anneydi..
Bir yere gittiğimizde mutlaka bizden telefon gelene kadar bekler, haberimizi alınca rahat ederdi..
Babayı kaybettikten sonra herkes gücünü ondan almıştı.. Evet baba gitmişti, ancak o evin ocağı yanıyordu.. Kapısı açıktı..
Şimdi ocak söndü, kapı kapandı.. Artık size çocuk olduğunuzu hissettirecek, sizin arkanızdan merak edecek , kapısını açtığınızda mis gibi çocukluk günlerinizi anımsatan yiyecek kokan ev yok..
Hangi yaşta olursa olsun, isterse 100 yaşında olsun anne kaybı çok acı..
Şimdi vatanının koynunda, sevdiği eşinin yanında huzur içinde yatıyor..
Tanrı bunu unutturacak acı yaşatmasın.. Tüm hayattaki anne ve babalara da uzun ömürler versin..
Bizler, onu vatan kucağına bıraktık.. Evimize dönüyoruz..
Ancak yanında eşi var..
Ve artık çok sevdiği vatanında.. Hasretlik bitti.
Bu haber 692 defa okunmuştur

:

:

:

: