İki resim

İnsanoğlunun ana rahmine düşmesi ile başlar hayat çizgisi.
İnsanoğlunun ana rahmine düşmesi ile başlar hayat çizgisi. Kimisine göre kader, kimine göre şans, insan hayatının akışını belirleyen en önemli etkenlerdir. Çok enderde olsa, bazı insanlar kendi hayatlarını kendileri yönlendirirler.Bizler, yani Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs adasında doğduğumuz için kendimizi şanslı mı hissetmeliyiz.Yada dünyanın en şansız insanları olarak, kendimizi mi görmeliyiz.Öncelikle şunu kabul edelim.Böylesi güzel bir adada yaşamak için can atan binlerce insan var.Belki de milyonlarca. Umutsuz olmayı hiçbir zaman sevmedim. Her zaman için olumlu ve pozitif düşünmeyi tercih ettim. Hayatı her yönü ile kabullenmeyi, sorgulamayı ve kendimce bulduğum doğrularla, başkalarının doğrularını karşılaştırmaya her daim dikkat ettim.
İçinde bulunduğumuz zamanda, hayat gerçek anlamda zordur. Zorlukları aşmanın ilk adımı da bunu istemektir. “İstemek başarmanın yarısıdır” sözü gerçekten boş bir söz değildir. Ülkemizdeki hayat şartlarını, yaşam standartlarını bizlere yakışır noktalara getirmek için bunu istemeliyiz. Toplumsal huzuru ve toplumsal çıkarı her şeyin önünde tutmalıyız. Öncelikle, Kıbrıs sorunundaki olumsuzlukları, çözmek adına bize düşen sorumluluklarımızı, yerine getirdiğimizden içimiz rahat mı? Bu soruyu kendi kendimize sormalıyız. Bu soruya benim cevabım evettir. Peki, yeterli oldu mu, sonuca bakarsak hayır. Peki, kendi içimizde, bir başka deyişle bir birimiz için neler yaptık. Hiç saklanmadan, hiç kimseden çekinmeden kendi düşüncelerimi söylersem, bizler en başta şunları yaptık. Sırf ticari kazanç uğruna hormonlu yiyecekleri soframıza getirerek, birbirimizi zehirledik. Hala daha acısını çekiyoruz. Kanser illetinden bu kadar çile çeken bir toplum daha olduğunu sanmıyorum. Kaçak etleri aşımıza katarak, birbirimizin canına kast ettik. Ağaçlarımızı katlettik, daha fazla beton, daha fazla inşaat, daha fazla kazanç. Başka neler yaptık bizler, ormanları yaktık, denizleri, çevreyi kirlettik. Bunların geriye dönüşü var mı? Çok zor. Siyasi kazanç ve oy uğruna yapılanları saymıyorum bile.
Rum toplumu ile her zeminde anlaşsak, her şey istediğimiz gibi olsa, AB’ye de girsek çocuklarımıza barış ortamında bir hayat yaratsak, tüm sorunlarımız biter mi? Tabi ki bitmez. Tükenmemiş bir çevre, kirlenmemiş bir deniz, solunabilen temiz bir hava, bence her şeyden önce bizden sonraki nesle bırakılabilecek en önemli mirastır. En başta da söylediğim gibi umutsuz olmayı hiçbir zaman sevmedim. Umusuzluğu, hiçbir insana yakıştırmam. Bu noktada bir dergide okuduğum iki haber ve gördüğüm iki fotoğrafın bende yarattığı etkiyi yeri gelmişken paylaşmak isterim. Haberlerinde, resimlerinde kahramanı iki çocuk. İkisi de Afrika da yaşıyor. Birisi maden ocaklarında öldüresiye çalıştırılırken bir kolunu kaybetmiş, diğeri ise Birleşmiş Milletlerin kurduğu yemek çadırına ulaşmaya çalışırken bitkin düşmüş, ölüme direniyor, hemen arkasında onun ölümünü ve yem olmasını bekleyen bir akbaba. İnsanın tüylerini ürperten iki haber, iki fotoğraf, iki hayat. Bu çocukların tek suçu Afrika’da doğmak. Bu görüntülere tanık olduktan sonra halimize şükretmeliyiz diye saatlerce düşündüm. Şimdi sizde düşünün, işte dünyanın hali, bir yanda yiyecek, içecek derdindin de olan insanlar, bir yanda bir parça toprağı paylaşamayan biz Kıbrıslılar.
Bu haber 585 defa okunmuştur

:

:

:

: