Hastahane mi, cehennem kapısı mı?

“Allah insanı hekime de, hakime de muhtaç etmesin” sözlerinin doğruluğunu birkez daha test etmek imkanı elime geçti. Bizim tansiyon Arap Atları gibi yerinde durmayıp, bir aşağı bir yukarı zıplamaya başlayınca, doktorun isteği doğrultusunda, yıllık normal kontroller dışında pek ziyaret etmediğimiz hastahaneyi de ziyaret etmek mecburiyetinde kaldık.

“Allah insanı hekime de, hakime de muhtaç etmesin” sözlerinin doğruluğunu birkez daha test etmek imkanı elime geçti. Bizim tansiyon Arap Atları gibi yerinde durmayıp, bir aşağı bir yukarı zıplamaya başlayınca, doktorun isteği doğrultusunda, yıllık normal kontroller dışında pek ziyaret etmediğimiz hastahaneyi de ziyaret etmek mecburiyetinde kaldık.
Hastahaneye gidip muayene olmayanlara bir tavsiyemiz var. Cehennemi görüp yaşamak isteyenler varsa, lütfen rotalarını Polikiliniğin kapısına çevirsinler.
Dost ve ahbapların tavsiyesi üzerine sabahın saat altısında numara almak için hastahanenin kapısında ‘Nizamiye Nöbetçisi’ olduk. Meğer kapılar saat yedi otuzda açılırmış. İşin yoksa bekle babam bekle. Zaten beklemeyip ne yapacaksın? Saat yedi otuzda açılacak denilen kapının önü ana baba günü. Tabiri caizse kum atsan yere düşmez. Açılacak denilen kapı önünde birisi bayan birisi erkek iki güvenlik görevlisi hazır kıta ‘Yasah Gardaş, geçilmez ayaklarında. Beklemekten usanan insanları bazen büyük harflerle azarlayarak, bazen abicim, ablacım diyerek sakinleştirmeye çalışmaları sinirleri dorukta gezen halkın sakinleşmesine yetip yetmediği ayrı bir mevzu. Haa kapıda görev yapan Özel Güvenlik bu iş için özel eğitim aldımı? Herhangi psikolojik bir eğitimden geçirildilermi konusu ise ayrı bir tartışma konusu.
Neyse Gelibolu’da Mehmetçiğin Allah Allah sesleri ile hücuma kalmasına benzer bir şekilde kapıdan içeri girmek başarısını sonunda yakaladık. Tam numarayı ensesinden yakalayacaktık ki, bukez sıra numarasının verildiği numaratör bozuldu. Yarım saat sonra tamam onarıldı açıklaması yapılırken, beş dakika sonra ayni numaratör yine ‘Mevta’ oldu. Mücahitlik yaptığımız zamanda gece sızmalarına gittiğimiz gibi her yarım saatte yarım metre yol alarak numaratörün yanına varabildiğimizemi yanalım, yoksa elimizi uzattığımız anda alamadığımız numaraya mı yanalım diye düşünürken, sıra numarasını veren ‘Memur’un siz tahlil numarası için saat dokuza kadar bekleyeceksiniz sözleri ile kendimize geldik. Neden, niçin diye soralım dedik, önce randevu alanlar sonra sizler denilince eh bizde bütün gün beklemek yerine randevu alalım diye düşündük. Bukez bu işin nasıl olacağını müracaat bölümüne soralım dedik. Garibimin o da bizim gibi birşeyden haberi yok. Sistem değişiyor valla gardaş bende bilmiyorum. Git veznelerden birine sor deyince veznelerin yolunu tuttuk. Kör Talih bukez bilgisayarlar kilitlenmezmi? Meğer bizim hastahanenin bilgisayarları sürekli olarak bir gidip bir geliyormuş. Bilgisayarları kullanan memurların ise sinir hastası olmasına beş dakikalık bir zaman varmış. Hade bir yarım saat da bilgisayar bekleyelim derken, bilgisayarların yeniden avdet etmesi uzun sürmedi. Bir yarım saat sonra açılan bilgisayarlar on beş dakika sonra kendi kendini kapatıp uyukuya gidince, tekrar uyanmasını beklemek durumunda kaldık. Neyse saat altıda gittiğimiz hastahaneden saat on bire on kala ayrılabilme ‘Zafarini’ tadmak mutluluğuna ulaştık.
Evet bizler müzakereler, Talat – Eroğlu Cumhurbaşkanlığı seçimi, Edek’in koalisyondan çekilmesi ve Karayon’ın açıklamaları ile uğraşırken, Hastahanenin kapısında millet gırtlak gırtlağa hastalığına çare üretmekle meşgul. Sistem değişip yenilenecekmiş. Haaa olur ağam biraz da sağ tarafımı gıdıkla. Olmayan birşeyi değiştirmek kadar zor birşeyi bugüne kadar görmek bana nasip olmadı. Bundan sonra olurmu? İnanın onu da bilmem.
Ancak benim eskiden beri tanıdığım. Sınıf arkadaşım, eski parlak öğrencilerden, Sağlık Bakanı Ahmet Kaşif’in çok iyi niyetli olduğunu ve elinden geleni değil fazlasını yapmaya çalıştığını da en çok bilenlerdenim. Ama Kördüğüme dönüşen sistemi ‘Büyük İskender’ gibi çözebilmeyi başarırmı? Bakın onu bilmem.
Sabah hastahanede, öğleden sonra kendi özel kliniğinde hasta kabul eden doktorların ve bana dokunmayan yılan bin yaşasın felsefesindeki üst düzey memurların etkin olduğu bir hastahanede ‘Kördüğümü’ çözmek sanırım o kadar kolay bir iş olmasa gerek diye de düşünenlerdenim.
Ben, Kıbrıs Kördüğümünü çözeceğim, Memleket meselesini kökünden halledeceğim ayaklarında büyük lokma yutmaya çalışan anlı sanlı yöneticilerimize, küçük memleket içindeki insan hakları ve sağlık sorunlarını bir sistem dahilinde çözüp küçük lokmayı yutun ondan sonra büyük lokmayıi yutmaya çalışın. Yoksa büyük lokmanın yanına küçüğü de gelince ‘Siyasi Mefta’ olmaktan sizi kimse kurtaramaz derim.
Bu haber 52 defa okunmuştur

:

:

:

: