Anlamak için yaşamak gerek (Sel felaketi)

Dün akşam yaşananları anlatmak için sözcükler bulabilecek miyim bilmiyorum gerçekten… Öğle saatleri Girne’ye gelmek için yola çıktım. Radyo hep açıktır arabamda. Lemar kavşağındaki ışıklarda beklerken uyarı anonsunu duydum.
Dün akşam yaşananları anlatmak için sözcükler bulabilecek miyim bilmiyorum gerçekten… Öğle saatleri Girne’ye gelmek için yola çıktım. Radyo hep açıktır arabamda. Lemar kavşağındaki ışıklarda beklerken uyarı anonsunu duydum. “Lefkoşa- Girne yolu kapalı, gerekmedikçe, trafiğe de çıkmayın…” diyordu. Geriye döndüm, bir çay içmek için arkadaşım Gülçin’i aradım.
Arkadaşım Taşkınköy’de Şefler Pastanesi arkasında dört katlı aile apartmanının zemin katında oturuyordu. Galiba üç sıralarıydı, yağmur şiddetini artırdı. Ara verince kalkarım diye düşünürken inanılmaz bir süratle sel suları ortalığı kapladı. TV.den Gönyeli Barajı’nın taştığını, suların hızla Lefkoşa’ya gelmekte olduğunu öğrendiğimizde arabaların tekerlekleri zaten suyun içinde yüzüyordu.
Ailenin erkekleri işyerinden adamları da alarak eve geldiklerinde, su bellerindeydi. Ellerindeki dosyaları ve kıymetli evrakları başlarının üstünde taşıyarak gelebildiler. Yağmur hızını iyice artırmıştı. Ev, biraz yüksekte olduğu halde hızla saldıran sel sularından ötürü, deniz ortasında bir adacık gibiydi. Hava iyice kararmıştı. Bahçe duvarları ne kadar sağlam olabilir ki diye aklımdan geçiriyordum. Demir kapıları yarıya kadar naylon sarılı tahtalarla en azından ev etrafında su hızı düşsün ve su seviyesi azalsın diye önlemler alıyorduk. Kapıların altına naylonlar, havlular tıkıştırıyoruz. Arka dairedeki tüm eşyalar boşaltılıyor. Evin içinde on beş kişi kadarız. Çocuklar bile huzursuz ve korkulu… Onları yatıştırmak bana düşüyor. Aile bireyleri sırılsıklam olmuş, koşuşturup duruyor. Merdivenlere adım adım suyun çıkışını endişeyle izliyoruz. İçeri girerse yapılacak hiçbir şey yok. Eşyaların hangisini taşıyabiliriz ki deniyor, gelirse gelecek…

Hepimiz salonda toplanıyoruz. Her şeye rağmen hayat devam ediyor… Yemek yiyoruz. Gülçin sıcak çaylar veriyor hepimize… Şimdilik TV.açık. Ama elektrikler her an kesilebilir. Mumları ve ışıldakları hazırlıyoruz. Dışarısı zifiri karanlık… Sular inanılmaz bir hızla akıyor… Sel insanın başını döndürüyor… İnanılmaz bir korku sarıyor hepimizi… Uğultuyla akan su, önüne kattığı su depolarını, ağaçları, arabaları sürüklüyor. Derken bir araba kaymaya başlayınca, gençler, boğazlarına kadar suya girip halatlarla tekerleklerinden elektrik direğine bağlıyorlar.

İşte korktuğumuz oluyor, elektrikler de gidiyor… Aslında olmaması daha iyi, başka tehlikeler yaratabilir çünkü. Her an tetikteyiz… Su seviyesi kontrol ediliyor, dakika başı… Arka daire tavana kadar su ile dolu… Yapılacak bir şey yok. Pencereler açık bırakılmış… Bereket kapıları da sökmüşlerdi. Sular her taraftan fışkırıyor adeta… Çok korkunç görünüyor her şey… Karşı apartmanlarda yaşayanlarla bağıra çağıra haberleşiliyor… Devpa önündeki küçük köprünün çöktüğünü, diğerinin üzerinden de suların çağlayan gibi aktığını anlatıyorlar.

Saat gece yarısına yaklaşırken yağmur diner gibi oluyor. Basamaklardaki suyun seviyesi sanki bir-iki parmak inmiş gibi… Biraz yatalım diyoruz. Erkekler, zemine serili şiltelere yatıyor, ansızın su içeri girerse diye… Biz üst katlara çıkıyoruz. Minik Gülçin odasını bana veriyor. Çünkü ben onun annesinin öğretmeniyim, beni çok seviyor… Mumu söndürüp yatağa giriyorum. Uyuyamayacağımı biliyorum ama yine de uzanıyorum. Her on beş dakika bir kalkıp pencereden bakıyorum. Sadece korkunç uğultuyla akan suyun sesi var karanlığın içinde… Ürperiyorum, korkuyorum… Elimden bir şey gelmiyor, canlara zarar gelmesin diye dua ediyorum.
Sabah gün ağarıyor, ortalık aydınlanıyor, sular epey çekilmiş. Arka tarafta hala dere yatağında su sesi var. Geride kalanlar korkunç… Her şey bir karış çamurla kaplanmış. Minik bir su motoru arka evdeki suları dışarı atıyor. Arabalar tam bir felaket… İçleri çamur ve pislik dolu. Ne büyük felaket yarabbi!...

Büyük felaketlerin anlaşılması için yaşanması gerekiyor. Güzelyurt’u sel bastığında uzaktan seyredip ahkâm kesmiştik… Doğruya doğru… Hatta yardım konusunda pek çoğumuz hayli cimriydi… Bunda yardımların yerine doğru olarak ulaşmaması endişesi de vardı elbette…

Anlıyorum ki ateş düştüğü yeri yakıyor. Radyo anonslarında bugün de (cumartesi) öğleden sonra tekrar yağmur yağacağı uyarısı yapılıyor. Nasıl önlem alınacak ki, şu kısacık sürede? Ben sadece bir ailenin dramını yaşadım. Ya diğerleri?... DOĞA intikamını alıyor… İNSAN her zamanki gibi onun gücü karşısında, AKLINI kullanamadığı için aciz kalıyor.
Bu haber 332 defa okunmuştur

:

:

:

: