Bana hikayeni anlat

Bu hafta yine sizlere yepyeni bir yaşam hikâyesini anlatmaya özen göstereceğiz. Bu haftaki konuğumuz Eski Başbakan ve bir dönemin Meclis Başkanı Sayın Hakkı Atun

Bu hafta yine sizlere yepyeni bir yaşam hikâyesini anlatmaya özen göstereceğiz. Bu haftaki konuğumuz Eski Başbakan ve bir dönemin Meclis Başkanı Sayın Hakkı Atun

M.BODUR
Hakkı Atun 1935 yılında Ergazi köyünde doğar. 2 öğretmenli okulda ilk tahsilini tamamladıktan sonra Mağusa Ortaokulu’nu onun arkasında da o günlerin tek lisesi olan Lefkoşa Türk Lisesi’ni 1953 yılında tamamlar.
H.ATUN
1935 yılında Ergazi köyünde doğdum. Orda 2 öğretmenli okulda ilk tahsilimi tamamladım sonra Mağusa Ortaokulunu onun arkasında da o günlerin tek lisesi olan Lefkoşa Türk Lisesini 1953 yılında tamamladıktan sonra yüksek tahsil için henüz olanakların el vermediği içinde bir yılda Güzelyurt’ta karışık olan Öğretmen Kolejine gittim.
Ve ondan sonrada da bir yıl içinde üniversiteye giriş hakkı kazandığımdan emin olunca İstanbul Teknik Üniversitesi’ne Mimarlık Fakültesi’ne kaydolup 1959 yılında mezun oldum. Ondan sonra da önce serbest meslekte 2 yıl, daha sonra da Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bir memuru olarak çalışmaya başladım.74 Barış Harekâtından sonra İskân müsteşarı oldum. Tam yetkili. Ondan sonra da ilk İmar, İskân ve Rehabilitasyon Bakanı, onun arkasından çeşitli Bakanlıklar ve en sonunda 1985’de de Cumhuriyet Meclisi Başkanlığı’na geldim. UBP’nin bir Milletvekili olarak.
M.BODUR
Hakkı Atun şehir planlamacılıkta hızla yükselirken siyasetin içine de yavaş yavaş çekilmiştir. Uzun yıllar bir sorun olmadan ülkesine hizmet eder. Taki 1990 yılına kadar uzun yıllar hizmet verdiği UBP den 6 lar hareketinin lideri olarak partisinden ihraç edilmeyle karşı karşıya kalır.
H.ATUN
1990 seçimlerine giderken parti içinde ve bilhassa üst kadamede başta Sn. Denktaş ve Türkiye yetkililerinin rahatsızlıkları gündeme gelmişti ki biz parti içinde önce bir 6’lar hareketi gerçekleştirip Eroğlu’na da bir muhtıra sunmuştuk. Ve bu muhtırada Eroğlu’nu daha tarafsız davranmaya, parti içinde kitler oluşturmamaya, herkese adil davranmaya ve seçim yasasını da ellemeden demokratik bir seçim yasası ile seçimlere girmeye davet ettik.
Ve bunu yapmadığı taktirde desteğimizi çekeceğimizi söyledik. Ama arkadaşlar bu konuda tereddüt ettiği için bu 6’ların içirisinde bendeniz, Salih Çoşar, Doktor Tüccaroğlu, Kenan Atakol gibi önemli isimlerde vardı.
Fakat bir hükümet krizine neden oluruz seçim öncesinde diye bundan bilehare vazgeçildi. Ama seçimlere girdikten ve seçimi UBP olarak 35 Milletvekili ile kazandıktan sonra, bu defa ‘Türkiye’den müdahale oldu’ denerek, seçimlere ‘Dıştan müdahale var’ gerekcesi işe muhalefet CTP ile Toplumcu Kurtuluş Partisi’nin yani, ogünkü Sn. Akıncı’nın Başkanı olduğu Toplumcu Kurtuluş Partisi 10 Milletvekili ile Meclis’ten çekildi.
Denktaş Bey Eroğlu’na ikazda bulunuyor ve diyor ki, “muhalefetsiz bir Meclis hiç hoş olmayacak, siz bu seçimi hafiften alın UBP olarak. Herşey sizin elinizde, 35 Milletvekiliniz var, hiçbir sıkıntınız olmaz, dolayısı ile muhalefetin tekrar Meclis’e girmesi için bir olasılık sağlayın.” Eroğlu buna pek değer vermez, bunu çok dikkate almaz, ‘ben partiyim. Seçimlere girmemezlik edemem, partimin ciddiyeti ile bağdaşmaz’ deyip yine seçimlere asılır ve muhalefette bu tavırlardan tatmin olmayınca onlarda seçimlere çok önem, değer vermez. UBP 10 Milletvekili daha kazanarak bu seçimlerde sayı 45’e çıkar. Ve meclis’te adeta tek partili bir Meclis görünümü ortaya çıkınca sancı başlar.
Ve bu sancı içerisinde Denktaş Bey bunu çeşitli vesileler ile gündeme getirmeye başlar. Ve dağıtımını da Meclis Başkanı olarak bendenize gönderir.


M.BODUR
Hakkı Atun ateşten bir gömlek giymiştir. Devlet olarak olgun bir demokrasimiz olduğu inancı içerisinde bir Adana ziyareti sırasında “Dış Dünyada artık inanırlılığımız azalmıştır. Dünya bu konuda bize düşük not vermeye başlamıştır” der ve partisinde şimşekleri üzerine çeker adeta hedef haline gelir.
H.ATUN
Ben olaya çok ciddi olarak bakmaya yöneliyorum. Çünkü dışta ikinci bir Meclis Başkanı gibi hareket ederek Avrupa Konseyi’ne muntazam giden ve oradaki havayı da bilen Türkiye Parlementosu ile de temas halinde olan bir kişi olarak, bu rahatsızlığın gittikçe arttığını, dış Dünya’da itibarımızın azalmakta olduğunu, hâlbuki en önemli gücümüzün ve bir Devlet olarak kişiliğimizi ortaya koyan özelliğimizin olgun bir demokrasimiz olduğunu düşündüğümden bu yola ittim kendimi. Daha sonra anlatacağım gelişmeler ile risk ederek.
Bunda önemli bir sonuca varamadık. Ve benim bir Adana ziyaretimde ben bu rahatsızlığımı dile getirdim.‘Dış Dünya’da artık inanırlılığımız azalmıştır’ dedim. ‘Dünya bu konuda bize düşük not vermeye başlamıştır. Tek parti Meclis’i olamaz. Bundan Denktaş, Sn. Atakol, rahatsızdır.’ Ben bu beyanatı verdikten sonra adeta parti içinde bir hedef haline geldim. ‘Sn. Atun erken seçimi gündeme getirmiş oluyor. Ve partiye zarar vermiş bulunuyor’ diye beni hemen Meclis içinde boykota gidiyorlar ve o an Meclis Başkanı’nın tarafsız olmasına rağmen Meclis Başkanı’nın hareketlerini Meclis Grubu sınırlamaya tabi tutuyor ve hatta Avrupa’da Meclis’i temsil etmem bile engelleniyor. Böylece parti içinde bir hareket, bir sürtüşme başlamış oluyor. Ve UBP disiplin kuruluna koca Meclis Başkanı olarak, parti Genel Sekreterliği’ni 1985’e kadar her Bakanlığında görev yapan bir kişi olarak suçlu sandalyesine oturtuluyoruz. sonuçta 3 aylık karşılıklı yazışmalardan sonra ve Eroğlu’na tekrar muhturada haklı olduğumuzu, bizim partiye ve kendi şahsına herhangi bir kastımız olmadığını söylediğimiz halde netice de 9 Milletvekili ihraç ediliyor. İşte Demokrat Parti’ye giden yolda bu nokta oluyor.
M.BODUR
1993 YILINA GELİNDİĞİNDE DP KURULMUŞ EROĞLU VE HÜKÜMETİ ERKEN SEÇİME ZORLANYOR. ANCAK BU BARAJ MESELESİ KAFALARI KARIŞTIRMAKTADIR. SAYIN EROĞLU İKNA EDİLME ÇABALARI SONUÇSUZ KALINCA TÜRKİYE DEN TANIDIK BİR İSİM ARABULUCULUK İÇİN ADA YA GELİR.
H.ATUN
Ve 1993 yılında Eroğlu’nu nihayet erken seçime ikna ediyoruz. Hepimiz istifa edince artık Eroğlu erken seçime razı oluyor, 2 yıl kala daha seçime 95’te olacak seçimler 93’te yapılmak durumunda kalıyor. Ama bu baraj meselesine, yani bu yüzde 36’nın, yüzde 40 çıkmasını zorladığımız zaman uzlaşma olamayınca taa ogünün popüler, sevilen, karizmatik ismi Erdal İnönü aramızı bulmaya geliyor. Ve nihayet zanedersem Sn. Rahmetli İnönünde çabaları ile en sonuda bu barajı galiba yüzde 37’ye ikna edebiliyoruz Sn. Eroğlu’nu. Yani taviz vermek zorunda kalıyoruz, çünkü artık erken seçim kaçınılmazdır. Ve yüzde 37 oy alan partide 1 oy fazlasıylada üçte bir Milletvekili çıkacak hakka sahip olmuş oluyor.
Seçimler süratle yapılıyor. Ve 2 yıllık DP ada satında örgütlenmiş olarak seçimlere giriyor ve yüzde 30.6 DP, galiba yüzde 30.7’de UBP kazanıyor.
Ama bu sistem dolayısı ile bizim Milletvekilliğimiz 15, UBP’nin milletvekili sayısı 17. dolayısı ile toplam 32 ediyor sağın partisi, diğer sol partilerde bu seçimde 50’de 8 milletvekili çıkarmış oluyor. Ve daha o geceden Eroğlunun illede seçimi kazanmak için o kadar rüşvete kaçan ve Başsavcının soruşturmasına neden olan davranışlar içine giriyor.
Yani gayri yasal, Anayasa’ya aykırı, seçim yasasına aykırı ve 1200 kişiye istihdam veriliyor oy avlamak için. Ve seçimi kazandığı taktirde Pazartesi işe başlayabileceklerini yazılı olarak herkesin kapısının altından atıyor. Bunun üzerine savcılık daha biz seçimi kazandıktan hemen sonra bir ‘dokunulmazlıkların kaldırılması’ kararı ile bir soruşturma başlatıyor.
Bizde Eroğlu’nun bu çirkin çıkışlarından dolayı, tabiki UBP’ni yola getirmek ve seçim yasasını biran önce eski şekline dödürmek için, ‘UBP’ile koalisyon yapmayacağımızı’ söylüyoruz. Önce ben bunu daha seçim sonuçları kesinleşmeden televizyondan söylüyorum. Koalisyona girermisiniz diye sorduklarında, ‘Hayır. UBP ile koalsyona girmeyiz’ diyorum. Aynı şeyi rahmetli Sn. Özker Özgür’de söylüyor. Dolayısı ile kimin hükümeti kurabileceği ortaya çıkıyor. Ve Cumhurbaşkanı Denktaş da görevi bana veriyor. 15 milletvekili ile.
Tabi Eroğlu bunu protesto ediyor, itiraz ediyor, ‘bana verilmesi gerekirdi’ diyor, ama bunu kestirme yoldan ‘mademki seninle 2 partide koalisyon yapmayacak. Bunu halk nezdinde kendini bağlamış ve söylemiştir. Ben bunu böyle uygun gördüm’ diye Cumhurbaşkanı görevi bize veriyor ve bende 2 yıllık bir parti başkanlığından sonra 3 yıl sürecek bir Başbakanlık dönemi yaşıyorum.
M.BODUR
Sonuç olarak şöyle bir değerlendirme yapacak olursak DEMOKRASİNİN önü herzaman açık çok sesliliğin sesi kesilmemeli UBP nin uzun süren ikdidarının ardından CTP tarihinde ilk kez hükümette sorumluluk alıyor. Ülkede ideolojiler değişiyordu.
H.ATUN
Bugünün demokrasilerinde Türkiye’nin bugünkü hatta çalkantılı durumlarında bile demokrasinin nasıl işletilmeye çalışıldığını gördüğümüzde bizim çok haklı olarak muhtıramızın son derece içerikli ve herhangi bir çirkin davranış ve söyleme tevesül edilmeden, söylediklerimizin çok rahatlıkla hoş karşılanması mümkündü diye düşünürüm. Ve partiye hele benim gibi hizmet eden, yıllarca ben 1985’e kadar partinin yükünü sırtında taşımış birkaç kişiden biriydim. Rahmetli Çağatay’la 5 yıl her Bakanlığında bulundum, Eroğlu’nun ogündeki anlayışı tabi ki parti içinde bir çatlak yaratmıştı. UBP uzun iktidarından sonra ilk kez iktidardan düşmüş ve tarihi bir gelişme de olmuştu. CTP koalisyonda düşünülemeyen ismi tabu olarak geçen bir parti olmasına rağmen o gün o gelişme ile de CTP tarihinde ilk kez iktidarda sorumluluk alıyor ve bunun dıştan söylendiği kadar kolay olmadığını, devlete ve halka karşı olan sorumluluğun kendilerinin anlayışında, ideolojisinde, artık bir farklılık getirmesi gerektiğini anlıyor. Ve ondan sonra gelişen koşullarda UBP bunu da anlamış oluyor ki en sonunda CTP tek başına iktidar olabilecek güce varıyor. Yani bizimle yapılan koalisyon âdete CTP’nin bilehare iktidar gelmesine işaret verecek kadar bir gelişmeydi. Yani onun ogünden sinyallerini vermeye başlamıştı bile.
İşte ondan sonra Sn. Eroğlu, bu mesajı da alamamış olmalı ki ve ben 96 yılında ısrarla ‘ben parti başkanı olmadan koalisyon yapmam’ demesine de saygı gösterek ben parti başkanlığından çekiliyorum ve bu kez hükümeti bozuyorum, Atun CTP Hükümetini ve Serdar’ın başkanlığında DP, Eroğlu ile koalisyon hükümeti kuruyor.
Ve ben ogün hatta ‘eski kişisel çekişmelerde artık ben yokum. Gerekirse 2 partide birleşebilir’ demiş kişiyim. Ve bu konudaki söylemlerim ve koalisyon ortaklığı için yapılan pazarlıklarda ve görüşmelerde açıkca bilinen ve Eroğlu’na kadar uzanan bilgilerdi bunlar.
DP’nin bugün Onursal Başkanı, o gün bir üyesi olarak tarafsızlığımı da meclis başkanlığımda sürdürmeye gayret ettim. Ve bu anlattıklarımı daha ayrıntılı ve belgeleriyle de ortaya koymak mümkün. Demokrasi tarihimizde bu mutlaka önemli bir yer tutar. Ve demokrasiyi en güçlü şekilde yürüttüğümüz ve sahip çıktığımız taktirde karşı tarafta bize hak vermeme yönünde bütün hırsına rağmen başarıya ulaşamaz.
Bu haber 54 defa okunmuştur

:

:

:

: