Ayşelere kulak vermeli

Farklı tarihlerde, Kıbrıs’ın farklı bölgelerinde yaşamış, farklı kadınların yaşanmış öykülerine yer vereceğim, bu hafta. Çok detaya girmeyeceğim ve tüm bu kadınlara Ayşe diyeceğim.

Farklı tarihlerde, Kıbrıs’ın farklı bölgelerinde yaşamış, farklı kadınların yaşanmış öykülerine yer vereceğim, bu hafta.
Çok detaya girmeyeceğim ve tüm bu kadınlara Ayşe diyeceğim.

Yıl: 1940’ların sonu. Yer: Limasol.
Ayşe beşkardeşten biridir. İlkokulu başarıyla bitirdikten sonra eğitimine devam etmek ister. Öğretmeni de ailesini ziyaret eder.
Ayşe’nin ne kadar başarılı olduğunu ve okumaya devam etmesi gerektiğini söyler.
Ancak, babası ve amcaları hayır der. “Kız evladının okumaya ihtiyacı yoktur” derler
“Okuyup da erkeklere mektup mu yazsın! Hayır, hayır, kesinlikle HAYIR”
Böylece Ayşe’nin eğitim hayatı biter. Ancak erkek kardeşleri okumaya devam etmişlerdir.

Yıl: 1950’lerin ortası. Yer: Mağusa’da bir köy.
Ayşe terzi yanına gitmektedir. Henüz 14 yaşındadır.
O gün terzi yanına 10- 15 dakika geç gitmiştir.
Ustası tüm diğer çırakların önünde onu ağır bir dille azarlar.
Hatta evine geri yollar. “Kız evladı sokakta çok dolaşmamalıdır.
Gideceği yere çabucak gitmelidir, sokaklarda dolaşmak kabul edilemez”. Geç kaldığı süreyi de tekrar belirtmek istiyorum, 10 dakika.

Yıl: 1960’lar. Yer: Mağusa’nın bir köyü.
Ayşe, okulu yarım bırakır, çünkü hayvanlara bakmak ve ev halkına yardımcı olmak zorundadır. Kardeşlerine yemek hazırlar, evi tertipler. Erkek kardeşlerini okula hazırlar.
Ayşe okula devam etmek için bile ısrar etmez. O zaman öyleydi diyor.
16 yaşında, daha önce hiç görmediği, eşi ile nişanlanır. Eşini babası seçmiştir.
17 yaşında da evlenmiş. Ayşe “Hayatım için hiçbir şey düşünmezdim, kararları hep babam verirdi”, diyor.

Yıl 1970’ler. Yer: Girne’de bir köy.
Ayşe’ye ailesi adına bir Limon bahçesi vermişler.
Savaştan, göçten sonra tekrardan hayatını kurmaya çalışıyorlarmış.
Bahçe için çok mutlu olmuş. Ağaçlara iyi bakıyordu.
Zaten hep bahçe ile uğraşmış ömrü boyunca.
Derken, kesim zamanı gelmiş.
Bahçe sahiplerine dağıtılmak üzere meydana kamyonlarla kasalar getiriliyor.
Ayşe de o gün orada. Sıraya girmiş. Ancak kasalar kamyonlardan atılmaya başlandığı an sıra mıra kalmamış. Ayşe oradaki tek kadınmış. Ezilmekten kurtulmuş ancak kasa alamamış.
Kamyonetin üzerindeki adam da dalga geçer gibi, “E Ayşe hanım çok geç kaldınız bakın hiç kasa kalmadı”, demiş.
Ayşe’nin bu yaşadıkları bize, sırayı bozan, ona hak tanımayan bir de sonunda suçlarmış gibi dalga geçen acımasız ama bir o kadar da kendini normalleştiren ataerkil bir yapının izlerini gösteriyor. Ayşe’yi görmezden gelmek, ona bu iş için izin vermemek esasında bir anlamda kadınlara haddini bildirmek gibi bir şey. Kadını güçsüzleştirmek, sınırlarını çizmek anlamında.

Yıl: 1980’lerin başı. Yer: Lefkoşa.
Ayşe, Lefkoşa’da dükkan sahibidir. Girişimcidir. Bir süre sonra eşini kaybeder.
Üzgündür. Çalışmaya devam eder. Aradan yıllar geçer hala parmağından alyansını çıkarmaz.
Bunun birkaç nedeni vardır. Birisi eşine duyduğu sevgidir.
Bir diğerini de şöyle açıklar; “yabancı birisi gelir benim kim olduğumu bilmez, sorun çıkarır falan, ama evli olduğumu görünce hem müşterinin hem de etraftaki meraklıların davranışı kontrol edilmiş olur” der.

Yıl: 90’lar. Yer: Girne.
Ayşe yüksek eğitim almış. Evli, anne ve kendi işini kurmuş başarılı bir iş kadınıdır.
Ancak, yılda bir veya iki kez işi gereği yurt dışına gitmelidir. Eğitimlere ve kongrelere katılması gerekir. İlk bir iki yıl sorun çıkmaz. Sonrasında Ayşe’nin annesi ona, “bu böyle olmaz!” der. “Sen bir eşsin, annesin, evden uzakta olman hiç doğru değil” der. Yılda 10 gün yurt dışında olması aile içinde sorun olur. Huzursuzluklar başlar.
Oysa bu durum bir koca için pek de aynı işlemez. Çocuklar kaç yaşında olursa olsun nedense çoğunlukla bu sorumluluk annelere bırakılıyor. Kadınların, işlerini, kendilerini hep ve her zaman için ikinci planda tutmaları isteniyor.

Yıl: 2000’ler. Yer: Girne.
Ayşe Avrupa’da eğitim görmüş. Evli, iki çocuk annesi, çalışan bir kadın.
Herşey yolunda giderken bir gün Ayşe ‘ye terfi aldığı bildirilir. Maaşı iyi bir miktar artacaktır. Görevleri genişletilmiştir. Oldukça iyi bir mevkiye getirilir. Onun çok mutlu olacağını düşünüyordum ki bir de baktım gözlerinden yaşlar dökülüyor. “Ben terfi aldığımı eşime söyleyemem. Ondan daha çok kazandığımı bilirse çok huzursuz olur, ilişkimiz zedelenir” diyordu.

Şuradan veya buradan tüm Ayşelerin hayatlarında gündelik hayatta pek de önemsemediğimiz, hatta fark etmediğimiz ancak bize çok da derin bir engellenmenin nasıl da normalleştirildiğini hep bir şekilde sürüp gittiğinin altını çiziyor, esasında. Kadının görünür olması, başarması, düşünmesi, eğitilmesi, para kazanması kısacası erkekten bir adım önde olması, daha başarılı olması kimi zaman babası tarafından kimi zaman annesi, kardeşleri, devlet veya ustası ve en önemlisi de kendisi tarafından hep engellenmiş. Engellerin aşılması için onları görmeli ve aşılan bir kaç engelle tatmin olmamalıyız. Mutlu, özgür tam anlamıyla bir birey olmak için tüm engelleri yıkmak üzere çalışmalıyız. İyi pazarlar.
Bu haber 178 defa okunmuştur

:

:

:

: