Çok kısa bir süre önce dünyanın öteki ucundan bir gazete takip etme kararı aldım. İsmini sizlerle paylaşmayacağım o gazeteyi okumaya başladığım ilk otuz dakikada kendimi çok kalın demirleri olan kafesimden çıkmış gibi hissettim. Bir dünyalı gibi. Hiç işitmediğim projelerden de, detayından haberdar olmadığım açlık ve zulümlerden de bir şeyler öğrendim.
Çok kısa bir süre önce dünyanın öteki ucundan bir gazete takip etme kararı aldım. İsmini sizlerle paylaşmayacağım o gazeteyi okumaya başladığım ilk otuz dakikada kendimi çok kalın demirleri olan kafesimden çıkmış gibi hissettim. Bir dünyalı gibi. Hiç işitmediğim projelerden de, detayından haberdar olmadığım açlık ve zulümlerden de bir şeyler öğrendim.
İçe kapanık yaşamak dünyadan izole olmak bizlere çok şey kaybettirdi. Birçoklarımız bu vesile ile küçük ülkenin küçük düşünen insanları olarak kaldık. Kendimize özgü dünyamızda, oval kavanozunda yaşayan yalnız Japon balığı gibi sorunları büyütmek; Dönüp dönüp aynı rüyaları görmek, aynı nakaratları yaşamak, konuşmak bizleri kendi yarattığımız, aslında olmayan dünyanın merkezindeymişiz yanılgısına sev ketti. Öte yandan bihaber ve bir o kadar da umutsuz… Hafta sonları özellikle köşe yazarlarının yazdıklarını noktasına virgülüne kadar takip etmeye çalışırım. Bu hafta sonu baktım ki yine çoğu yazılar üç beş kişinin ne yaptığı ya da yapacağı ile alakalı. Hayali öngörüler. Ben yazmıştım demek için yazılan yazılar ve tabii ki belli bir miktar da şak şak yazısı vardı yine. Bizler 30 miyop politikacıya takılıp kalmış, onların söyledikleri ile beslenen motive olan ve yazılar yazan insanlar olmamalıyız. Bu millete yaptığımız en büyük kötülüklerden biri de budur. Kendi güçlerinin farkında olmayan ve sürekli birilerinden medet uman, bir şeyler bekleyen insanlar yetiştiriyoruz. Dünyada başka bu kadar politik bir toplum var mı bilmem ama seçim bittikten bir yıl sonra dahi kurdelesini arabadan indirmeyenler yoktur herhalde. Hep bir pencereli evlere mahkûm yaşayarak ömrümüzü tüketiyoruz. Bu bir pencereli evden bakmak kendinden olmayanın artısını hayatta görmeme hastalığını ileri aşamalara taşıyor. Bozuk saat bile günde iki kere doğru gösterirken, bizden olmadığına karar verdiğimiz o politikacının hayatta bir doğrusunu taktir ettiğimizi de gören varsa bana da göstersin… Bu da bizlere yazık, kimin hangi gün ne söyleyeceğini tahmin edebileceğimiz makalelere, köşe yazılarına vesile oluyor. Sonuçta işte tavuk, civciv çıkmazı ile yaşanan toplumsal felakette bazılarının, bazılarını suçladığı ve gerçek suçluyu bulmamıza olanak olmayan bir hal alıyor. Bir de suçlu herkes diye, olması mümkün görünmeyen afaki cümlelerle ömrümüz tükenip gidiyor. Miyop politikayı ve politikacıyı sorgulamadan... Dün doğum günümdü, bilirsiniz tik tak diye atan zamandan ömrün önemli bir zaman diliminin daha harcandığının anımsandığı günlerden. Kızımın resmine baktım durdum.
Onun benim yaşıma geldiğinde aynı sorunlarla yaşamasını istemiyorum. O yüzden de alışılmışın dışına çıkılması ve mevcut ilaçlara bağışıklık kazanmış toplumsal hastalıklarımızın tedavisi için, farklı yöntemler kullanmamız gerekecek. Bu yöntemlerden en önemlisi de, konuları değerlendirirken tarafsız ve objektif değerlendirmek ve toplum olarak gücümüzün farkında olmaktır. Öyle o onu dediydi, bu bunu yediydi ile ömrümüzü, otuz miyop politikacının gölge oyununu seyrederek tüketirsek çocuklarımız bizimkinden de daha kötü şartlarda yaşamak zorunda kalacaktır.