AİHM’in vermiş olduğu kararla Taşınmaz Mal Komisyonunun önemi hukuken ortaya çıkmış bulunmaktadır. Rumlar önce komisyona başvuracak eğer komisyon kararını beğenmezlerse AİHM’e gidebileceklerdir. Komisyon hukuken doğru kararlar verdiği ve mülkiyet hakkını İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun şekilde değerlendirebildiği oranda Rumların AİHM’de başarılı olmasının da önüne geçilmiş olacaktır. Sözkonusu Komisyon yapılacak başvuruları değerlendirip yapacağı yargısal işlem neticesinde karar verecektir. Yani komisyon yürürlükteki mevzuat ve tüzükler çerçevesinde mahkeme gibi yargılama yaparak yine yargısal nitelikte karar ( Hüküm, Emir, vb... ) üretecektir. Görüleceği üzere komisyonun kararlarının yargı kararı şeklinde olacağı hususunda tereddüt bulunmamaktadır. İşte bu noktada Komisyonun üye yapısının değiştirlmesi elzem görülmektedir. Keza Komisyonun vereceği kararları beğenmeyen Rumların yine AİHM’e başvurma hakları bulunmaktadır ve bu durumda Komisyonun yapısıyla vereceği kararlarının hukuken tartışılacağı nihai makam yine AİHMahkemesi olacaktır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi Adil Yargılama konusunu düzenlemektedir. Bu bağlamda AİHMahkemesi de bugüne kadar verdiği kararlarla Adil Yargılama hususunda yerleşmiş prensipler veya içtihatlar yaratmış bulunmaktadır. Şöyle ki:
a) a)Yargılama yapacak makam sübjektif ve objektif olarak tarafsız bir görüntüye sahip olmalıdır. Yani bu makamın, üyelerinin kişisel olarak tarafsızlığı yanında bu makama başvuracak kişide makul şüpheye yer bırakmayacak şekilde güven verici ve tarafsız bir görünüme sahip olması gerekmektedir. b) Yargısal makam Bağımsız olmalıdır. Özellikle yürütme organı ve davadaki tarafların etki alanı dışında oluşturulmuş bir mahkemenin(Komisyonun) bulunması gerekir ve bu makamın üyelerinin atanması ve görevden alınma usulü, üyelerin hukuki niteliği de onun bağımsız bir yargılama organı olup olmadığını belirlemektedir. Adı Komisyon olsa dahi yargılama usulünü uygulayarak karar veriyorsanız bu kararlar yargı kararı gibi işleme tabi olmaktadır. Yasaya göre Komisyon tamamen hukukun ve yargılama usulünün geçerli olacağı bir makam olarak görülmektedir. Hukukumuzu bir hukukçu donanımıyla özümsemiş ve özellikle usul hukukumuzu teorik ve pratik açıdan yeterince özümsemiş üyelerden oluşacak Komisyonun ancak sağlıklı yargılama yapabileceği bir gerçekliktir. Başvurucular Rum, yani yabancı olacakları için Komisyonun en az yarısının da yabancı hukukçulardan oluşması tarafsızlık açısından çok gereklidir. Şu anda üyelerin sadece ikisi yabancıdır ve kararlarda sayısal olarak etkinlikleri yoktur ( Bu iki yabancı üyenin 3 yılda sadece 33 gün KKTC’de bulunduğunu da ayrıca söylemek isterim). Unutulmamalıdır ki, AİHMahkemesi, Türkiye’de önceleri varolan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin asker kimlikli üyesininin ( hukuk fakültesi mezunu yargıç olmasına rağmen ) varlığını dahi bağımsız ve tarafsız mahkeme güvencesine aykırı bulmuştur. Gerçek bir hukukçu kimliğine sahip olmayan kişilerin mezkur kurulda yer alması halinde objektif ve tarafsız mahkeme kriterlerine halel gelecek ve ayrıca AİHMahkemesi’nde sözkonusu Komisyonun kararları incelenecek olursa Adil Yargılama Hakkının ihlali yönünde karar verilmesi de kaçınılmaz olacaktır. Komisyonun üye yapısı değiştirilmediği ve mümkün olduğunca en geniş çapta Rumların Komisyona başvurabilmelerine imkan tanınmadığı halde “Adil Yargılama Hakkının ve/veya Hak Arama Özgürlüğünün ihlali nedeniyle ek bir tazminata daha mahkum olmakla karşı karşıya kalınacaktır. Bir de Komisyonun çok yavaş işlemekte halen 3-4 yıldır sonuçlandıramadığı başvurular bulunmaktadır. Yeni bir yapılanmayla makul sürede karar verecek hızlı bir sistem kurulmalıdır. Çünkü makul sürede karar vermemek dahi “Adil Yagılanma Prensiplerine” aykırılık taşımakta ve tazminata sebep olmaktadır. Yassir Amir Davasında AİHM, KKTC Mahkemeleri çok geç karar ürettiği için Türkiye’yi mahkum etmiştir. Eğer açıp AİHM kararlarını okumaz ve yine kendi bildiğimizi yaparsak eskisinden çok daha fazla mahkumiyete ve tazminata sebebiyet vereceğimizi unutmayalım. Ben 2007 ylında KKTC Cumhurbaşkanı’na yazdığım bir mektupta “Taşınmaz Mal Komisyonu”nun AİHM tarafından iç hukuk yolu olarak görüldüğünü daha o günden söyleyip gerekli düzenlemelerin yapılması konusunda uyarıda bulunmuştum. Bugün bu uyarılarımı yakaladığımız avantajı kaybetmemek için tekrarlamak istedim.