Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde gündem o kadar sık değişir ki, gerek gazeteciler, gerekse insanımız bu gündemi takip etmekte zaman zaman zorlanır. Hatta bazı önemli haberler değerini o kadar yitirir ki, birçok okuyan o habere şöyle göz ucu ile bir bakıp geçer.
Örneğin birçok gazete, gerek KKTC’de, gerekse Türkiye’de, bankaların karlarını geçmiş yıllara nazaran katladıklarını ve ‘Lale Devri’ yaşadıklarını yazdı. Türkiye’de bankaların hangi banka işlemleri sonrasında karlarını katladıklarını bilmem. Ama uzun yıllar banka müdürlüğü de yaptığım için KKTC’deki bankaların işleyiş tarzlarını çok iyi bildiğimi sanırım.
Bir bankanın karı, munzam komisyonluklar ve ihtiyati akçe ayrıldıktan sonra, aldığı mevduatı krediye plase etmesi ve plasman yapılan mevduat oranının geriye dönüşü ile orantılıdır. Ayrıca bu kar oranının artması veya eksilmesi de mevduat faizi ile kredi faizi arasındaki oran ile de ilişkilidir. Türkiye Bankalarını bıraktım. Bizim küçük çaplı bankalarımızın kar elde etmesi sanırım daha çok mevduatın, krediye plase edilmesi sonrasında olur.
Bu noktada, mevduat ile kredi faizi arasındaki fark ne kadar fazla olursa kar da o oranda artar. Yani demek istediğim yüzde sekiz faiz ile aldığınız mevduatı, yüzde yirmi beş veya otuz ile satarsanız karınız o oran kadar fazla olur. Lütfen bizim yerel bankaların mevduat faizleri ile kredi faizlerine bir göz atın. Aradaki farkın uçurum olduğunu görürsünüz.
Burada faaliyet gösteren Türkiye Bankalarına da bir göz atın. KKTC genelinde toplanan mevduatın yarısına yakını bu bankalarda toplanmış durumda. Esnafa kucak açıp sıfır faiz ile kredi veren Ziraat Bankasını ve esnafa kredi musluklarını biraz olsun açan Halk Bankasını tenzih ederek söylüyorum. Bu bankalar dışında buralarda faaliyet gösteren Türkiye’nin önde gelen bankalarının KKTC dahilinde ne kadar kredi dağıttıklarına bir bakın. Bakmak zahmetine katlanmazsanız isterseniz ben söyleyeyim. Türkiye Bankaları KKTC’nin toplam mevduatının yarısına yakınını topluyor. Buralarda topladıkları mevduatın yüzde dört civarındaki bir miktarı kredi olarak dağıtıyor. Geriye kalan para ne oldu derseniz onu da söyleyelim. Eskiden karın yüzde yirmi beşi oranında bir para Kambiyo yasalarına göre dışarıya çıkartılabilirken bugün değişen Kambiyo yasalarının elvermesi nedeni ile tümü Türkiye’ye gönderilebiliyor. Sanırım bu mevduat oralarda gecelik faizlerde ve değişik dallarda kullanılarak kar marjı yükseltiliyor. Yani benim mevduatım KKTC Ekonomisine döneceğine ve ekonomiyi kalkındıracağına başka başka yerlerde kullanılıyor. Ben ise kendi paramı ekonomimde bile kullanamayıp, sürekli avuç açmak durumunda kalıyorum.
At sahibine göre koşar. Sahibi yılgın ve bitkin olarak atın üzerinde durursa, at yılgın ve bitkin bir vaziyette yol alır. Yok, sahibini diri hissederse, o da diri bir şekilde koşar. Bizim hükümetlerimiz, aman ‘Anamız’ı gücendirmeyelim diyerek, bu noktayı hep es geçti. Bankaları yıpratmayalım diyerek fahiş kredi miktarlarını görmezden geldi.
Hatta 1994 – 1995 yıllarında CTP – DP döneminde sırf kendi yakınlarına ait bankaların daha fazla nemalanması için ‘Bileşik Faiz’ denen canavarı yarattı. Her üç ayda faiz anaparaya eklenmek suretiyle ortaya yüzde üç yüzlere varan faiz oranları çıktı. Sonrasında yaratılan canavar birçok iş yerini ve iş adamını yuttu. KKTC ekonomisi dibe vurdu. Sonra ortaya 1999 – 2000 Krizi çıktı. Dibe vuran ve yaşam savaşı verenleri de o bitirdi. Devletin kendi alacakları dahil, birçok bankanın üç yüz, beş yüz liralık alacaklarının katlanarak eski para ile on beş – yirmi milyarlara ulaştığını gördük. Kredi miktarı 5 katında durur denilmesine karşın bazı devlet bankaları ben anlamam diyerek bir milyarlık bir alacağı yirmi hatta otuz milyarlara çıkartmaktan çekinmedi. Böylesine bir ortamda ekonomi çarkının doğru orantılı dönebileceğini kim bize söyleyebilir ki?
Bugün kredi faizlerinin yüksekliğinden çok iyi bir Muhasip – Murakıp olan Maliye Bakanı Ersin Tatar da şikâyetçi. Ersin Tatar, yatırımın sağlanması, paranın ekonomiye dönüşü ve daha çok istihdam sağlanması için bankaların kredi faizlerini aşağıya çekmesi gerektiğini dile getiriyor. Bence bu doğru bir yaklaşım.
Bu yaklaşıma bankalar, paranın maliyetini öne sürerek, paranın maliyetinin yüksek olduğunu, paranın kıymetlendiğini ve kredi faizlerine de etki ederek faizleri yukarıya çektiğine vurgu yapıyor. Kendileri açısından bu da doğru bir yaklaşım olabilir. Ama elde edilen yüksek kar oranına bakıldığında, yüksek karın bu görüşü çürüttüğünü de görürüz. Hatta daha da ileri gideyim birçok Avrupa Bankasının, mevduat ile kredi faizleri arasındaki oranı çok küçük tutmalarına rağmen kar marjlarının hatırı sayılır bir miktarda olduğuna tanık oluruz.
Evet, bence gelmiş geçmiş en iyi Maliye Bakanlarından birisi olan hatta ilk sıralarda yer alan Ersin Tatar’ın bu konuya el atma zamanı artık geldi sanırım. Hatta sayın Bakanın, bankaları bıraktık. Bu ülkede Tefecilik yaparak büyük rantlar elde eden kişileri de es geçtik. Bu tefecilerden de daha büyük ‘Tefeci’ olan ve kendi vereceğine faiz uygulamayıp, kendi alacağına faizin anasını, babasını, dedesini ve en büyük dedesini de ilave ederek insanının ümüğünü sıkan ve garson devlet yerine ceberrut devlet görüntüsü veren devlet, uyguladığı faizlere de neşteri artık atmalı diye düşünüyorum. Tatar’ın halkın belini büken, anasından emdiği sütü burnundan getiren bu fahiş faiz oranlarını asgariye çekmesi halinde ‘Tarihe’ geçeceğini bilmem hatırlatmakta fayda var mı?