Eroğlu sarayda

18 Nisan 2010, aylardır tartışılan, konuşulan tarih. Tüm memleket sorunlarının, dünya meselelerinin bir süreliğine unutulduğu, tüm kesimlerin KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimine odaklandığı bir süreç, dün sonuçlandı.
18 Nisan 2010, aylardır tartışılan, konuşulan tarih. Tüm memleket sorunlarının, dünya meselelerinin bir süreliğine unutulduğu, tüm kesimlerin KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimine odaklandığı bir süreç, dün sonuçlandı. Aslında seçim günü olarak her şey güzeldi. Güzel bir gün, olaysız, olgunluk içerisinde devam eden oy verme işlemi. Bir gün önce birbirine rakip olan, yani farklı adayları destekleyen insanların birbirleriyle kahve içmesi, sohbet etmesi bunlar, olması gereken ve topluma seçimden sonrası olduğunu da hatırlatan olaylar. O, ana kadar güzel geçen güne, bir anda gelen trafik kazası haberleri ve hayatını kaybeden insanların acısı, gölge düşürdü.
İşte, hiçbir şeyin insan hayatından daha önemli olmadığı bir kez daha ve kötü bir şekilde ortaya çıkmış oldu. Tabi ki seviyesiz bir seçim süreci yaşadığımız gerçeği, bazı olayların yaşanmasını engellemedi. Bir vatandaş, birilerine verdiği oyu ispatlamak için cep telefonuna kayıt yapmaya çalışırken tutuklandı. Bildik bir sahne yine yaşandı.
Gündem seçim. Bu önemli süreci şöyle bir hatırlayalım. 2000’li yılların ortalarında hem Türkiye de hem de KKTC’de bir değişim yaşanıyordu. Türkiye de koalisyon hükümetlerinden sonra, AKP tek başına iktidara gelmiş ve bir istikrar yakalanmıştı.
Böyle bir ortamda KKTC’de yapılan genel seçimlerde de CTP iktidarın büyük ortağı olarak iktidara geldi. Bu değişimin yaşandığı Kuzey Kıbrıs’ta, Sayın Mehmet Ali Talat 20 Nisan 2005 tarihinde KKTC Cumhurbaşkanı seçildi. Güney Kıbrıs, AB yolunda ilerlerken Kıbrıslı Türklerde bu yolu yürümek istiyordu. Annan planı ve bu süreçte yaşanan referandumda, Kıbrıs Türkü onay verirken, Kıbrıslı Rumlar planı reddetti. Rum lider Papadopulos, görevi barışçı yönü ile ön plana çıkmış Hristofyas’a bırakırken, Kıbrıs’ta yeniden barış ve çözüm umutları yeşeriyordu. Bu bağlamda 3 Eylül 2008’de iki toplum lideri arasında Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma adına müzakere süreci başladı. Bu süreçte bir çok olay yaşandı, bir çok argüman gündeme geldi. Bu argümanlardan tepki görenler de oldu, desteklenenlerde ve 18 Nisan seçimi bir anlamda Kıbrıs sorunun da gelinen son noktaya, müzakere sürecine endekslendi.
Böyle bir ortamda, yaşandı seçim süreci. Bana göre çok yanlış bir yaklaşım var. Bu seçimin çözüm isteyen, çözüm istemeyen kesimler arasında geçeceği yaklaşımı. Sonuçlar önümüzdeki günlerde daha sağlıklı tartışılacaktır. Fakat ortada bir irade vardır. Kıbrıs Türk Toplumu kararını vermiş ve bunu sandığa yansıtmıştır. 18 yıl başbakanlık yapmış, Sayın Eroğlu’nu devletin tepesine Cumhurbaşkanlığı sarayına çıkarmıştır. Önemli olan bu günden sonra izlenecek yol ne olacak. Hem görüşme sürecinde hem iç politikada. Müzakereler sıfırdan mı başlar yoksa ortaya çıkan taslak bir yol haritası olur mu? Türkiye’nin, KKTC’deki yeni oluşuma yaklaşımı nasıl olur. 19 Nisan 2009 seçimlerinde iktidara gelen ve arkasına önemli bir desteği alan, UBP Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde gösterdiği başarıyı yerel seçimlerde de gösterir mi? Sayın Eroğlun dan sonra UBP üst kademesi nasıl şekillenir. Yeni hükümet modeli nasıl şekillenecek. Bu soruların cevabı zamana bağlı, ama önemli olan toplumun iradesidir.
Bu haber 591 defa okunmuştur

:

:

:

: