Manevi istismar

Din nedir? En kısa en yalın tanımıyla din, Allah’la insanoğlu arasındaki kutsal bağdır. İnsanlar dini inançları ile hayatlarını, belli bir noktaya kadar bağdaştırırlar. Hayatını dini kurallara göre belirleyen kişilere saygı duymanın yanında, bu yöntemle hayatını idame ettirmeyen insanlara da saygı duymak gerekir. Demokratik ve özgür ülkelerde her insan kendi vicdani yargısı ile yaşamak istediği hayatı seçmelidir. Bireyler hayatlarını vicdani yargıları ile yaşarken, devletlerde durum nedir?
Din nedir? En kısa en yalın tanımıyla din, Allah’la insanoğlu arasındaki kutsal bağdır. İnsanlar dini inançları ile hayatlarını, belli bir noktaya kadar bağdaştırırlar. Hayatını dini kurallara göre belirleyen kişilere saygı duymanın yanında, bu yöntemle hayatını idame ettirmeyen insanlara da saygı duymak gerekir. Demokratik ve özgür ülkelerde her insan kendi vicdani yargısı ile yaşamak istediği hayatı seçmelidir. Bireyler hayatlarını vicdani yargıları ile yaşarken, devletlerde durum nedir?
Tarih boyunca en önemli, en büyük, en kanlı savaşlar dini çatışmalardan dolayı çıkmıştır. İnanç farklılıklarından dolayı insanlar birbirini öldürmüş, toplumlararası ayrılıklar olmuştur. Tarihe baktığımız zaman devlet yönetimlerinin etkin olarak, dini inançlara göre belirlendiğini görürüz. Zamanla değişen ihtiyaçlar, egemenliğin toplumun erkine girmesi ile devlet yönetimlerinin dini inançların etkisinden ayrılma yolunda adımlar atılmaya başlandı.
Bu noktada Türkiye’ye bakarsak; Türkiye 73 yıl önce laik düzeni seçti. Laik düzen veya laiklik, siyasi erkin dini erkten bağımsız olması yani devlet yönetiminin, dini kurallara göre belirlenmemesi anlamındadır. Bu adım Türkiye’nin çağdaş bir ülke olma yolunda, en önemli girişimlerinden biridir. Türkiye 73 yıl önce devlet yönetimini dini erkten ayırma yoluna giderken, batılı ülkelerin birçoğu içinde bulunduğumuz çağda hala daha devlet yönetimini dini çekinceler içinde yürütüyor. Batılı ülkelerin yönetimlerinin ve yöneticilerinin dini merkezlerden ve din adamlarından etkilendikleri bir gerçektir. Hatta din adamları devleti yönetenlerden daha etkili bir pozisyondadırlar. Yasal güçleri olmasa da insanların vicdanında ve psikolojisinde baskın bir durumdadırlar. Bu ülkelerde, siyasilerde insanlara daha kolay ve daha etkin ulaşmak, etki altına almak için dini kullanırlar. Dini vecibeleri, hür ve bağımsız bir irade ile yerine getirmek her insanın hakkıdır. Tabi, ki rantın, çıkarın olduğu yerde istismarda vardır. Örneğin Türkiye’de “Türban” krizinin yaşanmadığı bir dönem yoktur. Bu konu sırf siyasi amaç uğruna sürekli istismar edilmektedir. Türkiye’de bir de “İrtica” ve “Rejim” tartışmaları sürekli gündemde tutularak, toplumun manevi duyguları anlamsız bir şekilde baskı altına alınmaktadır.
Dini duyguların yani Allah’la kul arasındaki manevi bağın, önemi kadar dini görevin yerine getirildiği mekanlarda önemlidir. Her dini inancın ve bu inancı içinde taşıyan her insan için bu mekanlar manevi huzurun yaşandığı kutsal yerlerdir. Bu yerler temsil ettikleri inancın kalesidirler. İnançlar manevi yönden toplumlar için önem arz ettiğinden, her toplum tarafından saygıyı hak etmektedir. Bunun yanında aynı saygının dini mekanlara da duyulması gerekmektedir. 1974 sonrasında Kıbrıs’ın kuzeyine Türk toplumu, güneyine ise Rum toplumu yerleşti. Hem kuzey hem de güney Kıbrıs’ta her iki toplum için kutsal sayılan dini ve tarihi mekanlar terk edildi.
Bizler Rumlara ait birçok kiliseyi camiye çevirip dini görevlerimizi yerine getirmek için düzenledik. Rumlar ise birçok camiyi yıktı veya bakımsız bıraktı. Bu noktada amacım kesinlikle manevi duyguları istismar etmek değildir. Ama beni rahatsız eden ve içinde istismar olduğuna inandığım bir yaklaşımı ve bu yaklaşımı dile getiren bir din adamının düşüncelerini yazımın sonunda sizlerle paylaşmak istiyorum. Din herkesin vicdani iradesidir. Toplumları birleştiren en önemli bağlardan en önde gelenidir. Geçtiğimiz günlerde bir seminer düzenlendi “ Din özgürlüğü ve Kıbrıs’ta kutsal yerler” başlığı altında. Bakın Kıbrıs Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu, Sayın Hrisostomos yaptığı konuşmada özetle neler söylemiş “İşgal altındaki, AB toprağı Kuzey Kıbrıs’ta din özgürlüğü kurtarılmalı ve kutsal yerler korunmalı bunu yolu da kuzeydeki Türk vatandaşları ile Türk askerinin adadan gitmesidir”. Din adamlarının güneydeki etkinliğini düşününce, bana göre bu yaklaşım tamamen iyi niyetten uzak bir tutumdur. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde bir köy camisinden yapılan siyasi anonslar da kabul edilebilir bir durum değildir. Maneviyat öncelikle birleştirici, sorun giderici yönde kullanılmalıdır. Bu yönde kullanılmayan manevi duygular siyasetin ve çıkarın esiri olur. O zamanda gerçek amacından uzaklaşır. Bu düşüncelerin yorumu tamamen size ait...
Bu haber 591 defa okunmuştur

:

:

:

: