Üç fidan…

Bu yazı “Objektif” isimli köşemde tam bir yıl önce yayınlandı. Bu gün, Türkiye’nin demokratikleşme ve insan hakları konularında yaşadığı sıkıntılı dönemleri ile tarihine olumsuz yansıdığı bir gündür. Bu günün anısına bu yazımı sizinle bir kez daha paylaşmak istedim.
Bu yazı “Objektif” isimli köşemde tam bir yıl önce yayınlandı. Bu gün, Türkiye’nin demokratikleşme ve insan hakları konularında yaşadığı sıkıntılı dönemleri ile tarihine olumsuz yansıdığı bir gündür. Bu günün anısına bu yazımı sizinle bir kez daha paylaşmak istedim.
Tarih, 6 Mayıs 1972 gecenin ikisinde yataklarından kaldırıldılar. Zaten uyumuyorlardı. Ayaklarında elin başparmağından daha kalın prangaların çıkardığı seslerle yürüdüler ölüme. Önce Deniz çıktı darağacına, sonra Yusuf ve sonra Hüseyin. Türkiye karışık bir kaos ortamındaydı. Emperyalist güçlerin, Türkiye üzerindeki emelleri bu günden farksızdı. Bu üç genç ülkelerinin bağımsızlığı ve emperyalizme karşı, canları pahasına mücadele ediyorlardı, yanlarında binlerce insan vardı bu da bazı güçleri rahatsız ediyordu.
Deniz Gezmiş'in daha çocukken, davranışlarının farklı olduğunu annesi şöyle anlatacaktı; Deniz her gün ekmek almaya gönderdiğimde altı ekmek alır fakat eve iki ekmek getirirdi, bir gün izledim ve diğer dört ekmeği parası olmayan arkadaşlarına verdiğini gördüm. Avukatları Halit Çelenk yıllar sonra, Denizin infazını 'Tam yirmi beş dakika darağacında beklettiler' diyerek gözyaşlarına boğulacak ve o günü tekrar yaşayacaktı.
Hüseyin İnan'ın bir ifadesinde söylediği şu sözleri her şeyi anlatıyordu aslında 'Ben 24 yaşında, Türkiye’nin bağımsızlığı için kendimi feda ediyorum, tarih bunu yazacaktır' ve tarih bunu yazdı, daha öncelerini yazdığı gibi,dünyanın saygı duyduğu, sahiplendiği, ülkelerinden uzakta,vatan hasreti çekerek ölenleri, Nazım Hikmeti,Yılmaz Güneyi ve adını sayamadığımız suçları 'düşünceleri' olan nice değerleri.
Yusuf Aslan infaz sırasında 'Ben halkım için şerefimle bir defa ölüyorum ama siz şerefsizliğinizden her gün öleceksiniz' diyerek ayağının altındaki tabureyi çekecek
ve kendi kendini infaz edecekti. O dönemin Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman
Demirel'de yıllar sonra 'O günkü şartlarda öyle olması gerekiyordu' diyerek bu üç gencin asılmasına neden onay verdiklerini savunacaktı.
Tam otuz altı yıl geçmiş bu utancın üstünden, ama hala daha anılıyor, tartışılıyor ve hala daha onlar için şarkılar şiirler yazılıyor. Fikirleri her zaman dile getiriliyor. Onlar amaçlarına unutulmadıkları için ulaştılar, ama onları unutturmak için canlarına kıyanlar amaçlarına ulaşabildiler mi?


Bu haber 501 defa okunmuştur

:

:

:

: