İstenmeyen başbakan

BÜYÜK BRİTANYA geçtiğimiz haftayı seçim heyecanıyla geçirdi.. Ülke çapında asrın en heyecanlı, en nefes kesici genel seçimi yapıldı.
BÜYÜK BRİTANYA geçtiğimiz haftayı seçim heyecanıyla geçirdi.. Ülke çapında asrın en heyecanlı, en nefes kesici genel seçimi yapıldı. BÜYÜK BRİTANYA geçtiğimiz haftayı seçim heyecanıyla geçirdi.. Ülke çapında asrın en heyecanlı, en nefes kesici genel seçimi yapıldı.
Aylardır süren seçim kampanyası, tek bir partinin Avam Kamarasında hükümet kurup, iktidara gelmesine olanak vermedi.
En fazla oyu alan Muhafazakar Parti, 307 sandalye ile birinci parti geldi gelmesine..Ancak tek başına iktidara gelmesi şimdilik zor..
Seçim biter bitmez, partiler arası trafik de başladı. Bu hafta sonu Muhafazakar Parti Lideri David Cameron ile 'kilit' parti durumundaki Liberal Demokratların lideri Nick Clegg ikinci defa biraraya geldiler. İki lider, TV'lerdeki üç açık oturumda birbirlerinin parti politikaları hakkında demediklerini bırakmadı.. Ekonomiden, eğitime, Avrupa Birliğinden göçmenlik konusuna kadar hemen hemen her konuda çatıştılar.. Karşıt fikirli olduklarını milyonlarca seçmene gösterdiler.
Gel gelelim ki, onların deyimiyle ' Memleketin çıkarları' söz konusu olunca, bir araya gelip, hükümet oluşturma yolunda pazarlık yapmaya başladılar.
İki partinin arasında ortak noktaların azlığından çok, ayrıldıkları konular ön planda..
Başta Avrupa Birliği, göçmenlik ve seçim reformu geliyor.
Oyların yüzde 23'ünü almasına rağmen 57 milletvekiliyle meclise giren Liberal Demokratlar, öncelikle seçim sisteminde reformdan yanalar.
Ancak, Muhafazakârlar şimdiki mevcut sistemi tercih ediyorlar. Göçmenlik konusunda Muhafazakarlar, adları gibi ne kadar tutucu düşünüyorsa, Liberal Demokratlar da yine isimlerindeki gibi ' liberal' ve 'demokratlar'. İki partinin anlaştığı konu yok mu? Tabi ki var.
Eğitim reformu, devlet harcamaları ve bütçenin kısılması, sağlık reformları. Ancak bunlar bir hükümeti kurmaya yeter mi? Önümüzdeki günlerde göreceğiz.
Tüm bu politik trafik yaşanırken, Britanya'yı kim yönetiyor? 10, Downing Street sokağındaki başbakanlık konutunda kim mi oturuyor?
Tabi ki seçimden 90'nın üzerinde milletvekili kaybıyla çıkan, 13 yıllık İşçi Partisi iktidarının başbakanı Gordon Brown..
İngiltere'de 36 yıl aradan sonra ortaya çıkan 'Askıda parlamento' durumu, yazılı olmayan anayasaya göre, seçim dönemindeki başbakanın görevde kalmasını gerektiriyor.. Brown, bu nedenle seçimi kaybetse de başbakanlıkta.
Seçim günü yaptığı açıklamada, her iki parti lideriyle görüşmeye hazır olduklarını ve iki partinin görüşmesi konusunda istedikleri kadar zamanları olduğunu belirten Başbakan Brown'a karşı halktan büyük tepki var.
Pazar gazetelerinin hemen hemen hepsinde- ki bu gazetelerin çoğu seçimlerde ibrelerini İşçi Partisinden alıp, Muhafazakârlara çevirdiler- son kamuoyu yoklamaları yer aldı.
Halkın yüzde 62'sinin Brown'nın istifa edip, yerini en fazla sandalyeyi kazanan Cameron'a devretmesini istediği ortaya çıktı, kamuoyu yoklamalarında.
Halk, açıkça Brown'a artık kendisini 10, Downing Street'de görmek istemediği mesajını verdi.
Önce yüzde 27 oyla, şimdi de yüzde 62 oyla 'Artık git' dedi. Muhafazakâr Lider Cameron, resmen Liberal Demokrat lider Clegg'e, hükümet ortaklığını teklif etti.
Gerçi her iki partiden de bu ortaklığa sıcak bakmayanlar var. Kapalı kapılar ardında, Liberal Demokratların istekleri, kabineden bakanlık istekleri görüşülüyor.
Aralarında Liberallerin ortaklığına 'evet' , politikasına ' hayır' diyen çok Muhafazakar politikacı var.
Brown'na seçim sonrası ilk acı gerçek hatırlatılması, Cumartesi günü yaşandı.. İkinci Dünya Savaşının resmen bitiş tarihi olan ve Day'de hükümeti temsilen başbakanın temsili yerine, 3 parti liderinin yer alması oldukça manidardı... Cameron ortada, Clegg sağında, Brown solunda ellerinde çelenklerle oldukça anlamlı bir tablo yaratıyordu.
Evet Brown hala başbakan.. Ancak ne zamana kadar?
Bugün hükümet için ilk ciddi gelişmelerin açıklanması bekleniyor. Seçimin üzerinden 3 dolu gün geçti.. İki lider birbiriyle iki kere bir araya geldi. Parti kurmayları görüştü..
İki lider anlaşırsa ne ala. Yoksa… Koalisyon kurulamazsa, bu kez gözler anahtar lider Clegg'e yeniden çevrilecek... İşçi Partisi'nde gelen teklife sıcak bakan Liberal Demokratların sayısı, Muhafazakâr koalisyonunu isteyenlerden daha fazla.
Ancak politikada ne olur, kimse bilmez. Muhafazakârlar azınlık hükümetine bile gidebilir.
Daha seçimlerin tozu gitmeden, erken seçimden söz edenler de az değil burada.
Başta istenmeyen bir başbakan..
Karşısına , avam kamarasındaki çoğunluğu topu topu 16 bin oyla kaçıran bir parti lideri..
İkisinin karşısında ise 'başbakanlığa' giden 10, Downing'in kapısının kilidini elinde tutan Liberal Demokratların lideri..
Gerçi seçimlerde oy kullanmayan binlerce kişi var.. Britanya gibi demokrasinin beşiğinde, Perşembe gecesi yaşanan tablo gerçekten bu ülkeye yakışmıyordu.. Sandıkların kapanması, oy vermeyenlerin olay çıkartması. Uluslararası seçim denetleme komisyonu, seçim güvenliğinin Kenya'dan bile daha kötü olduğu konusunda hemfikre vardı.
Evet, oy vermeye gittiğimde ne kimlik sordular, ne seçim kartıma baktılar. Benim yerime bir başkası da oy vermeye gidebilirdi. Sözün geçerliliği mi daha önemliydi? Yoksa gereken kontrolü yapacak yeterli eleman mı yoktu?
Oy veremeyenlere bunun nedeni, bütçe kısıntısına giden belediyelerin gereken sandık görevlisini sağlayamaması gösterilmişti. Koskoca bir ülkenin geleceği, bu şartlar altında bir seçimle belirlendi. Evet, belki haftaya kadar bu işler biter. Yeni hükümet kurulur.
Politikada bir hafta oldukça uzun bir zamandır. Bakalım, dünyanın en ünlü siyasi adresine kim oturacak? Cevabı çok yakında belli olacak...

Bu haber 615 defa okunmuştur

:

:

:

: