Eroğlu müzakerelere hatalı mı başladı?

1974 yılından sonra, Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik girişimler olmuşsa da bunlar başarılı olmadı.
1974 yılından sonra, Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik girişimler olmuşsa da bunlar başarılı olmadı. Kıbrıs Türk halkının lideri ve görüşmecisi, kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş, Rum liderlerle sürdürdüğü görüşmelerde hep uzlaşmaz taraf olarak anıldı. Aslında Rum liderlerde, Sayın Denktaş’ın temsil ettiği kesimden, yani sağ görüş denen milliyetçi duyguları ön plana çıkaran ve bu kültürden gelen liderlerdi. Rum liderlerin, eli daha güçlüydü. Çünkü ortada Türkiye’nin de kabul ettiği, imza koyduğu, BM kararları vardı. Bu kararla görmezlikten gelindi. Uluslar arası tanınmışlığı olan, Kıbrıs Cumhuriyeti bitmişti ve iki ayrı halk, iki ayrı yönetim vardı. Bu görüş savunuldu fakat dünya bu görüşü kabul etmedi. Bu kararlar bu günde gündemde. Cumhurbaşkanı Sayın Eroğlu bu kararları kabul etmekle suçlanıyor. Üstelik daha ilk görüşmede. Üstelik taviz vermekle suçladığı ikinci, Cumhurbaşkanı Sayın Talat’ın getirip de bıraktığı noktadan görüşmelere başlayarak. BM kararlarına göre, Türkiye adada işgalcidir. KKTC uluslar arası alanda meşru bir devlet olarak kabul edilemez. Hiçbir ülke KKTC ile ilişki kuramaz. Sayın Cumhurbaşkanı ve ekibi bu kararları bilerek veya bilmeyerek kabul, eder mi? Yıllardır, izlenen siyaset, seçim döneminde yapılan propaganda, müzakere masasında iki devlet olacağı ve bu iki devletten birinin, KKTC olacağı esasına dayandırılırken, böyle bir hata yapılabilir mi? Ortada bir karmaşa durumu var gibi görülüyor. BM Genel Sekreterinin, liderlere gönderdiği mesaj açıklanırken, bu tartışmayı da başlatmış oldu. BM Genel Sekreterinin, mesajında BM parametreleri, Güvenlik konseyi kararları, 23 Mayıs ve 1 Temmuz anlaşmalarının kabul edildiği duyuruldu. Daha sonra BM’den bir açıklama daha yapıldı. Bu açıklamada Genel sekreterin mesajında geçen kararların tüm kararlarla ilgili değil, söz konusu kararlarla ilgili olduğu açıklandı. Müzakere sürecinin ikinci yarısı henüz yeni başladı, ilk görüşmeden çok büyük beklentiler içine girmek yanlış. Daha ilk görüşmeden, liderler birbirini tanımadan, ekipler ne istediğini, yaklaşımlarını ifade etmeden bu tür tartışmalar bir şey kazandırmaz. Görüşmeler ilerledikçe, daha somut gelişmeler gündeme düştükçe, müzakerelerin gidişatı tartışılabilir. Böyle bir hata yapılmışsa, mutlaka düzeltilmeli ve Sayın Cumhurbaşkanı bizzat bu konuya açıklık getirmelidir. Kıbrıs’ta çözümsüzlüğü ortadan kaldırmak için müzakerelerin sürmesi, üstelikte kaldığı yerden, kesintiye uğramadan devam etmesi elbette önemlidir. Bu zaman ve zemin açısından son derece kritik bir noktadır. Müzakerelerde yeni döneme ısınırken en önemli konu öncelikle, niyettir. Uluslar arası odakların, Kıbrıs’a ve çözüme bakışı da oldukça önemlidir. Özellikle Annan planına hayır diyen Rum toplumunun çözüm için gerekli adımları atması, çözüme motive olması ve irade göstermesi, Uluslar arası yönlendirme ile daha hızlı olabilir. Bunun gerçekleşmesi için Annan planına evet diyen, Kıbrıslı Türklere, sağlanacak çeşitli konularda, çeşitli kolaylıklar hem Kıbrıslı Türkleri hem de Kıbrıslı Rumları çözüm yolunda daha iradeli bir noktaya getirecektir. Hatırlanacağı gibi daha önce, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi aldığı bir kararla KKTC’de kurulan, Mal Tazmin komisyonunun etkin bir iç hukuk yolu olduğuna işaret etmiş ve mülkiyet konusunun çözümlenmesi, konusunda önemli bir adım atmıştı.
Aynı zamanda uygulanmayan dış ticaret tüzüğü de AB’de yeniden gündeme gelmişti.
İçinde bulunduğumuz günlerde, bu iki konuyla ilgili ileriye doğru bir adım daha atıldı. Üstelik müzakerelerin yeniden başladığı günlerde, üstelik Rum yönetiminin pek hoşlanmadığı anlamda adımlar. AİHM, aldığı bir kararla Kıbrıs’ın kuzeyinde mal bırakan insanların çocuklarının, bu malları üzerinde hak iddia etmesini önlüyor. Dış Ticaret Tüzüğü konusunda da önemli bir gelişme var. Almanya dışişleri bakanlığı, Kuzey Kıbrıs’ın hava ve deniz yolu ile AB üyesi ülkelerle dış ticaret yapmasını, düzenleyen tüzüğün kabul edilebileceğini duyurdu. Şimdi bizim ne yapmamız gerek. Önce şunu bilelim, Rum yönetimi bu konular ilk gündeme geldiğinde tüm imkanlarını seferber ederek, bu adımları engellemeye çalıştı. Bu engelleme politikalarını mutlaka devam ettireceklerdir. Biz bu kazanımların daha da ileriye taşına bilmesi için her türlü girişimi, Türkiye hükümetiyle beraber yapmalıyız. Özellikle Dışişleri Bakanlığımız konuların takibinde aktif durumda olmalı. Bu tür girişimler hem adadaki dengeleri sağlayacak hem de her iki tarafı da müzakere masasında eşit bir zemine getirecek. En büyük kazanç ise Kıbrıslı Türklerin izolasyonlardan arınması yolundaki engellerin kalkması, Kıbrıs’taki gerçeklerin üçüncü ülkelerce kabul görmesi ve de Rum toplumunun çözüm sürecinde motivasyonunun sağlanması olacaktır. Bu gelişmelerin artarak devam etmesi ve hayat bulması, biz masada yapıcı şekilde olduğumuz sürece devam edecektir.

Bu haber 553 defa okunmuştur

:

:

:

: