Turist gözüyle Kuzey Kıbrıs

Geçen haftayı Kuzey Kıbrıs’ta geçirdim. Her yıl birkaç kere ziyaret ettiğim güzel adayı, Haziran olmasına rağmen yemyeşil görmek, büyük sevinçti.

Geçen haftayı Kuzey Kıbrıs’ta geçirdim. Her yıl birkaç kere ziyaret ettiğim güzel adayı, Haziran olmasına rağmen yemyeşil görmek, büyük sevinçti. Gerçi çok büyük zarara, ziyana yol açtı.. Ancak yağmurların etkisi açıkça görülüyordu. Londra’dan gelen herkes için, yeşil adanın iklimi bulunmaz bir nimet. Bu kez turistik bir seyahat bizimkisi. Birkaç güne sığdırdığımız ara tatilde, Girne ve çevresiyle, Lefkoşa’yı gezme fırsatı bulduk.

Sık sık geldiğim adaya bu kez turist gözüyle bakmaya çalıştım. Kaldığımız deniz kıyısındaki otelde ilk gün dikkatimi İtalyan turistler çekti.. Bir Akdeniz ülkesi İtalya’dan, bu yaz 15 bine yakın İtalyan turistin geleceğini duyunca şaşırmadım değil. Ailecek, çocuklarıyla cana yakın İtalyanlar havuz başında gürültülü konuşmalarıyla herkesi bastırıyordu. İtalya’dan KKTC’ye kurulan bu turist köprüsünün yararının, yıllar içinde politik olarak görüleceğinden şüphe yok.

Dikkatimi çeken bir başka şey ise İranlı, Rus, Azeri turistler oldu. Onların da adayı suyoluna çevirdiğini öğrendim. Girne, Antalya’ya benzemeye başlamış…
Türkiye’den gelen malum “turistler” ise her yerde vardı. Daha çok yaşlı teyzeler, amcalar. Otellere konferanslara gelenler, KKTC’nin turist potansiyelini ortaya koyuyordu.

Dedim ya bu kez turist olarak geldik. Otelden Lefkoşa ve Girne’ye turlar düzenleniyordu. Vakit bulup katılamadım. Ancak her gün turistlerin otobüslerle bu turlara katıldığını gördüm.

Biz turist olarak Çıkartma Plajı, Karaoğlanoğlu Şehitliği, Girne kıyılarını ve Lefkoşa’nın surlar içini gezdik.

Çıkartma Plajı’nda gördüklerim beni üzdü. Bir kere taşlar yer yer çökmüş, sütunlar çatlamış, etraftaki kuru otlar oraya terkedilmiş, başıboş bırakılmış havası veriyordu. Ziyaretçisi çoktu o gün çıkartma plajının. En azından daha özenli bir bakımla orası cennet bahçesine çevrilebilirdi. Karaoğlanoğlu Belediyesi’nin buraya daha çeki düzen vermesinde yarar var.

Çıkartma Plajı’nın tam karşısındaki bir arsadaki eşek ve sıpalar da dikkatimizden kaçmadı. Özel bir arazideki sayıları 5-6’yı bulan eşekler, sıcak güneşin altında oradan oraya koşuşturuyordu. Arsa telle çevrili olduğundan yola çıkmaları zordu. Bir İngiliz Hanım, aracıyla geldiği bu yerde, eşeklere yanında getirdiği yiyecekleri itinayla verdi. Ve onların yediğini görünce arabasına binip, uzaklaştı. Belli ki bu ilk gelişi, yemek verişi değildi. Aralarındaki minicik sıpa da büyükleri arasında oynaşıp duruyordu. Eşek kurtarma merkezlerinin bulunduğu İngiltere’den gelen İngilizlerin, bu hayvanlara karşı duyarlı olması son derece normal… Eşekleriyle övünen bu adadakilerin, bu güzel gözlü, vefakar ve cefakar hayvanlara karşı vurdumduymazlığı ise tam anlamıyla aymazlık.

Yemyeşil adaya sıcaklar ve yaz tam anlamıyla gelmiş derken, Lefkoşa’ya iner inmez karşılaştığımız kara kara bulutlar, bizi tam anlamıyla şaşırttı.. Eski Han’ı gezmek için arabadan indiğimizde bastıran şiddetli yağmur ise günün sürpriziydi.. Selimiye Camii ve Han’ı bu yağmurun altında gezdik. Ortalığı kaplayan taze ot ve toprak kokusu, serinleyen hava buralara ayrı bir güzellik getiriverdi. Eski cumbalı taş evler, daracık sokak aralarındaki görüntü müthiş güzel. Güzel olmasına güzel de, bakımsızlık had safhada. Ev sahiplerinin terk ettiği söylenen evlerde, çok sayıda göçmenin oturduğu görülüyor. Biriken yağmur birikintisinde bağıra çağıra oynaşan çocukların dünya umurunda bile değil belki. Ancak Lefkoşa’nın belki en güzel yerinde öylesine bir sefillik var ki, bir zamanların en gözde mekânlarının buraları olduğunu söyleyenlere inanmak zor… Büyük bir seçimden çıkan adada, ortalık yatışmış gibi demek istesem de, belli ki bir başka seçim yarışı başlamış. Belediye, muhtarlık seçim kampanyaları olanca hızıyla sürüyor. Her yer onların fotoğraflarıyla dolu. Seçimden olsa gerek, yıllardır gördüğüm Lefkoşa-Girne otobanı da son hızla bitirilmeye çalışılıyor. Belli ki Girne belediyesi seçim öncesine bu yolu bitirme azminde. Bu arada memnuniyetle belirtmeden geçemeyeceğim bir husus, adadaki leziz, temiz ve dünya standartlarındaki restoranlar, kafeler ve yeme-içme mekânları. Birkaç ay önce görmediğim, yeni açılan kafeler, Girne’ye bir başka hava katmış. Beş yıldızlı yeni otellerle, şehir canlı, kıpır kıpır.

Sayılı birkaç günde gezip, görebildiklerim bu kadar. Turist gözüyle görülenlerle, hayatın içine karışıp, yaşayanların görüşleri farklı…Güzel yazlar dilekleriyle.






Bu haber 627 defa okunmuştur

:

:

:

: