İnsanları doğum yerine göre ayıranlara bir uyarı

Bir toplumu, toplum yapan nedir? Ya da toplum olarak anılmak için nelerin bir arada olması gerekir. İlk akla gelenler, ortak bir tarih, ortak bir kültür, ortak bir amaç ve tabi ki birliktelik.
Bir toplumu, toplum yapan nedir? Ya da toplum olarak anılmak için nelerin bir arada olması gerekir. İlk akla gelenler, ortak bir tarih, ortak bir kültür, ortak bir amaç ve tabi ki birliktelik. Ülkemizde, üstü örtülen, konuşulmasından korkulan ve zaman zaman belli amaçlar için kullanılan bir olay vardır. Aslında bu artık olay olmaktan, konu olmaktan çıkmış ve adeta bir “TABU” olmuştur. Bu çirkin ve bir o kadar da tehlikeli konu bir toplumun bölünmesine, bir toplumun kutuplaşmasına ve sonuçta milli bütünlüğün bozulmasına yol açmaktadır. Tabu olarak, nitelendirdiğim olay Kıbrıslı, Türkiyeli diye yaratılan toplumsal ayrımdır.

Kıbrıs’ın güneyinden göç eden Kıbrıslı Türkler ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelip Kıbrıs’ta yeni bir hayat kuran, evlenen çoluk çocuğa karışan, ev yurt sahibi olan insanlar arasında bunca yıl geçmesine rağmen ve de köklerinin, anavatanı ayni coğrafya olmasına rağmen bu insanlar arasında bu ayrımın mantığı var mı? Şimdi bu konu nerden çıktı. Bu konunun bu gün bu köşede yer almasının birkaç sebebi var. Üst üste tanık olduğum, farklı mekânlarda farklı konuşmalar, beni hem şaşırttı, hem de üzdü. İçinde bulunduğumuz, 2010 yılının Nisan ayında bir cumhurbaşkanlığı seçimi yaşadık. KKTC vatandaşı olan herkes doğduğu yere bakılmaksızın, sandık başına gitti. Tercihini, özgür iradesi sonucunda yaptı. Zaman geçmiş olmasına rağmen seçimin sonucuna yönelik iki kişi arasında bir banka şubesinde geçen bir konuşmaya tanık oldum. Konuşmanın özü şöyle; Cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucunu Türkiye kökenli seçmen belirledi. Sayın Talat, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarına gerekli önemi vermediği ve de Kıbrıs sorununa çözüm bulma adına, sürdürdüğü görüşmelerde Türkiye kökenli, KKTC vatandaşlarının haklarını korumadığı için bu seçimi kaybetti. Bu görüş istemeden de, olsa konuşmalarına tanık olduğum kişileri ilgilendirir. Herkesin fikrine saygı duymak gerek. Ama unutulmamalıdır ki, Kıbrıs sorununun çözümü için, atılan en somut adım olan, Annan planına Türkiye kökenli, Kıbrıs kökenli ayırımı olmaksızın bu toplumun %65’i evet demiştir.

Önümüzdeki Pazar günü, KKTC vatandaşları yerel yöneticilerini seçmek için oy verme hakkını kullanacak. Adaylar belirlendi. Çalışmalar sürüyor. Herkes dilediği adaya oy verecek. Adaylar normal olarak Türkiye ve Kıbrıs kökenli. Hepsinin belli bir destekçi kitlesi var. Buda gayet normal. Ama normal olmayan, adayların doğduğu yere göre nitelendirilmesi, yani o aday bizden değildir, bu aday bizim içimizden geliyor diye çirkin bir propagandanın bazı kesimlerce yapılması ve sakıncalı bir kutuplaşmanın yaratılması. Bu durum bazılarının işine gelebilir. Bu noktada esas görev seçmene düşüyor. İyiyle, kötüyü, çalışanla, çalışmayanı, doğduğu yere göre değil, icraatına göre ayırmak ve desteklemek. Seçim dönemleri, insanların en çok konuştuğu, fikirlerin en çok tartışıldığı dönemlerdir. Bu dönemlerde, söz toplumdadır. Doğal olarak, bizlerde birçok insanla konuşuyoruz. Farklı görüşleri olan, çeşitli düşünceler üreten insanlarla yaptığımız fikir alışverişleri, farklı yaklaşımları da ortaya çıkarıyor. Özellikle genç nesil, siyasi görevler almaya ve hizmet etme sorumluluğunu, kaldırma noktasında daha bilinçli ve istekli. Gençlere göre, artık insanları doğdukları yere göre ayırmanın modası geçti. Bu anlayış artık pirim yapmıyor. Bu yolla siyasi kazanç elde etme beklentisi içinde olanlara bu köşeden bir uyarı.
Bu haber 597 defa okunmuştur

:

:

:

: