Cumhurbaşkanlığı seçimleri heyecanla başladı ve bitti. Halkın seçtiği Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu bu süreçten başarıyla ayrıldı ve ABD’de yoğun bir görüşme süreci geçirdi. Biraz geriye dönelim yani 18 Nisan seçimleri öncesine... Hepimizin kafasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kimi destekleyeceği sorusu vardı. O dönem Türkiye Hükümeti dönemin cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı destekler bir görüntü veriyordu ve hatta Derviş Eroğlu ve TC hükümeti arasında bir anlaşmazlık olduğu iddiaları da gündemdeydi. Peki bu iddialar neye göre ortaya atılıyordu? Bunu anlayabilmek için öncelikle dünyada siyasetin nasıl bir şekilde ilerlediğini incelememiz gerekir.
Dünya ve Türkiye’de siyaset, satranç gibi oynanıyor. Satrançta temel ilke amaç ve yoldur. Önce amaç belirlenir sonra da o amaca ulaşmayı sağlayacak en güvenli ve en kestirme yol. Bu amaç dünyadaki tüm seçimlerde de geçerlidir. Seçtiğiniz kişinin sizi, amacınıza ulaştıracak yoldan sıyrık almadan, güvenli bir şekilde geçirmesi gerekir ancak tüm dünyada ve Türkiye’de bir satranç gibi oynanan siyaset, ülkemizde Sarayönü’nde tavla oynamaya benziyor.
Ülkemizde cumhurbaşkanın en temel görevi süregelen müzakere sürecini Kıbrıs Türk Halkı’nın kabul ettiği bir anlaşma zeminine getirerek gerek duyulduğu takdirde de referanduma sunabilmektir ya da 2004 yılında dünyaya söz verildiği gibi en azından izolasyon ve ambargoların kaldırılmasına katkı sağlamaktır. Nisan 2010 seçimlerine kadar Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Türkiye’nin de desteğini arkasına alarak, Kıbrıs Türkü’nün anlaşmaya hazır olduğu ve masadan kalkmayacağı yönünde tüm dünyaya olumlu bir mesaj vermişti ancak referandum aşamasına gelinmesi durumunda UBP’nin ‘evet’ dememesi durumunda yüzde elliyi geçme ihtimali olamayacaktı.
Halkın ve tüm siyasi partilerinde yeni cumhurbaşkanından beklentisi Türkiye ile uyum içerisinde izlenen bir siyaset olması yönündeydi. Yani satranç oyununda olduğu gibi amaç, bizi çözüme ulaştıracak olan cumhurbaşkanının sıfır riskle yani Türkiye’yi karşısına almadan ve dünyaya haklı olduğunu kanıtlayacak bir yolda ilerlemesi ve referanduma gidilmesi durumunda da sunulan anlaşma üzerinden yüzde ellinin üzerindeki bir çoğunluğun ‘evet’ demesini sağlamaktı. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la bu yüzde ellinin altında kalacaktı ama Derviş Eroğlu’yla bu rakam yüzde elliye ve hatta belkide ellinin de üzerine ulaşacaktı. Halkımız kendisine yolunu belirleyecek kişiyi yani Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nu seçti ve çözüme yani amaca gidecek olan yolunu belirledi. Seçim öncesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın tavizler verdiğini ve bu verilen tavizleri geri alacağını iddia eden Eroğlu, seçildikten sonra kalınan yerden devam edileceğini ve söylentilerin aksine Türkiye ile istişare içerisinde hareket edileceğini belirtti. 2004 referandumunda ‘hayır’ diyen aynı Derviş Eroğlu şimdilerde Newyork’ta sene sonunda halkın önüne referandum anlaşmasını koymak için takvim istediğini belirtti. İşte siyaset böyledir. Siyaset böyle oynanır. İki kişinin satranç maçını izlerken şöyle olmalı, böyle olmalı dersiniz ama oyuncu siz olduğunuz zaman dışarıdan baktığınız gibi duruma bakamazsınız. Mühim olan satranç oynamaktır. Sadece tavla oynarsanız ya da siyaseti tavlaya benzetirseniz sınıfta kalırsınız ancak satranç oynamaya başlarsanız işte o zaman on adım önde devam edersiniz.
Özer Asaf