Her yeni seçimde halkımızın ne yazık ki vicdanına ve gerçek tercihine göre değil, güçlü olanın yanında durabilmek adına oy kullandığını daha sık görür olduk. Bu durumun suçlusu bir ölçüde seçmenlerimiz olsa bile büyük ölçüde suç siyasetçilerimizdedir. Siyasetçilerimiz hem seçim zamanı hem de seçim sonrasında güçlerini göstererek dayatmalarla halkı haksızlığa ve mecburiyetlere sürüklüyorlar. Seçim propagandaları boyunca oluşturulan araç konvoyları, miting alanlarında toplanan seçmenlerin sayısı, siyasetçilerimizin seçim nedeniyle yüksek seslerle verdiği sözler, diğer partilere atılan iftiralar ve yapılan eleştiriler, gece sonunda miting alanında sahneye çıkan şarkıcının popülaritesi, oy alabilmek adına dağıtılan paralar seçmenleri zoraki bir renk seçimine sürüklüyor.
Seçim zamanı verilen bu sözlerin, işlerin, ihalelerin meyvelerini toplamak isteyen seçmenler seçim sonrasında vaat verenlerin kapılarını çalıyorlar ve istediklerini elde ediyorlar. Bu sistem uzun bir zamandır ülkemizde bu şekilde ilerliyor. Kazananın yanında duranlar sadece seçim sonucunu değil istediklerini de elde edebiliyorlar. Üstüne üstlük muhalefetin seçmenlerine de akıl hocalığı yaparak, ‘zararın neresinden dönersen kardır, gel vazgeç’ diye telkinlerde bulunuyorlar.
Uzun bir şekilde böyle devam eden sitemin tabii ki perde arkasında bir de maddi fatura var. Oy için ihtiyaç duyulmadığı halde işe alınan yeni personellere ödenen maaşlar, işten çıkarıldığı halde el altından maaş verilmeye devam edilenler var. Bankalar yandaşları desteklemek adına kredi imkânlarını altın tepside sunarken bunların nasıl geri ödenebileceğini düşünmüyorlar bile. Üstelik bu kıyağı bu kesime sadece yandaş oldukları için yapıyorlar. Ne için? Destek verdiklerinin, kendisini besleyenlerin iktidara gelmesi için…
Güya hizmet vermek için seçilmek isteyenler göz boyamak için yaptıkları bu sözde iyiliklerin seçildikten sonraki maddi faturasının hangi rakamlara ulaşabileceğini o pembe gözlüklerle dünyaya bakarken unutuyorlar.
Seçim öncesinde hizmet vereceklerini vaat edenler ne oluyorsa seçim sonrasında verdikleri sözleri unutuyorlar ya da seçim öncesinde yapmış oldukları o bonkörlüğün yüklü faturası seçimlerden sonra karşılarına çıktıklarında kasanın boş olduğunu hatırlayarak elleri, kolları bağlı bir şekilde oturuyorlar. Buna rağmen bazı siyasetçilerimiz, ‘bizim devletimiz en zengin devletlerden biridir çünkü borcu yoktur’ demeye devam ediyorlar. Bunu dile getirenler ya gerçekten ekonomiden anlamıyorlar ya da halkı kandırmaya çalışıyorlar.
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar derler. İşte o mum artık sönmek üzere…. Bir zamanların kar eden şirketi KTHY’nin kıymetinin eksi değerlere düştüğünü ve yüzlerce milyon dolar borcu olduğunu söyleyenler, bu şoku sadece Kıbrıs halkına değil İngiltere’ye de Türkiye’ye de ve dünyanın dört bir yanındaki vatandaşlarımıza yaşatanlar, ay sonunda maaşları ödeyemeyenler devletin en zengin devlet olduğunu iddia edenler değil mi? Madem bu kadar zenginiz nerede maaşlar, nerede KTHY?
Halkımız daima güçlünün yanında olmaya zorlandı ve siyasetçiler tarafından yanlış bir şekilde yönlendirildi. Bizler her zaman güçlünün yanında olduk ama doğrunun yanında olamadık. O nedenle ümidim halk olarak artık bir an önce bu mutluluk tozuna bulanmış sahte dünyadan sıyrılmamız, gerçeklerle yüz yüze gelmemiz ve doğruları yapabilmemizdir. Eminim ki bu keskin tavırlarla karşılaşan siyasetçilerimizde bu durum karşısında eğri değil doğru bir duruş sergileyecekler ve yanlış yönlendirmelerden vazgeçeceklerdir.
Saygılarımla,
Mehmet TUNÇ