Star Kıbrıs Gazetesinde, birlikte kalem oynattığımız Musa Savaş arkadaşımın köşe yazısını biraz üzülerek biraz da canım sıkılarak okudum. Bir iş adamının, Türkiyeli bir gazeteci arkadaşına verdiği cevabı yazan Musa kardeşimin yazısında şımarık çocuğa benzetildiğimiz bizlerin hep aldıklarımız yazıldı. Ya verdiklerimiz? Musa kardeşim bunları yazmadı ama müsaadenizle ben yazayım.
Evet, Türkiye bizim Anavatanımız. Süngüyü takınca boyumuzu aşan piyade tüfeği elde Türkiye’nin yıllarca Kıbrıs’a gelmesini bekledik. Rum’un ‘Bekledim de gelmedin’ şarkısını dinleyerek. Gelmediği için içten içe kahrederek, ‘Kuzey’den de gözlerimizi ayırmamacasına hep onun yolunu gözledik. Hatta İnönü’nün koskoca Türkiye’yi İstanbul hanımlarının bir gecede aldırdığı çocuk kadar nüfusa sahip bir yer için tehlikeye sokamam açıklamalarına rağmen bekledik. Sonuçta Türkiye geldi ama bir geldi ‘Pir’ geldi. Gelince kardeşim diye bağrımıza bastıklarımızın, ikide bir gurur kıran ‘Geldik sizi kurtardık’ söylemlerine karşın biz Türkiye’yi hep sevdik.
MC döneminde Kıbrıs’a aktarılan nüfus ile aramızdaki kültürel farklılıklara, Türkiye’nin önde gelen gazetelerinden Milliyetin bir haberinde Mersin Bölgesinde hırsızlık ve benzer suç oranları yüzde doksan azalırken, KKTC’de bu oran yüzde doksan arttığını belirtmesine rağmen biz Türkiye’yi sevdik.
Kıbrıs’a gelmesini dört gözle beklediğimiz ancak geldikten sonra Başbakan’ından Genelkurmay’ına kadar biz Kıbrıs’a kendi güvenliğimiz için çıktık. Bizi toprak ilgilendiriyor. Oradaki nüfus ilgilendirmiyor açıklamalarına karşın biz Türkiye’yi sevdik.
Özellikle sanayi sizin neyinize siz turizm yapın diyen Özal’ın, buradaki yanlış ve hatalı icraatları sonrasında, iğneden ipliğe her şeyi üreten ve bunları Türkiye’ye satan Sanayi Holding, Makarna Fabrikası ve hatta Kıbrıs’ın kültürünün bir parçası olan ‘Tahin Helva’sı üretim tesislerinin bile kapanmasına, onlarca insanın işsiz kalmasına ve üstüne üstlük iğneden ipliğe her şeyimizi Türkiye’den almaya mecbur bırakılmamıza karşın biz Türkiye’yi sevdik.
İnşaat sektörünün patladığı yıllarda Elçilik emri ile Türkiye’den gelenlere verilen yerleri satarak ben bu paraya köyümü satın alırım diyen ve milyon Sterlinler ile geri dönenen taşıma su pozisyonundaki insanlara karşın biz Türkiye’yi yine de sevdik.
Her şeye maydanoz olan yanlış ve hatalı kararlar ile bankaların batmasına neden olan bürokratlarına toz kondurulmazken bankalar battıktan sonra ‘Ahmak Kıbrıslılar’ bankaları batırdılar eleştirilerilerini bize yönlendirilmesine karşın biz Türkiye’yi sevdik.
KKTC’de faaliyet gösteren, Ziraat Bankası haricindeki, Türkiye Bankalarının topladığı mevduatları KKTC ekonomisi yerine Türkiye’ye kanalize etmesine ve bizlere ‘Zırnık’ kredi verilmemesine ve bu paraların Türkiye’de nemalanmasına karşılık yine de biz Türkiye’yi sevdik.
KKTC’yi Türkiye’nin bir ili gibi görmesine, ‘Elçi’nin her konuda ortaya çıkarak ‘Vali’ olarak buraları yönetmeye çalışmasına karşın biz Türkiye’yi büyük bir aşk ile sevdik.
Stabil para birimi yerine bize Türk Lirasını kullanacaksınız dayatması sonrasında, Kıbrıs Lirası, Sterlin, Dolar ve Euro karşısında müthiş değer kaybeden ve sürekli devalüe edilen Türk Lirasının yarattığı enflasyon sonrasında, ortaya çıkan korkunç faiz oranları ile batan iş yerlerinin yarattığı işsizliğe rağmen biz Türkiye’yi sevdik.
KKTC’yi turizm adası yerine, iki saatte bir Kolordu’yu adaya çıkartma becerisine sahip, dünyanın sayılı ordularından birisi konumunda olan Türk Ordusunun 60 bin civarındaki askerini konuşlandırmak suretiyle, Ada’nın büyük bir ‘Garnizona’ döndürmesine karşın biz Türkiye’yi sevdik.
Türkiye hükümetlerinin bir parmak darbesi ile hükümet bozup, hükümet kurdurmasına, kısacası irademize ambargo koymasına karşı biz Türkiye’yi hep sevdik.
Kendisi için büyük bir illet haline dönüşen ancak kendisine yakın para babalarını memnun etmek için ‘Kumar Hastalığını ‘ bize reva görerek buralara taşıyan ve bu nedenle intiharlar ile ailelerin dağılmasına sebep olan Türkiye’yi tüm bunlara karşın yine de sevdik.
Eskiden yüz yılda bir yaşanan cinayet ile ayda yılda bir görülen hırsızlıkların, yol kesmelerin ve soygunların sorma gir hanına dönen limanlarımızdan günü birlik gelenler sayesinde olağan hale getirilmesine karşın biz Türkiye’yi sevdik.
Bir zamanlar Kıbrıs’tan sorumlu Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in TC Büyük Millet Meclisine yaptığı bir hitapta söylediği gibi biz Kıbrıs’a bir verirsek üç alıyoruz söylemine karşın hep alan olarak gösterilmemize rağmen Türkiye’yi seviyoruz.
KTHY’nin batırılmasına, Kıb-Tek, Koop Bankası, Vakıflar Bankası, Telefon Dairesi ve TÜK’ün özelleştirilmek istenmesine, sendikaların kapatılmak istenmesine, aldıklarını söylemeyerek sadece verdiklerini söyleyerek, AB yolunda önündeki engelleri aşmasına, Kıbrıs Karasuları etrafında zengin petrol yatakları ile gaz yataklarına bizim sayemizde hak sahibi olmasına karşın bunlardan hiç bahsetmeyerek sadece verdiği üç kuruşu sürekli başımıza ‘Kakan’ Türkiye’yi yine de biz inanın çok seviyoruz.
Ve bizler tüm bunlara karşın Anamız dediğimiz Türkiye’yi yine de çok sevmesek, al diyetini ver ‘Hürriyetimi’ demez miydik?