Serdar Denktaş’ın ülkedeki son durumu değerlendirmek için gerçekleştirdiği basın toplantısını dinledikten ve okuduktan sonra aklıma gelen öyküyü sizinle paylaşmak istiyorum:
Bir kadın resim çizme yeteneğinin olduğunu bilmekte; ancak bir türlü kendisini ressam olarak nitelendirilecek kadar çok başarılı hissedememektedir. Günün birinde ülkenin en ünlü ressamlarından birisinden ders almaya karar verir. Ressamla konuşur ve derslere başlarlar. Kadının gelecek vaat ettiği açıktır. Uzun bir süre resim dersleri aldıktan ve ressam öğretmeninin tüm tekniklerini öğrendiğinden emin olduktan sonra, artık eserlerinin sanatseverlerle buluşturulmasına karar verirler.
Kadın halen kendisine güvenememektedir. Sanatseverlerin kendisi hakkında ne düşündüğünden emin olmak için öğretmeni ona bir tavsiyede bulunur: “En çok beğendiğin tablonu al ve şehrin en kalabalık meydanına koy. Tuvalle birlikte bırakacağın tablonun yanına kalem ve not kağıtları da bırakıp, beğenmedikleri kısımları, not kağıtlarına yazmalarını iste. Tablon bir hafta orada kalsın. Sonra gel birlikte değerlendirelim” demiş.
Kadın, aynen öğretmeninin dediği gibi yapmış. Tuval ile birlikte en sevdiği tablosunu şehrin en işlek meydanına bırakmış ve beğenmedikleri yerlerini eleştirmelerini istemiş. Kağıt ve kalemleri de bırakıp oradan ayrılmış. Tam bir hafta sonra gittiğinde kutular dolusu eleştiriyle karşılaşmış. Morali o kadar bozulmuş ki, hemen ressamın yanına koşmuş: “Size demiştim hocam. Ben bu işi başaramayacağım” demiş. “Baksanıza, ne kadar da çok eleştiri aldım. Tablom hiç beğenilmedi galiba!”
Ressam hiç tepki göstermeden: “Şimdi aynı tabloyu al ve aynı şekilde, aynı meydana bir haftalığına daha bırak. Ama bu sefer boyalar da bırakıp, notunu değiştir: “Beğenmediğiniz yerlerini düzeltiniz” de. “Bakalım sanatsever ne istiyor, öğrenelim” demiş.
Kadın yeniden öğretmeninin dediklerini yapmış ve tablosunu aynı meydana götürmüş. Bu sefer boyaları da bırakıp “Lütfen beğenmediğiniz yerlerini düzeltiniz” notunu yazmış.
Bir hafta daha beklemiş. Bir haftanın sonunda heyecanla meydana gitmiş. Bir de bakmış ki tabloda tek bir çizik yok. Gözlerine inanamamış. Hemen öğretmenine koşmuş. “Nasıl olur? O kadar eleştiri alan bir tabloda nasıl hiçbir düzeltme olmaz?” diye sormuş.
Ressamın verdiği yanıt kısa ve netmiş: “Eleştirmek çok kolaydır. Ama çözümü bulmaya gelince söyleyecek sözü olan bir tek kişi bulamazsın!”
***
Politikacılarımıza, sivil toplum örgüt başkanlarımıza, hatta halkımıza baktığınız zaman o kadar eleştiren var ki… Şu olmamış, bu olmamış, böyle yapılmaz ki, bizi batıracaklar, hep vergi kesiliyor, biz demiştik zaten v.s., v.s…. Ama çözüm önerisi istemeye gelince “tık” yok.
Çarşamba gün DP genel başkanı Serdar Denktaş, söylediklerinin yorumlanması ve anlaşılmasının ülke geleceği için aydınlatıcı olacağını da söyledi. Bana göre anlattıkları arasında herkesin bildiği ve eleştirdiği dışında yeni bir saptama yoktu. Yeni bir şey söylemediği gibi, somut çözüm önerileri de yoktu.
Aslına bakarsanız Serdar Denktaş’ın söylemleri çoğu kez gerçekçi ve düşündürücüdür. Bu sefer de öyleydi. Ama keşke eleştirilerinin yanında, partisinin çözümü kimlerle, hangi siyasal veya sivil unsurlarla sağlayabileceğini ve ilk anda neyle işe başlanmasını önerdiğini de açıklasaydı. Kim bilir, belki de bir anda önümüzü açacak bir hareketin de önderi olabilirdi.
Denktaş, Kıbrıs sorununun çözümüne endeksli yaşıyor olmamızın, hayatımızı kısır döngüye ittiğini söylemiş. Biz de biliyoruz! Çözüm önerisi nedir?
Seçim dönemlerinde verilen istihdam sözlerinin boyutunun farkındayız. Seçim öncesi ya da sonrasında istihdam edilenler üzerinde oynanan oyunları görüyoruz. Çözüm önerileri var mı?
Sendikal hareketin üretken ve olumlu bir tavır içinde olmadığını, bu ülkede yalnızca kamu görevlilerinin yaşamadıklarının farkına varılması gerektiğini söylemiş Serdar Bey. Peki iktidarlar, bu ülkede yalnızca kamu görevlilerinin yaşamadıklarının farkında mı? Öyle ise diğer kesimlere düşen yükümlülükleri de açıklasınlar. Bunun için çözüm nedir?
İçteki iş gücünün değerlendirilmesinin ülke için, daha kazançlı olduğunu söylemiş. Bu fikir ülkedeki pek çok sorunun giderilmesine de yardımcı olabilir. Peki ama nasıl giderilecek?
Siyasi partilerin birbirine çanak tuttuklarının farkındayız. Demokrat Parti nasıl bir fark yaratmayı planlıyor?
Parlamentonun bir oyun alanı olmadığını hatırlatmış. Bunu nasıl anlatabiliriz parlamentodakilere?
Çözüm önerisi olarak da birlik ve beraberliği savunmuş Denktaş. Toplumsal uzlaşının çözüme giden yolu açacağını söylemiş. Peki, ama nasıl Serdar Bey? Bu saatten sonra bu beraberlik nasıl yaratılabilir? Çözüm önerileriniz ne?
Dayatma paketler yerine, kendi yöntemlerimizle düzlüğe çıkabileceğimizden bahsetmiş! Bu yöntemler ne?
Artık görüneni değil, görünmeyenleri açığa çıkarmak, gerçekler üzerinden konuşmanın zamanı gelmedi mi? Pembe tablolarla, sürdürülemez bir düzeni gizleyemeyeceğimizi çoktan öğrendik. Şimdi gerçeğin saydamlığı ile imtihan ediliyoruz.
ÇİĞDEM DÜRÜST