DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, basın toplantısı düzenlemiş. Davet edilmediğim için hazır bulunamadım. Gazetelerde okudum. Hayret ettim.
Neler neler açıkladıktan sonra da bir mum yaktığını vurgulamış. Keşke meşale yaktım, meşaleyi taşıyorum, arkamda toplanın yürüyelim, sonra da meşaleyi emin ve güvenli sizlere devredeyim demek istemiş.
Beğenmediği, hoşuna gitmeyen, birçok gelişmeyi dile getirmiş, Türkiye hükümetlerine, ileri gelenlerine sert eleştiriler yöneltmiş.
Türkiye’den yapılan maddi, manevi desteği vurgulamış, fakat kat kat geri Türkiye’ye dönen milyarları da belirtmiş.
Nüfusun artmasından dolayı yaşanan sıkıntıları dile getirmiş, dönüp dolaşıp birlik, beraberlik ve Türkiye ile uyum içinde sorunların çözülmesi için gereken adımların atılması gereğine işaret etmiş. Sayfalarca, yazılı metin okumuş ve basın mensuplarının sorularını yanıtlamış.
Keşke orda bulunsaydım da birkaç sorucuk da ben sorabilseydim.
20 kusur senedir meclislerimizde boy gösterdin, arada meclisimizi boykot ettin, bu meclisi ve hükümeti tanımayız dedin, bakanlık, Başbakan yardımcılığı yaptın, halen milletvekilisin...
TC yardım heyetinin IMF gibi davrandığını şimdi mi fark ettin.
TC hem mali hem askeri hem siyasi yardım ve desteğini verip de sizi başıboş bırakabilir miydi? Gerçekten KKTC bağımsız ve egemen bir devlet idiyse, Ankara menşeli ekonomik paketleri ve diğer yaptırımları neden kabul etti?
Baba ve oğul Denktaşlar, iktidarda bulunduğunuz süre, Ankara’ya sorular mı sordunuz, baş mı kaldırdınız yoksa “tam bir uyum içinde, et ve tırnak gibi hareket” ettiniz, hatta ve hatta “emret komutanım” diyerek bağımsız ve egemen dediğiniz devletçiğinizin kontrolünü, yönetimini onlara teslim ettiniz? Şimdi ne oldu? Değişen ne vardır?
Haa, değişen vardır ya!
Artık ne babanız ne de siz iktidarda değilsiniz ve bir kere daha iktidar koltuklarına sahip olamayacağınızı mı anlayarak öfke ile eleştirmeyi seçtiniz?
Yine de sizi kutlarım. Geç de olsa başınızı kaldırarak, diklenerek bazı gerçekleri uyuyan siyasi liderlerimizin, partilerin, yöneticilerin, sendikacıların ve halkın gözlerinin içine soktunuz.
Türkiye Kuzey Kıbrıs’a gönderdiğini fazlası ile geri alıyor. Ekonomist, araştırmacı, uzman olmaya gerek yok. Her şey ortada, çıplak gözlerle görülebiliyor. Dünya da, BM’de, AB’de görüyor, AİHM ve ATAD da görüyor ve vurguluyor, “Kuzey Kıbrıs Türkiye’nin kontrolü, denetimi, alt yönetimi altındadır.”
Bunu görmezlikten gelen sadece değerli babanız ve liderimiz Denktaş’tı. Sık sık, KKTC’nin bağımsız ve egemen bir devlet olduğunu vurgulardı. Öyleyse, nedir şimdi yaptığın eleştiriler, açıklamalar, vurgulamalar?
Daha önceleri KİT’ler batarken, batırılırken, en son da KTHY yollarında yaşanan entrikalar planlanırken, devlet hazinesinden, Kalkınma Bankasından, KOOP Merkez Bankasından, Vakıflar Bankasından verilen krediler geri dönmezken, özel bankalar batarken batırılırken, Rum’dan kalan gayrimenkuller yabancı “yatırımcı-otelcilere-casinoculara” peşkeş çekilirken, yeni yeni kumarhaneler mantar gibi biterken ve izinler verilirken hiç mi görmediniz, duymadınız, hiç mi oralarda bulunmadınız?
Gelmiş geçmiş koalisyon hükümetlerinde önemli rol oynarken Ankara’da hazırlanan ve buralarda uygulamaya konan ekonomik önlemler gündemde iken ne yaptınız? Kuzu kuzu gösterilen yönde yürümediniz mi?
Yalnız siz değil. Bütün siyasi partilerimiz, liderlerimiz, hükümetlerimiz Ankara ile uyum içinde hareket etmeye mecbur değil miydi?
Parası olmayan, gelirleri kısıtlı, üretimden kopuk bir halk ve devlet, her şeyini karşılayan Türkiye hükümetlerine, onların ve Türk medyasının aşağılamalarına, hakaretlerine, hor görüşlerine karşı çıkabilir miydi? Hanginiz o cesareti gösterdi. “Nankörler, hazır yiyiciler, İngiliz piçleri, sizleri kurtardık, doymuyorsunuz, nankörlük ediyorsunuz, şükretmiyorsunuz, gavurlar” dediklerinde, kiminiz çıkıp da, “Hele durunuz bir dakika bakalım. Bizim de gururumuz, şahsiyetimiz vardır. Biz her türlü zorluğa, sıkıntıya, yokluğa, baskıya karşı direndik, teslim olmadık, Türkiye’nin gözünü ve yolunu açtık. Bu topraklar için birlikte, omuz omuza savaşmadık mı, can vermedik mi, toplu mezarlara gömülmedik mi, evimizden köyümüzden kovulmadık mı, bazı eleştirilerimiz ve şikayetlerimiz oluyorsa neden bizleri aşağılıyorsunuz, ayıp ediyorsunuz, haksızlık ediyorsunuz” diye sesinizi yükselttiniz mi? Yoksa her şeyi sineye çektiniz, koltuklar uğruna, Ankara’dan gelen siyasi, askeri, akademik herkesin, gazetecilerin bile önünde düğmelerinizi iliklemediniz mi?”
Daha fazla yazmak, sormak istemiyorum. Tek kelime ile utanıyorum. Ne günlere geldik, Yarabbi, bu mübarek Kandil gününde, günahlarımızı affet, bizlere sabır ver, daha güzel günlere ulaşmamızda yardımcı ol” dualarımızı herkesin tekrarlamasını dileyerek, nokta koyuyorum.