Hükümet, ekonomik tedbirler paketini açıkladı. Her yer toz duman oldu. Sendikalar ayakta. Yürüyüşler, protestolar yapıldı. Hükümet, geç kalmış sayılan bu kararlar için de, halktan destek almış bulunuyor şimdilik. Fakat bu ekonomik tedbirler, halktan beklenen özveri ile, siyasilerden beklenen özveri arasında bir çelişki doğuruyorsa, bu tedbirler göstermelik olmaktan öteye gidemez. Siyasilerin de ellerini taşın altına koyup koymayacağı sorusu, halkta çelişki yaratabilir. Esasen özveri, önce başımızdakilerden beklenmelidir, sonra halk üzerine düşen görevi fazlasıyla yerine getirir.
Bu sistem artık bir yenisi ile yer değiştirmelidir. Tıkanıklığın sebebi de, yıllardır yaratmış olduğumuz bu çarpık düzendir. Bu sistem, üçlü kararname ile 114 tane danışman, müsteşar, özel kalem müdürü yaratmıştır ve ülkeye maliyeti yılda 11 milyon TL dur. Danışılmayan danışmanlar olarak evlerinde oturan ve her biri bankamatik memuruna dönüşen bu vatandaşlarımız, bu sistemin mağdurlarıdır aslında. Fakat yapılan bu uygulama, bütün bedeli ülke bütçesinden karşılandığı için, bu 114 kişiden oluşan müsteşarlar ordumuz, 117 kişiye yükseldi. Yani üç yeni kişi eklendi. Daha önce, her birinin maaşlarını gazetedeki köşemde açıkladığımda, yer yerinden oynamıştı. Aydınlık Yarınlar Hareketi, konuyu yüksek mahkemeye taşımış, ülkede gündem olmuştu. Aylarca televizyon ekranlarında tartışma konusu olmuştu, ancak bir tek Sayın Çakıcı bunu meclisten gündeme aldı. CTP “haklısınız” dedi, bir şey yapmadı.
Her zamanki gibi yüksek mahkeme görüşünü yazıp gönderdi, kısacası değişen hiçbir şey olmadı. Bu kanayan yaraya kim dur diyecek? Ülkenin bu kadar dar boğaz yaşadığı bu günlerde bu konu neden gündeme gelmiyor? Yasal düzenlemeler sözü verenler nerede? Her geçen gün biraz daha büyüyen bu hadise, ne zaman son bulacak? Her birinin 5 ila 9 bin TL brüt maaş çektiğini düşünsek, yazık değil mi bu paralara?
Bu sistemin içinde olanlar, bunu alanlar ve sağlayanlar, sistemin yürümesini isterler. Kolay para almak, işe gitmeden maaş almak, yan gelip yatmak, üretmeyen hantal bu yapı, sadece halkın parasının boşa gitmesi demektir. Ekonomik tedbirlerin en alıcı noktası bu olması gerekirken, buna değinilmemesi ilginçtir. Yıllardır süregelen bu başıboşluk bu sistemi bugünlere kadar taşımıştır. Hesap sormayan, sorgulamayan halkımızın da ne yazık ki katkısı büyüktür. Fakat artık gerekli kararlar alma zamanının geldiğine göre, buradan da başlasak, iyi olacak sanırım.
Üç kararname ile başkanımız üç kişiye daha iş olanağı sağladı. Fakat zaten var olan 114 kişinin yardımlarını alsa idi, daha iyi olmaz mıydı ekonomik açıdan? Fakat öyle olmadı. Atananlar, devlete hayırlı olsun. Milletin gözü aydı olsun. Uyumaya ve göz yummaya devam.
Bu kadar tedbir alınmaya çalışıldığı bu dönemde, bu savurganlık değil midir? Fakat nasıl olsa, kimsenin sesi çıkmıyor, o zaman alalım gitsin demek kalıyor geriye. Net ve kesin çözümler üretemezsek, inandırıcı olamayız halka karşı. Bu kadar bütçe açığını halka ödetmek, kolay yoldu. Halk esasen büyük özveriyi siyasilerden bekliyor.
Bir başka konu da ada çapında müzelere alınan kişilerle ilgilidir. 30 tane geçici işçi alındı. Bilenler ve bilmeyenler olabilir. Tedbir açıklayan hükümetimiz, buralarda çelişkili davranmıştır. Yanlış da yanlıştır. Doğrusunu bulmak, onların işidir, benim değil. Yanlışı eleştirmek, doğruyu alkışlamaktır esas görevim. Halkın bu çelişkiler karşısında tavrı ne olur sizce sevgili okurlar?
Size bu kez de kendimle ilgili bir haber vereyim değerli okurlar, 16 Ağustos 2010 tarihine kadar, köşe yazılarıma ara veriyorum, ancak Ada Gündem olağan haliyle devam edecektir.