Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti denilen ‘Coğrafya’da yaşayan insanların bu coğrafyadaki varlıklarını sürdürmek için çok büyük bedeller ödediklerini ve maddi manevi her türlü sıkıntıya göğüs gerdiklerini sanırım bilmeyen kalmadı.
Taşınan nüfus nedeni ile değişen nüfus yapısı sonrasında, ülke insanın yalnız kültürü değil, yaşam tarzı da değişti. Kültür yapısının yanı sıra ağız tadı da değişime uğradı. Gatmer, Pirohu, hırsız kebabı, fırın kebabı ve ‘Gullurikya yemek lezzetinin yerini, lahmacun, döner, bol yağlı yemek türleri ile acılı kebap çeşitleri aldı.
Küçük bir coğrafyada yaşamamız nedeni ile herkes bir birini tanırken, bundan ötürü insanların bir birine yaklaşım tarzı dostluk ve kardeşlikten öteye geçmezdi. Eskiden Atatürk heykeli yanından Asma Altına giderken, 100 kişiden 88 kişiye selam verirken, bugün ayni yere giderken selam verdiğim kişi sayısı 10’u geçmiyor. Uzun yıllardır gazetecilik yapan, televizyonlarda ahkam kesen ve eski Milli Futbolcu olmam nedeni ile çevresi geniş olduğu söylenen birisinin bile 100 kişiden sadece 10 kişiye selam verebildiği varsayılırsa siz memleketin geldiği durumu önce bir hayal edin.
Tabii bu duruma geliş sebeplerimizi sıralamaya kalkarsak sanırım bizim köşe bunun için çok ama çok küçük kalır. İşsizlik nedeni ile Londra, Kanada ve Avustralya gibi ülkede ekmek arayışına çıkan insanımızın buraları terk etmesinin nedenlerinden bir tanesi de sanırım ekonomik sıkıntıların yanı sıra Ada’nın bir askeri ‘Garnizona’ dönüştürülmesidir. Eskiden gönüllü olarak seve seve yapılan ‘Mücahitlikten’ ‘Mecburi Askerlik’ dönemine geçiş, gençlerin okul yıllarını uzatmasına, tahsil için gittiği Amerika, İngiltere gibi ülkelerden geri dönmemesine neden oldu. Denktaş’ın, “giden Türk, gelen Türk” politikası sonrasında Ada’nın kapı ve pencerelerinin sonuna kadar açılması, ülkenin ‘Sorma Gir Hanına’ dönüşmesine neden olurken, gelen nüfusun arasında seçme mangal kömürleri gibi sırıtan hırsız, uğursuz ve mafia bozuntuları evlerimizde bir değil üç köpek beslememize sebep oldu. Sonuçta ülkedeki huzur ‘Mafiş Kurban’ olurken, huzursuzluk da “Arabın Yalellisi” gibi uzayıp gitti.
Halk ekonomik sıkıntılar ile boğuşurken hükümet, adaletli vergi toplama yerine, emekli maaşları ile çalışanların maaşlarına el atmayı marifet saydı. Memur maaşı nedeni ile rahatlayan çarşının, maaşların budanması nedeni ile sıkıntıya girebileceği hiç düşünülmedi.
CTP hükümetine, sendika başkanı olduğu yıllarda “veryansın eden” bazı vekillerin bu uygulamalar sonrasında sessiz kalmayı tercih etmesi hayretle karşılandı. Meclise Güzelyurt Bölgesinden Milletvekili olarak giren eski Kamu–İş Başkanı Ahmet Çaluda gibi emek yanlısı olduğunu iddia eden vekillerimizin “Lafonten’den Masalların” yanı sıra “Bin bir Gece Masallarından” bölümler okumayı tercih etmesi halkın “Çevir de gaz yanıyor” yorumunu yapmasına neden oldu. “Eğil de Gülle geçsin” romanından pasajlar sunmaya başlayan vekillerimizin “Çıt ı” bıraktık, yere düşen kıl kadar bile ses çıkartmamaları da dikkat çekti!
Gelinen noktada ülke gençliğini Ada’da tutmak için birşeyler yapmak artık zaruri bir hal aldı. Gençliği Ada’da tutmanın bir yolu da sanırım Mecburi Askerlikten, Profesyonel Askerliğe geçiştir. Dünyanın sayılı, Avrupa’nın da sanırım 3. büyük ordusuna sahip Türkiye’de bazı değişimler başlatıldı. Bunlardan bir tanesi de profesyonel orduya geçiştir. Türkiye gibi ordusu güçlü bir ülkede profesyonel askerlik düşünülüyorsa, KKTC’de bu niye düşünülmesin? Arasta’da düşmanın karşı taraftan gelmesini bekleyen Mücahidin nöbet kulübesinin, hemen arka sokağında alış veriş yapan, Girne’de uzosunu yudumlarken balığını yiyen ve Karpaz dahil Ada’nın her tarafını arşınlayan Rum’un önden saldırmasını beklemek sanırım saflıktan öteye gitmez.
Avrupa’da mecburi askerliğin yapıldığı son ülke olan İsveç’te mecburi askerlik kaldırıldı. Anavatan Türkiye bile profesyonel askerliği düşünüyor. Peki, bizde bu durum neden değerlendirilmesin ki?
Gençler tahsile devam etmeyecekse başladıkları meslek bölümünde tam “usta” mertebesine ulaşacakları sırada, askere gidiyor. Üniversiteyi bitiren ve bir baltaya sap olmayı hedefleyen, doktor, mimar, avukat ve diğer meslek bölümünü seçen gençlerimiz, tam kliniklerini veya ofislerini açacakları esnada “yalla askere” gidiyor. Ülke dışında tahsilini yapan gençler “askerlik korkusu” yüzünden Amerikalardan, İngilterelerden geri dönmemeyi tercih ediyor. Askere gidenlerin askerlik yaptığı bir buçuk sene için “Vatan Borcu” deniyor. Bu borç ödeniyor tamam da, meslekte kaybedilen yılların alacaklarını birileri bu gençlere nasıl ödüyor? Bir bilen var mı?
“Vatan borcu kutsaldır” deniliyor. Özellikle bu cümleyi ülkenin önde gelen milliyetçileri sıkça kullanıyor. Peki “vatan Borcu” kutsalsa bu milliyetçi cephenin çocukları bu kutsal borcu neden ödemekten kaçınıyor? İnsansız bir vatan, vatan olmaktan çıkmaz mı? O kutsal dediğimiz “Vatan” düz bir toprak parçasına dönüşmez mi? Yüzlerce işsiz gencimiz var. Birçoğu “polis” yazılmak için sıra bekliyor. Bu gençler “profesyonel asker” olarak işe alınsa, hem mesleği askerlik olan eğitimli bir orduya sahip oluruz, hem de işsizler ordusundan kurtuluruz. “Bedeli askerlik” yapacak olan gençlerden elde edilecek 5 bin 10 bin sterlinlik gelirler de, bütçenin rahatlamasına, hatta profesyonel ordunun maaşlarının büyük bölümünü karşılayacak düşüncesindeyim.
Askerlikteki bu siyasi yapı değiştirebilir mi derseniz, bu mümkün değil derim. Askerin “höt” deyince sıçan deliği bin altın felsefesi ile hareket eden bazı siyasilerce bunun mümkün olmayacağını, Kaf dağının arkasındaki “Veli Efendi” bile bilir.
Ancak son günlerde bazı çıkışları ile takdir toplamaya başlayan İrsen Küçük sanırım bu konuda harekete geçebilir. Örneğin halkı gerecek, siyasileri bölecek hareketlerde bulunan BRT örneğinde olduğu gibi kurumların başındaki bürokratların kulağını çekmesi, olaylara sağduyulu yaklaşması, bence gençlerin “Kâbusu” haline dönüşen “Mecburi Askerlik” konusuna da el atması yönünde olumlu düşüncelerin oluşmasına neden olabilir.
Başbakan İrsen Küçük’ün bu konuda yapacağı girişime, Çakıcı, Angolemli ve Mustafa Emiroğluları’nın yanı sıra, son zamanlarda KTHY örneğinde olduğu gibi halkın menfaatleri konusunda güzel örnekler sergileyen Bağımsız Milletvekili Ejder Aslanbaba da destek verebilir. Bence niyet varsa bu konu el birliği ile güzel bir noktaya taşınabilir. Yok, “giden gider kalan sağlar bizimdir” denirse, bugün Atatürk Heykeli yanından Asmaaltına giderken selam verdiğim 10 kişiyi bile yarın bulamayacağımdan korkarım.