
“Gelecek garantiniz yok!”
Kim söylüyor bunu?
Daha düne kadar Başbakan olan ve hayatının neredeyse yarısı Başbakan olarak geçmiş şimdiki Cumhurnbaşkanı.
Peki başka ne diyor
Gazeteciler Birliği’nin düzenlediği Basın Günü resepsiyonunda?
- Basın mensuplarının gelecek garantisiyoktur. KKTC’nin demokratik bir ülke olduğunu göstermesi bakımından da basının özgürce yazılarını yazması önemlidir. Bu kadar önemli bir görevi yapan arkadaşlarımızın bir gelecek garantisinin de pek fazla olduğunu söylemek mümkün değildir. Gelecek endişesi içinde olan basın mensuplarımızın özgür iradelerini yansıtmaları kolay olmuyor. Dolayısıyla basınla uğraşan arkadaşlarımızın özgür iradelerini yansıtabilecekleri bir ortamı yaratmakta yarar vardır. Bu da yasayla mümkün hale gelir!”
Şimdi (Erzurumlunun dediği gibi) ört ki ölim...
Ya da buyurun cenaze namazına ya da buyurun buradan yakın, keyfinize kalmış.
İnsanların bazı durumlarda en azından susmayı başarması şarttır ve bu da onlardan biri.
Bu memlekette sadece gazetecilerin değil; gelecek garantisi olmayan herkesin tamamına yakın sorumlusu biri çıkar da bunları söylerse; benim de aklıma şu olay gelir:
Açık denizdeyiz... Şehit Teğmen Caner Gönyeli Arama Kurtarma Tatbikatı'nın son günü ve Başbakan Derviş Eroğlu’na diyorum ki;
- Partinizin Birlik Gazetesi’nde o kadar zaman yazı-haber yazdım. Başladığımda sigorta kaydımın yapıldığını öğrenmiş ve işime bakmıştım. Ama sonradan öğrendim ki; sadece kayıtta kalmış ve primler yatırılmamış. Bir talimat verseniz de...
Şimdi zannediyorsunuz ki Derviş Eroğlu “Olur mu öyle şey? Başbakan’ın parti şirketi-gazetesi bunu yaparsa diğerleri neler yapmaz? Söyleyim senin de diğerlerinin de HAKKINI versinler” diyecek değil mi?
Çok safız çoooook... Aldığım cevap; bu gazetecilerin gelecek garantisi olmadığından söz edene aittir:
O zaman aklın neredeydi?
***
Başka söze hacet ya da başka suçlu aramaya gerek var mı?
Suçlu aramaya elbette gerek yok; omuzlarda saraya taşındı.
Ama başka söze hacet galiba var:
Eeey Derviş Eroğu; 20 yıl başbakanlık döneminde aklın neredeydi? Neden bu söylediklerini yapmadın? KKTC’nin demokratik bir ülke olduğunu göstermesi bakımından da basının özgür olması, bunun için de gelecek garantisi gerektiğini yeni mi öğrendin; yoksa sarayda ilham geldi? Geldiyse neden bastırıp da hükümete bu dediklerini yaptırmıyorsun? Boşuna uğraşıyorum değil mi? Demokrasi denilen güzellik sadece ‘sizinkiler’ kazanınca lüzum eder değil mi?
SON SÖZ: Ama Allah o kadar büyük ki; ona, kendi yapmadığının günahını itiraf ettirirken;
Bana da “O zaman aklın neredeydi?” diye sorma fırsatı veriyor!



Duyan be buba? 
- Duyan be buba?
- Ağnat da duyarım guzum.
- DAÜ Vakıf Yönetim Kurulu kararıyla 10 Eylül 2009’da rektörlükten alınan Prof. Doktor Ufuk Taneri, Yüksek İdare Mahkemesi’nde açtığı davayı kazanmış ve görevine geri dönmüş.
- Taneri hocaya şuradan telefon et ve de ki; “Hiçbir şeyden çekmedik bu politikacıların elinden çektiğimiz kadar ama boş ver... Allah sevdiği kuluna önce eşşeğini kaybettirir, sonra buldururmuş.”
Nefis bir atışma
Müslüman ve kâfir meselesi
Şeyhülislâm Yahya Efendi de, iğneli dili sebebiyle Nef-i'ye iyi gözle bakmayanlardan biriydi.
Çünkü Nef-i, fırsat düştükçe kimdir-nedir dinlemeden eleştirir; bazen de övgüyle karışık yererdi.
Bir gün yine bir şeyler söyledi ve bu beyitler Yahya Efendi'nin kulağına gitti.
Ancak; o da güzel şiirler yazan bir din adamıydı ve bir dörtlükle cevapladı Nef-i’yi;
*
Şimdi hayli suhanveran içre
Nef'i menendi var mı bir şâir?
Sözleri seb'a-i muallakadır
İmriü'l-kays gibidir kâfir
(Feilâtün mefâilün feilün)
(Bugüne getirirsek;)
Şimdi hayli söz cambazı içinde Nef'i gibi şair var mı?
Sözleri yedi askı şiirleri gibidir. İmriü'l-kays gibi de kâfirdir!
NOT: İmriü'l-Lays, büyük bir Arap şairidir. Yahya efendi hem övgü, hem yergi yapıyor ve üstelik kâfir, o dönem övgü için de kullanılan bir kelimedir.
(Hangi yıllarda yazıldığı kesin olarak bilinmeyen Yedi Askı şiirlerini İmruü'l-Kays, Tarafe ibnü'l-Abd (539-564), Haris bin Hilliza, Amr bin Kulsum, Antere bin Şeddad, Züheyr bin Ebu Sulme, Lebid adlı şairler yazmıştır.)
Gel gör ki; karşısında ve susmak nedir bilmeyen Nef’i var. O da bir dörtlükle cevap verdi;
Bize kâfir demiş müfti efendi
Tutalım ben diyem ana Müselman
İkimiz de varıp ruz-i cezâya
İkimiz de çıkar hem orda yalan
(Feilâtün mefâîlün feûlün)
***
Türkçe daha temiz ve abartısız ama bunu da bugüne getirirsek; öz olarak Nef’i de diyor ki; “Müftü bana kâfir demiş. Hadi ben de ona Müslüman diyeyim. Nasıl olsa Kıyamet Günü ikimiz de yalancı çıkacağız!”
