Kıbrıs’ta petrol savaşları

Bu köşede, sizlerle buluşan son yazımda, Uluslar arası adalet divanının Kosova’nın bağımsızlığı ile ilgili almış olduğu kararın ve bu kararın gerek KKTC’de, gerekse benzer durumlarda olan başka ülkelerde ortaya nasıl sonuçlar çıkarabileceğini irdelemiştim.
Bu köşede, sizlerle buluşan son yazımda, Uluslar arası adalet divanının Kosova’nın bağımsızlığı ile ilgili almış olduğu kararın ve bu kararın gerek KKTC’de, gerekse benzer durumlarda olan başka ülkelerde ortaya nasıl sonuçlar çıkarabileceğini irdelemiştim. “Kosova kararı ve KKTC” başlıklı yazımda, KKTC’nin kuruluşu itibarı ile KKTC’yi yönetenlerin, Kıbrıs’ın kuzeyinde, siyasi bir varlık olduğunu kabul ettirecek adımları atmayı dahi denemediklerini yazmıştım. Esas olarak anlatmak istediğimi aslında şuydu; Kosova kararı KKTC için uygulanamaz, bu bir gerçek. KKTC’yi yönetenlerin BM’nin Kıbrıs’la almış olduğu kararlar karşısında deyim yerinde ise eli kolu bağlı bu da bir gerçek. İşaret edildiği gibi içinde bulunduğumuz 2010 yılı sonuna kadar bir çözüm modeli ortaya çıkmazsa, o zaman sistemin tıkandığı, her yönden sıkıntılarla boğuşan, Kıbrıs’ın kuzeyinde nasıl bir yapı sürdürülecek. KKTC’nin siyasi bir olgu olduğu, Kıbrıslı Türklerin iradesini yansıttığı, üçüncü ülkeler tarafından kabul görecek mi?

Bu konuda farklı kesimlerden farklı görüşler var. Kosova kararını bir zafer olarak kabul edenlerde var. Bu kararın KKTC için geçerli olmadığını dile getirenlerde var. Bu karar KKTC için geçerli değildir. Ama, Kosova kararı dünyanın farklı yerlerinde, içinde farklı toplumları barındıran ülkeler için çok önemi olan bir karardır. Bu noktada unutulmamsı gereken ve hiç üzerinde durulmayan bir konu daha vardır. Kıbrıs konusunun çözümü için en somut adım olan ANNAN planına evet diyen ve buna rağmen cezası bitmeyen Kıbrıs Türk toplumdur. Bu toplum, çözümsüzlüğün daha fazla mağduru olmamakla birlikte, bu günkü yapı içerisinde de daha fazla kalmamalı. Bu tartışmanın devamı mutlaka vardır. Gündemde daha yeni, daha sıcak gelişmeler ön plana çıktıkça daha farklı konularla ilgili tartışmalar yaşanacak. Biz bu tartışmalara odaklanmışken, güney Kıbrıs’ta petrol alanında yaşanan gelişmeler var. Rum yönetimi yapmayı planladığı petrol depolama ve terminal tesislerini hayata geçirirse
Akdeniz’in en büyük petrol ticaret merkezi olacak.

Dünyanın en önemli petrol ticaret firmalarından, Hollanda’nın Vitol firması 2012 yılında devreye girecek, 20 tanklık 347 bin metreküp kapasiteli ve maliyeti 100 milyon Euro olacak petrol depolama tesisleri ile terminal inşasına güney Kıbrıs’ta başlanacağını açıkladı. Hem Akdeniz hem de Karadeniz’den gelecek petrol, Larnaka da depolanacak ve buradan üçüncü ülkelere dağıtılacak. Hatırlanacağı gibi petrol arama çalışmaları ile ilgili olarak, Rum yönetiminin daha önce de girişimleri ve anlaşmaları olmuş ve Türkiye’nin Rumlar tüm adayı temsil etmiyor uluslararası hukuka aykırı hareket ediliyor tepkisiyle karşılaşmıştı. Kıbrıs’ın Karpaz bölgesi ile Türkiye ve Suriye arasında çok zengin petrol yatakları olduğu ve ABD ile AB’nin bu petrol rezervlerini kontrol altına almak için Kıbrıs’ı bir bütün olarak AB içine almak istediği iddiası, ANNAN planının gündemde olduğu dönemlerde, Sayın Serdar Denktaş tarafından dile getirilmişti. Bu iddiaların taşıdığı gerçeklik, ne kadar doğrudur bilinmez ama konu ile ilgili önemli bir açıklamada, Rum dışişleri bakanı Sayın Markos Kiprianu tarafından yapıldı. Rum dışişleri bakanı, rezerv olduğunu, çıkarılmasının mümkün ve karlı olup olmadığını araştırdıklarını söyledi ve ekledi “Bizim Petrollerimiz Avrupa’nın da petrolü”. Bu gelişmeler, Kıbrıs adasının ne kadar önemli bir konumda olduğunun birer göstergesidir. Kıbrıs adasında söz sahibi olmak, Ortadoğu’daki dengeleri önemli oranda etkiliyor. Kıbrıslı Türkler olarak bu gelişmelerin en uzağında olmaksa bizim açımızdan oldukça üzücü.

Bu haber 425 defa okunmuştur

:

:

:

: