Kıbrıs’ta tutunamayıp göç edenler gitti; onların arkasından sırf gitmek durumunda kaldılar diye söylenmeyen laf kalmadı. Hala da söyleniyor. Ne zaman ağızlarını açıp Kıbrıs’la ilgili bir hassasiyetlerini dile getirmeye kalksalar, o malum laflardan birini alınlarına yapıştırılmış olarak bulurlar. Üstelik bütünüyle hasız yere…
Kıbrıs’ta tutunamayıp göç edenler gitti; onların arkasından sırf gitmek durumunda kaldılar diye söylenmeyen laf kalmadı. Hala da söyleniyor. Ne zaman ağızlarını açıp Kıbrıs’la ilgili bir hassasiyetlerini dile getirmeye kalksalar, o malum laflardan birini alınlarına yapıştırılmış olarak bulurlar. Üstelik bütünüyle hasız yere…
Kıbrıs’ı terk etmeyip, herşeye rağmen bu topraklarda tutunmak için direnenlere ne oldu dersiniz? Onların hali gidenlerden daha iyi mi? Hayır değil. Evet, hayatta herşey para değildir, ama yaşamak için bir işe ve gelire ihtiyaç vardır. Kıbrıs’ta yaşayan Kıbrıslılar iş dönüşü ertesi gün yeniden işine gidip akşama aynı işin sahibi olarak evine döneceğinden emin olmadan yaşıyorlar. Mesleğinde en iyi olma yetisini yakalayamayanlar zaten çoktan işlerini Türkiye’den gelip daha ucuza çalışanlara kaptırdılar bile. Kamu sektörüne hücum edişin altında yatan ana nedenlerden biri de budur. Çünkü orada eni-konu iş güvencesi vardır.
Dünyanın her yerinde göç, ya da yabancı işçi alan ülkelerde yeni gelenlere bu türden tepkilerin doğduğu görülmüştür. Höd-zöd ile değil de akıl yoluyla yönetilen ülkeler, bu türden olumsuz etkilerin ve dolayısıyla tepkilerin oluşmaması için ya da en aza indirgenmesi için kapsamlı politikalar üretip hayata geçirmişlerdir. Ne dediğimi anlamayanlara Almanya’ya bakmalarını öneririm.
Bir de, “sizi biz kurtardık” meselesini ele alalım. Ne kurtarmaymış arkadaş, bitmedi gitti! Bu “kurtarma” meselesi öylesine hoyratça kullanıldı ki, sonunda eksik olsun kurtardığın da kurtaracağın da dedirtti. Belli oldu ki Türkiye’de Kıbrıs’la ilgili olarak anlatılanlar başka Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumlar arasında yaşananlar başkaydı. İddia ediyorum; bırakın gelip gidenleri, bu ülkede yaşamakta olan Türkiyeliler dahi Kıbrıs’ta yaşananları doğru dürüst bilmiyorlar. Onlar kendilerine anlatıldığı şekliyle, 20 Temmuz 1974 tarihine kadar olan zaman diliminde Kıbrıslı Rumların canı istediğinde yolda sokakta bulduğu birkaç Türk’ü katlettiğini Kıbrıslı Türklerinde kurbanlık koyun gibi boyunlarını uzattığını zannediyorlar. Bilmiyorlar ki, Kıbrıs’ta iki toplum arasında yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden insanların yüzde 70’i Rum, yüzde 30’u da Türk’tür.
Evet, Kıbrıslı Türk 1968’e kadar Türkiye’den askeri anlamda yardım bekledi, bu beklentisi yüreğindeki kardeşlik duygularından besleniyordu. Ama maalesef gelmedi! 1968’den 1974’e kadar Kıbrıs’ta hiçbir silahlı çatışma olmadı. 1974’te ise geldiği güne kadar bir tek Kıbrıslı Türk’ün burnu bile kanamamıştı. Çünkü Kıbrıslı Rumlar kendi aralarında birbirleriyle boğuşmaktaydı. Aralarındaki çatışmayı hallettikten sonra sıra bize gelir miydi, gelmez miydi o ayrı bir tartışma konusu. Bizim kanaatimiz muhtemelen gelirdi.
Zaten o nedenle Türk askeri müdahalesine toplum olarak kucak açtık. Bizler için her biri tek tek büyük değere sahip 500 civarında şehit verildi. Ruhları şad olsun. Hatıraları önünde minnetle eğiliyoruz.
Fakat bilinmesinde yarar vardır; Kıbrıslı Türk toplumu hala varsa ve bugünlere gelebilmişse bunu öncelikle kendine duyduğu özgüvenine borçludur. Kardeş saydığı Türkiye’nin katkısı olmuştur. Ama Kıbrıslı Türk toplumunun da Türkiye’ye katkıları olmuştur. Ummak isterim ki bu karşılıklı katkılar bundan sonra da olmaya devam etsin.
Yarın yine devam edelim.