Özelleştirme iyidir, hoştur, çünkü adı ya da türü ne olursa olsun işletmeleri verimli çalışmak zorunda bırakıyor.
Özelleştirme iyidir, özelleştirme hoştur, özellikle bizim memlekette gerisi boştur. Meteliksiz devletin bir de hayvan çiftliği işletmesi mantıksızdır.
Otel işletmesi abesle iştigâldir. Süt-peynir yapıp satması komiktir.
Çünkü “Bunların içinde kâr eden yok” diyenin başı ağrımaz.
“Efendim onlar piyasada denge unsurudur” siyenler haklı olsa da sonuç değişmiyor.
Çünkü sübvansiye denilen şey, halkın cebinden çıkıyor, üstelik geriye de vergi ya da başka bir şey olarak dönüyor.
Devlet ille bir şey yapacaksa, piyasa şartlarını oluşturur, denetim mekanizmasını kurar ve taviz vermez, sübvansiye yerine doğrudan destekle de bu işi halleder.
Ama bizdeki düzen; devlete vurmanın, devleti ezmenin, devleti soymanın, sonra da “Bu nasıl devlet” diye bağırma düzeni.
Bakın bakalım anlı şanlı sendikalarımızın arasında özel sektöre girebilmiş olan var mı?
Bakın bakalım girme şansları var mı?
Tabii ki yok, bu zihniyetle olması mümkün değil ve olmaması daha iyi.
Ama bir şey var ki; “Canımı yakıyor” dersem inanın.
Her zaman özendiğimiz Rum Yönetimi’ndeki düzeni bile kuramamış olmak, anasının da danasının da en büyük ayıbıdır.
Üstelik Rum Yönetimi bu meziyeti AB’ye girdikten sonra da kazanmadı, o yüzden kıskanıyorum.
Bir işe (Mesela bir medya kuruluşuna) girecek olanı önce sendikaya gönderiyorlar.
Ama oradakiler sadece devletin “Medya sektöründe” örgütlü değil,
herkes önce kurumun güçlü olması için çalışıyor.
Çünkü; eşyanın tabiatı olarak...
İş yeriniz güçlü ise siz de bir “Güçten” bahsedebilirsiniz, patron değilseniz patronunuz vardır.
Bu kadar uzatmamın sebebi, neden özelleştirmenin tarafında durduğumu izah için.
***
PEKİ AMA YA SARAY OTEL?
Saray Ote’in de özelleştirileceğini duyduğumda sevinmiştim.
Çünkü; ne kadar bağırıp çağırsalar da tüm oteller kendi kendine yeterken; başkentin göbeğindeki en eski otel zarardadır.
Diğerleri kâr ederken, halkın parasından er yıl bilmem ne kadar milyonu yutmaya devam ediyor.
Çünkü her seçim döneminde “Vakıflar çiftliği” muhakkak devreye girer, “Şunu al şef yap, şuna da bir iş uydur, şu kadar da maaş ver” diyerek 45 kişi gönderir ve seçim kazanır bizim siyaset.
Onun için, Saray Otel’in özelleştirilmesini savunanlardanım.
Ama durum biraz karışık galiba...
Özelleştirme-kiralama her ne ise onun şartnamesi alacak olanla hazırlandı ve Saray Otel, bilmem kaç yıllığına kiralayanın firmanın yatakhanesi olacak. “Üstelik ortada “Al gülüm, ver gülüm durumları var” diyenlerin haksız çıkmasını umut ediyorum.
Ama özelleştirme böyle olmaz.
‘PEKİ YA NASIL OLUR’ DİYENLERE 
Dome Otel de Vakıflar’a aitti.
CTP iktidarı birilerine “Al senin olsun” der gibi bağışlamaya kalktı, ortaya sendika gibi bir sendika çıktı ve “Durun bakalım” dedi.
Üstelik bunu diyen sendikanın başındaki Bayram Karaman; CTP’nin içinde yoğrulmuş, birkaç dönem milletvekili seçilmiş bir isimdi.
Dome Otel’in emekçileriyle el ele verdi, içlerinden çıkan çatlak seslere aldırmadı, kazandı ve oteli, her yıl artarak devam eden para yutma makinesi olmaktan kurtarıldı.
Sadece 2008 yılında Vakıflardan, dolayısıyla devletten, dolayısıyla halkın 3 milyonunu (3 trilyon) yutacağını ve bu haramın her sene artacağını söylersem, ne demek istediğim daha kolay anlaşılır.
“Saray Otel’i de sendikaya verin” demiyorum, hiçbir alâkası ve beni ilgilendiren tarafı da yok.
Dome Otel o günden beri para istemiyor, kazanıyor, her biri otele ortak olan çalışanlarını devletten önce ödeyebiliyor ve yatırım yapabiliyorsa, örnektir ve iyi bir örnektir.
Bırakın para istemeyi, kumarhane kirasını Vakıflar alıyor, tepesindeki anteninkini de öyle, yani, kâr ortağı mal sahibi artık para kazanıyor.
Yani, Vakıflar Dome’da sadece kâra ortak, gerisine bakmıyor bile.
Peki Saray Otel’in neyi eksik?
Denizi mi?
Ama o da Lefkoşa’da!
SON SÖZ: “Çiftliği” yönetenlerin (!) sayesinde para yutma makinesine benzeyen Saray Otel’i muhakkak özelleştirin.
Ama öldürmeyin.
Halkın elinden almayın! 

Duyan be buba? 
- Duyan be buba?
- Ağnat da duyarım guzum...
- Doğu Akdeniz Üniversitesi 150 den fazla yabancı ile iş birliği yapıyormuş. Özellikle son altı ay içerisinde uluslararası işbirliklerine 40 yeni akademik kurum daha eklenmiş. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Majid Hashemipour, “Bu işbirlikleri kalitemizi ortaya koyuyor” demiş!
- Sen de Macit hocaya şuradan telefon et ve de ki; “Aman dikkat... Birileri bu durumdan rahatsız olmalı ki, ‘rektörü çalışanlar seçsin’ demeye başladı!”


