Geçtiğimiz hafta sonu İstanbul`daydım. Dünya`nın en büyük açık hava müzesi olan, 2010 kültür başkenti İstanbul`da İstiklal caddesi, Beyoğlu ve Taksim`i gezme fırsatı yakaladım. İstanbul 2010 kültür başkenti etkinlikleri ve organizasyonu için yapılan hazırlıklar, bu bölgede 24 saat durmak nedir bilmeyen, sanatsal ve kültürel bir enerji patlamasının yaşanmasına sebep olmuş. Fakat organizasyonda aksaklıklarda yaşanmıyor değil. Detaylarda yaşanan eksikliklerin, organizasyon komitesinin akademik kariyer sahibi olmayan yerel yöneticilerinin bilgisizliğinden kaynaklandığını düşünüyorum. Yokluğu en çok hissedilen kişi, aramızdan kısa bir süre önce ayrılan, İKSV kurucusu ve başkanı, değerli büyüğüm Şakir Eczacıbaşı`ydı. Tüm hayatını kültür ve sanata adayan bu büyük değerimizin şuan aramızda olmayışı, organizasyon yanlışlarının en büyük etkeniydi. Nur içinde yatsın... Güneşin yavaş yavaş karardığı saatlerde, Taksim`den başlayıp Tünel`e kadar uzanan İstiklal caddesini yürümeye başladığınızda, dalga dalga uzanan görsel ışık zarafeti ve yüzyıllar öncesi, kim bilir hangi hayatların ikamet ettiği tarihi binalar, insanı büyülemeye devam ediyor... Yaşamış olduğunuz yıllarda değilsiniz gibi, ruhunuz Orhan Veli, bedeniniz üstada hayat vermiş bir çift ayaktan ibaret... Öylesi bir ruh hali ki, görmüş olduğunuz McDonalds ve Burger King tabelaları, yaşamış olduğunuz zamandan, geleceğe yolculuk yapmış hissiyatı taşıyor...
Nedensiz; adımlarım hızlanıyor. Çiçek Pasajını turlayıp, tarihi Balık Pazarından Tarlabaşı istikametine doğru yol alıyorum... Her yer cıvıl cıvıl. Alış verişe çıkmış binlerce insan görüyorum. Kafeterya ve lokantalarda boş sandalye bulmak neredeyse imkansız. Mağazalar sezon sonu indirimlerine girmiş. Akşam yemeğine davetli olduğum mekan, bir kaç dakikalık mesafede. Yürümeye devam ediyorum. Ve Nevizade Sokak... 6 - 7 eylül olaylarının yaşandığı tarihi yer. Burada artık olmayan, Atina`ya göçe zorlanmış gayrimüslim dostlarımız... Belki artık bu sokakta yaşamıyorsunuz ama ortak kültür mirasımız ‘Nevizade Sokak’ yaşamaya devam ediyor... Gözünüz arkada kalmasın...
Saat 21.00 olmuş bile. 300 yıllık İstanbullu, Koro Grup yönetim kurulu başkanı, dayım Asım Şengönül ile birlikte, bulunduğu Sokağa adını vermiş, Nevizade Restaurant sahibi, Nev - Der Derneği kurucusu ve başkanı Sayın Bülent Saka`nın davetlisi olduk.
Mekan 3 katlı tarihi bir yapı. Klasik Osmanlı meyhanesi tarzında dekore edilmiş ve Nevizade sokağın en rağbet edilen mekanlarından biri. Giriş katı maksimum 60 kişi kapasiteli. Orta kat 30 kişilik, özel gruplara ayrılmış bir salon. Bizim için hazırlanmış olan masanın bulunduğu teras katı ise, bambaşka bir atmosfere sahip. Masaya oturduğumuz dakikalarda, 4 kişilik fasıl grubu başlıyor klasik Türk müziğine... Garsonumuz büyük ahşap bir tablada, 30 çeşit mezeyi teşhir için sunuyor. Ürünlerin tamamı aynı gün üretilmiş. Mutfak şefi bu yıl Nevizade Restaurant`taki 40.yılını doldurmuş. Dile kolay bir ömür gibi... Mezelerimizin siparişini veriyoruz. Ahtapot salatası, haydari, acılı Antep ezme, beyaz peynir, kavun, biber tarator, patlıcan salata, yoğurtlu patlıcan ezme, çoban salata. Ama şefimizin spesiyali olan bir meze var ki her daim tadı damağımda kaldı. Zeytinyağı ve fesleğen soslu haşlanmış mezgit balığı. Yolunuz Nevizade`ye düştüğünde mutlaka verecek olduğunuz meze siparişlerinde yer almalı. Masamızın bulunduğu yer, Ermeni Ortodoks kilisesine bakıyor. Fasıl şahane, mezeler lezzetli, atmosfer büyülüyor, tek eksik kaldı onu da garsonumuz tepsi içinde getiriyor. 70’lik Efe Yaş Üzüm Rakısı ve bir kova buz. İlk kadehler sağlığımıza kalkıyor.
Kadehlerden alınan ilk yudumlarla beraber, Sultani Segah Sirto çalıyor... Bir an Yeşilçam`ın siyah beyaz filmlerinin sinema emekçileri geliyor gözümün önüne... Nubar Terziyan, Hulusi Kentmen, Bedia Muvahhit, Vahi Öz, Ayhan Işık, Orhan Günşiray, Cahide Sonku ve Sadri Alışık başta olmak üzere, diğer tüm yitip gitmiş değerlerimiz. Sağlık dilekleriyle kalkan kadehim, saygıyla sırasını devrediyor...
Kalamar tava, karides güveç ve pastırmalı avcı böreği ile devam ediyoruz. Fasıl ritmi hızlanıyor... Memleketimden insan manzaralarını izliyorum. Biraz önce, sadece masadaki arkadaşlarıyla hüzünlenen, neşelenen insanlar, biranda mozaiğin parçalarının birleştiği gibi, tek yürek olup eğleniyorlar. Birbirlerini tanımayan genci, yaşlısı, yabancısı, akademisyeni herkes, el ele, kol kola dans ediyorlar. Eşsiz fasıl ziyafeti tavan yapıyor...
İşletme sahibi Bülent beyle Nev - Der üzerine konuşuyoruz. Nevizade sokakta 40 civarı mekan mevcutmuş. Dernekleşmenin şart olduğunu söyledi. Üyelerden toplanan aidatlarla, sokağın temizlik ve güvenlik kadrosunun ücretleri ödeniyormuş. Firmalarla yapılan sponsorluk anlaşmaları, derneğin yönetim kurulu tarafından imzalanıyormuş. “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” düşüncesi ve müşterek hayatı paylaşma mantalitesiyle, Nevizade sokağın geleceğini garanti altına alıyorlar.
Aklıma hemen Girne Harbour geliyor. Nevizade sokağın bir benzeri olarak kıyaslamaya giriyorum. Nevizade’nin ahengini, hiçbir zaman göremediğim Girne Harbour ne zaman profesyonelleşecek diye düşündüm. Ne zaman bu kötü görüntü değişecek... Ne zaman Harbour için radikal kararlar alınacak merak ediyorum. 2007 yılında Alma Ata havaalanında, Türk tanıtım bürosunun standını görmüştüm. Standın bir köşesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet`i tanıtılıyordu. Ve tek bir resim... Girne kalesinden çekilmiş Harbour. Düşündüm de Kuzey Kıbrıs’ın bilinen tek resminin bu kadar kötü idare ediliyor olması, içimin daha fazla acımasına sebep...
Nevizade`de saat kavramını unutuyorum... Gün devrilmiş, yerini yeni güne bırakmış... Ata`mın en sevdiği parçalardan biri “Vardar Ovası” ile gecemiz nihayetleniyor...