Yalnız elimizi değil göğsümüzü de taşın altına koyma zamanı artık gelmiştir

Ülkemizde meydana gelen olumsuz ekonomik ve mali olumsuzluklar fedakârlığın kerhen değil yürekten olmasını gerektirmektedir. Çünkü, biz fedakarlık yapmazsak kimsenin bizim yerimize fedakarlık yapmasını bekleyemeyiz.

Ülkemizde meydana gelen olumsuz ekonomik ve mali olumsuzluklar fedakârlığın kerhen değil yürekten olmasını gerektirmektedir. Çünkü, biz fedakarlık yapmazsak kimsenin bizim yerimize fedakarlık yapmasını bekleyemeyiz.

2009 yılından ekonomimizin %6.2 oranında küçülmesi yanında bütçe açıklarının TC yardımlarına rağmen sürdürülemez olması hükümeti başta kamu maliyesi olmak üzere tedbire zorlamıştır. Bunun neticesinde hükümet uygulamaya başladığı önlemlerle dar gelirliyi korumaya dönük sosyal adaleti gözetirken toplam talebi de olabildiğince olumsuz etkilememeye uğraş göstermektedir. Şöyle ki, gelirinin neredeyse tamamı tüketime giden dar gelirliyi korurken, artan gelirine paralel tasarruf eğilimi artan kesimlerden daha yüksek oranlarda vergi ve kesinti talep etmiştir. Bunun yanında, yalnızca kamu gelirlerini artırmak için değil, Avrupa Birliği ve gelişmiş ülkelerde olduğu gibi negatif dışsallığı olan alkol, tütün ürünleri ve kumar gibi hizmet ve ürünleri yüksek oranda vergilendirmiştir. Ayrıca, bankalar tarafından birçok haklı sebepten dolayı yatırımlara yeterince kanalize edilemeyen tasarruflardan mudilere yansıyacak stopaj vergisinin artırılması hem kamu gelirlerinin hem de ekonomideki toplam talebin artırılması yönünde olumlu etki yapacaktır. Mevduatların milli gelirin yaklaşık %120’si olması kamu gelirleri açısından potansiyel bir kaynak oluşturacaktır. Öte yandan, artan vergi oranı ile mevduatların cazibesinin azalması mudileri harcamaya motive edecek ve daralan ekonomi için ilaç olacaktır. Tabi ki, bu noktada ekonominin düze çıkması için toplumsal mutabakat ve desteğin gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu olgu, ise bana gayri ihtiyari Atatürk’ün aşağıdaki resmini hatırlatmaktadır.

Bu resim Kurtuluş Savaşı sırasında askeri ile ayni koşullarda mücadele eden Atatürk’ün azmini ve inancını yansıtmaktadır. Dikmen sırtlarında kar üzerinde dinlenmeye çalışan Atatürk’ü gören ve duyan askerin kurtuluş mücadelesine olan inancı ve hırsı ister istemez artmaktadır. Kıssadan hisse, ekonomimizin ayağa kalkması için hepimizin üzerine düşeni harfiyen yerine getirmesi artık kaçınılmazdır. Bu çerçevede, hükümet, işveren ve çalışan kesimlerin üzerine düşen görevler üzerinde kısaca durmak istiyorum.

Hükümetin özellikle kamu giderlerinin rasyonel harcanmasında ve şeffaflığı konusunda eksiklikleri olmasına karşın, üzerine düşen görevleri yaptığı ve yapmakta olduğu anlaşılmaktadır. Öncelikle, KKTC Merkez Bankası 2010-11 Bülteni incelendiğinde aşağıdaki tablolardan da görülebileceği gibi 2009 yılında ekonomideki küçülmeye rağmen KKTC 2010 mali yılı birinci çeyrek bütçe gerçekleşmeleri bir önceki yılın aynı dönemine göre incelendiği zaman bütçe gelir toplamlarında yüzde 3,42 artış yaşanırken, bütçe gider toplamlarında yüzde 6,38 gerileme yaşandığı görülmektedir

 

 

 

 

 

 

 

Hükümetin ayrıca almış olduğu mali tedbirler yanında Kobi Geliştirme Merkezi (KOBİGEM) kurması, yerel istihdamı özendirme girişimi, Rekabet Kurulunun oluşturulması, Kamu bankalarının ekonominin ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırılması, Kamu Reformu ve Kayıt dışı ekonomiyi önleme hazırlıkları gibi yaklaşımlar hükümetin doğru yolda olduğunu ve motive edilmesi gerektiğini göstermektedir.

Çalışanları temsilen sendikalar açısından ise başta AB ve Güney Kıbrıs olmak üzere daha ağır ekonomik reçeteler uygulanırken ülkemizde de alınmak zorunda kalınan önlemler karşısında anlamını yitirmiş ve maksadını aşan direniş yerine fedakârlıktan kaçmamaları gerekmektedir. Bunun yanında, kamuda etkinlik ve verimliliğin artırılması, kayıt dışılığın önlenmesi, eğitim, sağlık ve diğer alanlarda kalitenin artırılması için çağdaş sendikacılık anlayışıyla projeler üretmesi ve bu yönde hükümet üzerinde baskı unsuru oluşturması halkımızın ortak beklentisidir diye düşünüyorum.

İşveren kesimine göz atacak olursak, son zamanlarda oldukça duyarlı bir tutum ortaya koyduğu ve toplumsal uzlaşı arayışı içine girdiği anlaşılmaktadır. Bu çerçevede, hem Kıbrıs Türk Ticaret Odası hem de Kıbrıs Türk Sanayi Odası kendileri açısından olduğu gibi çalışan kesim ve hükümetin de duyarlılığını yansıtan sorunlara vurgu yapmakta ve uzlaşı aramaktadırlar. Özellikle Kıbrıs Türk Sanayi Odası tarafından uzlaşı arayışıyla tüm partileri, sendikaları ve sivil toplum örgütlerini aşağıdaki hedefler doğrultusunda uzlaşıya davet etmektedir: 1-Kamu maliyesinin yeniden yapılanması, kamunun küçültülmesi, kamu gelirlerinin azaltılması, kamu kaynaklarının verimli kullanılması, kayıt dışılığın önlenmesi ve vergi tabanının genişletilmesi; 2-Ülkeye giriş ve çıkışların kontrol altına alınması ve kayıt dışı ikametin önlenmesi ve 3-Mal ve hizmet üretiminin desteklenmesi ve dış sarımın teşvik edilmesi.”

Özetle vurgulamak gerekirse duyarlılıklarımız farklılaşmış olsa dahi tüm kesimler açısından sorunlarımızın ortak olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, tüm tarafların söylem ve eylem birliği yaparak eşgüdüm içerisinde hareket etmeleri ve ülke sorunlarının çözümü için optimal kararlar üretmesi hiç kuşkusuz en rasyonel tavır olacaktır.

Makale tarafından verilmeye çalışılan mesajı aşağıdaki teşbihle ortaya koyabiliriz:
“Atletizme katılan bir atletin başarılı olması için tüm organlarının sağlıklı ve atletin beyniyle aynı yönde hareket etmesi şarttır.”



Bu haber 287 defa okunmuştur

:

:

:

: